Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)
  • Üçüncü Boyutun Ötesi Dördüncü Boyut: Tetraküp
    (5 Dakikada okuyabilirsiniz)

    Boyut kavramını fizikçiler ve matematikçilerden sıkça işitiriz. Bizim uzayımız ve nesnelerimiz 3 boyutludur. En boy ve derinlik içerir.

    Fakat, bu bizim ‘algılayabildiğimiz’, içinde yer aldığımız boyututur. Görsel zekamız ve beynimiz 3 boyuta göre şekillenmiştir. Dördüncü boyutu “henüz” algılama olanağımız bulunmuyor.
    Bugünkü fizik bilgimize göre, dördüncü boyut olarak aslında hepimizin bildiği, Einstein’in teoremleriyle daha da önem kazanan ‘zaman’ ele alınıyor. Yani, üç fiziksel boyut ve zaman boyutu içinde varlığımızı sürdürüyoruz.

    Zaman boyutu haricindeki dördüncü “fiziksel” boyutun ilk defa 1888 yılında Charles Howard Hinton tarafından türetildiğine inanılıyor. Bilim insanları bu dört boyutlu yapıya tesseract (Yunanca tesseres aktines = dört ışın) ya da tetraküp ismini vermişler ve bizim görsel biçimde algılayacağımız boyuta getirmeye çalışmışlar.


    Tesseract 4 boyutlu bir küptür. Teorik olarak bakıldığında bütün kenarları arasındaki açı 90 derece olan, bütün ayrıtları ve yüzey alanları eşit olan, bir köşesinden birbirine dik dört ayrıtın çıktığı, dört boyutlu küpe verilen isimdir.

    Aslında dördüncü bir boyutun varlığını istersek izafiyet teorisi, paralel evren, kara delik, ışık hızı veya bütünüyle uzayın tamamı kavramlarından herhangi birini kullanarak matematiksel yönden açıklayabiliyoruz. Fakat şu anki amacımız bunun matematiksel açıklaması veya ispat yöntemleri değil.

    Aşağıdaki animasyona baktığınızda sanki 2 küp birbirlerinin içinden geçiyormuş gibi görülebilir. Fakat gördüğünüz kare yüzeyler 4 boyutlu bir evrende gerçekte eğilip, uzayıp, kısalmıyor. Buradaki küçülme ve deformasyon, bu dört boyutu bizim üç boyutlu dünyamızda görselleştirebilme amaçlı yapılmış mecburi bir şey. Biraz daha dikkatli incelediğinizde 4. Boyutu fark edebilirsiniz. Eğer fark edemediyseniz önemli değil çünkü insan beyni bunun için tasarlanmadı. Burada işin içine biraz soyutluk ve perspektif giriyor.

    Daha iyi anlayabilmek için kavramlara biraz detaylı girmek gerekiyor:
    Boyut: belirli bir doğrultuda ölçülmüş bir büyüklüğü ifade etmek için kullanılan geometri terimidir. Fizikte ve matematikte; bir uzayın ya da nesnenin boyutu, gayriresmi olarak bu uzay ve nesne üzerindeki herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minimum koordinat sayısı olarak tanımlanır.

    Şunu düşünelim; elimize aldığımız kağıda kalemle çizebileceğimiz en küçük yapı “nokta”dır. Nokta sıfır boyutlu ya da boyutsuz olarak kabul edilir. İki farklı nokta çizip bu noktaları birbiriyle bağlarsak bir çizgi elde ederiz. Çizgi ise sadece uzunluk içerdiği için 1 boyutludur. Kağıda iki tane çizgi yapıp bunları yine uç noktalarında bağlamak ile bir kare ya da dikdörtgen elde ederiz ki, bu da en-boy içerdiği için 2 boyutludur. Yine aynı şekilde kağıda iki tane kare çizip, köşe noktalarından bağlarsak bir küp elde etmiş oluruz. Küpümüz en, boy ve derinlik içerdiği için 3 boyutludur.


    0. boyut: nokta • 1. boyut: 2 nokta = çizgi • 2. boyut: 2 çizgi = alan • 3. boyut: 2 alan = mekan • 4. boyut: 2 mekan = zaman.

    Eğer herhangi boyutta bir geometrik cisim elde etmek istiyorsak 2 tane kopya yapıp geometrik uçlarından birbirine bağlarsak yani birleştirirsek bunu gerçekleştirebiliriz: Hiçlikten bir boyut üretebiliriz.
    Örneğin hemen yukarıdaki şekilde gördüğümüz gibi eğer bir tesseract (tetraküp) elde etmek istiyorsak 2 tane küp kopyayı köşelerinden birleştirmek yeterli olacaktır. Tesseract’ta 8 küp 24 kare 32 kenar ve 16 köşe oluşur.

    Fizik ve matematik birbirinden her zaman bilgileri ödünç alıp verir. Bazen matematikçiler geliştirir fizikçiler kullanır bazen de fizikçiler keşfeder ve matematikçiler geliştirir. Yüksek boyutlar geometrisi ilk 1800’lü yıllarda incelenmeye başladığında, genellikle tamamen matematiksel olarak kabul edildi. Ancak 1900’lerin başlarında modern fiziğin gelişimi; görelilikve Süper Sicim Teorisi ile, Einstein’ın teorilerinin ortaya çıkışı sonucu, fizikçiler tarafından ciddiye alınan bir fikir, evreni anlayabilmemiz için kullanılan bir araç olmuştur.

    Bizim matematik ile elde ettiğimiz dördüncü boyut, günümüzün Einstein temelli fiziğinde zaman boyutu olarak ele alınır. Burada yaptığımız görsel anlatım, “zaman” boyutunu görsel açıdan anlayabilmeniz için yapılan bir simülasyondan, bir zihin jimnastiğinden ibarettir.
    Sicim teorisi gibi daha mikro alanları açıklamaya çalışan teorilerde ise evrene daha fazla boyut eklenmeye çalışıldığını (belki de mecbur kalındığını) görürüz. Öyle ki Süper Sicim teorisi, M Teorisi ve Bozonsal Sicim Teorisi’nde, fiziksel uzayın 10, 11 veya 26 boyutlu olduğunu iddia edilir.

    (Kaynak:Kozmik Anafor)

  • Süper Ay var şuan dışarıda :) Bakın çok güzel gözüküyor :) Süper ay nedir diyenler için

    "Süper Ay, Dünya'nın tek doğal uydusu olan Ay'ın yerberi konumunda görülmesi olayıdır. Süper Ay sırasında Ay, normalden yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha parlak görünür."

  • Voyager 1'in İticileri 37 Yıl Sonra Ateşlendi!

    On yıllardır uzayda tek başına yolculuk yapan ve bize komşularımızı bulabilme ihtimali veren Voyager 1 uydusu geçtiğimiz aylarda 40. yaş gününü kutladı. 5 Eylül 1977 yılında fırlatılan araç, yeni ufuklar keşfetmek için durmadan gidiyor ve yaşına rağmen oldukça iyi işler çıkartıyor. Son olarak Uranüs ve Neptün gibi uzak gezegenlerden bilgiler veren Voyager şimdilerde yıldızlararası bir yolcu konumunda bulunuyor. Bunun yanında hemen belirtelim Voyager asla bir keşif uydusu olmadı o üzerinde taşıdığı altın plakla bizim bir nevi elçimiz oldu.


    forum.havaforum.com/attachment/6859/


    NASA'nın Jet Propulsion Laboratuarındaki bir grup mühendis, geçtiğimiz günlerde Voyager'in iticilerinde bir düşüş olduğunu farkettiler. Bu durum Voyager'in istenmeyen bir yöne doğru gitmesine sebep olabilirdi. Neyseki, bu işi düzeltmenin bir yolu vardı ancak sorunları da beraberinde getiriyordu. Mühendisler tarafından tasarlanan yedek iticiler en son 1980 yılında çalışmıştı.

    Bu hareketsiz iticileri yeniden canlandırmak için ekip orijinal Voyager dokümantasyonuna geri dönmek zorunda kaldı. Kodları inceleyen ekip son olarak 28 Kasım tarihinde iticileri çalıştırmak için bir sinyal gönderdi. Radyo dalgalarının 13 milyar mil uzakta bulunan Voyager'e ulaşmaları 19 saat 35 dakika sürdü ve sonuç olumlu oldu. Yedek iticiler devreye girmişti.

    Kaynak:http://www.webtekno.com/voyager-1-in-i…ndi-h37308.html

    Habere yorumum vay be oldu :) Evden bu kadar uzay ve kaç yıl öncesinin teknolojisine halen emirler verebilmek...Cidden harika

  • Türklerin 50 Yıl Önce Temelini Attığı Uzaya Füze Gönderme Çalışmaları ve Sonuçları

    Türklerin 50 Yıl Önce Temelini Attığı Uzaya Füze Gönderme Çalışmaları ve Sonuçları
    Araştırmacı - Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu
    Yarım asır önce bir uzay araştırma kuruluşumuz ve başarılı uzay denemelerimiz vardı.
    Günümüzde yerli tank ve yerli uçak tartışmaları yapıla dursun, bundan 50 küsur yıl önce Türkiye'de günümüzde büyük ölçüde unutulmuş bir yerli füze seferberliği başlamış.

    Yıl 1959, yani Rusların füzesi Sputnik'in uzaya gönderilmesinden 2 yıl sonra. Yer Bandırma. 1953 yılından beri akıllarını bu işlerle meşgul eden ve Sputnik'in uzaya yollanması üzerine iyiden iyiye heyecanlanan Şehit Mehmet Gönenç Lisesi Öğrencileri; Güngör Gezer, Artuğ Sayıner ve Osman Caran. Yanlarına arkadaşları Atilla Yedikardeşler ve Adnan Zambak'ı da alıp günümüzde bile yapılsa uçuk ve çılgın bir proje olduğu düşünülebilecek bir işe imza atmaya hevesleri var. Evet lise öğrencilerinin üstelik. Okulları bünyesinde Bandırma Füze kulübü'nü kurarlar. Kulüp kısa süre sonra Bandırma Havacılık ve Uzay Araştırma Derneği adında resmen liseden bağımsız bir dernek hâlini alır.

    Fedakarlıklarla Ortaya Çıkan İlk Füzenin Hikayesi:
    Zamanla katılımın arttığı dernek, özellikle bu konuda teknik bilgisi ve çalışmalarıyla tanınan Kirkor Divarcı'nın da gelmesiyle gerçekten füze tasarlayabilecek bir kapasiteye kavuştu. Bu işe baş koyan Divarcı, nişanlısıyla evlenebilmek için biriktirdiği 400 lirayı da seve seve bu işe yatırdı ve arkadaşlarıyla birlikte kolları sıvadı.
    Başarısızlık, Başarı, Talihsizlikler ve Tekrar Başarı:
    Gençlerin derneğin kuruluşundan kısa süre sonra tasarladıkları 3 kiloluk minyatür füze pek başarılı olmaz ve ancak 40 metre yüksekliğe kadar çıkarak denize düşer. 10 ekim 1959'da yapılan bu deneme genellikle alayla karşılansa da toplumdan olumlu tepkiler de alır. Füzeci gençler kendilerini alaya alanlara kulaklarını tıkayıp çalışmalarına devam ederler. Bir başarısız deneme daha yapan gençler 1960 yılının Şubat ayındaki üçüncü denemelerindeyse füzeyi 750 metre yüksekliğe çıkarmayı başarmıştır.
    Bu deneme sınırları aşarak yabancı ülkelerin medyasında da kendine yer bulur. Füzeci gençler artık yaptıkları işin ülke sınırlarını aşmış olmasının verdiği özgüvenle hareket etmektedir. Derneğin adı Bandırma Havacılık ve Astronomi Roket Kulübü olarak değiştirilir.
    Derneğinin adının değişmesini takip eden ilk dönemde şanssızlıklar ve teknik aksaklıklar füzeci gençlerin peşini bırakmaz ve uzun süre başarılı bir deneme gerçekleştiremezler. Derken 1961 yılında yapılan denemede füzenin 300 metre yüksekliğe fırlatılıp buradan paraşütle indirilmesi füzecilerin kendilerine olan güvenlerini tazeler ve çalışmalara hız vermelerini sağlar.


    İTÜ ve TSK’dan Destekle Üzerinde Türk Bayrağı Olan Bir Füze:

    24 mayıs 1962 tarihinde derneğin Ankara şubesi açılır ve bu aşamada füzecilerin çalışmaları Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yakından izlenmeye başlamıştır. Bu dönemde Kirkor Divarcı'nın tasarladığı Marmara-1 füzesi İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından onaylanır.
    TSK’nın da devreye girip destek vermesiyle Marmara-1 1962’de Zafer Bayramı'nda fırlatılır:

    Bugün bile duysak büyük olasılıkla söyleyenle alay edeceğimiz bir olay gerçeklekmiştir: Üzerinde Türk Bayrağı olan, 1 metre 33 cm uzunluğunda ve 1,5 kilo ağırlığındaki ilk Türk füzesi Marmara-1 gökyüzünde süzülmektedir! Artık Kirkor Divarcı ve arkadaşları çılgın bir projeyle uğraşan hevesli gençler olmaktan biraz ötededir, Zira projeleri doğru yönde ilerlemektedir. Neredeyse 1 km yüksekliğe çıkması açısından bu test atışı temelde başarılı olmuştur, ancak füzenin havada ateş alıp patlaması ve 200 metre kadar uzağa düşerek yangın çıkarması başarıya gölge düşürmüştür. Füzeciler yine de pes etmez ve çalışmalarına tam gaz devam ederler.


    Artık Profesyonel Bir Kurum:
    Kısa süre sonra yapılan Marmara-2 denemesindeyse o ana kadar elde edilen hız rekoru kırılır. Füze o kadar hızlı kalkış yapmıştır ki atış sahasının yakınlarına kurulan rasat kuleleri füzeyi takip edemez ve füze kaybolur ve asla bulunamaz. Başarılı test atışları zincirinde Marmara-2'yi Hürriyet-1 ve Hürriyet-2 füzeleri izler. Marmara-3 denemesinde füzenin havalanamaması can sıksa da füzecilerin şevkini kırmaz. Bir fiyasko olan Marmara-3'ün aksine Marmara-4, tam 5415 metre yüksekliğe kadar çıkarak müthiş bir başarı sağlar ve füzecilerin doğru yolda olduğu ve füzenin askeri amaçlarla kullanılabilecek duruma gelmesinin yakın olduğu izlenimini uyandırır.

    Uzaya Canlı Gönderme Düşüncesi ve Bir Yangın:
    Bu aşamada her şey mükemmel görünmektedir ve kendilerine güvenleri her gün haklı olarak artan divarcı ve ekibi füze projesiyle yetinmeyip uzaya canlı gönderme düşüncesine eğilmeye başlarlar. Aktrüs adı verilen bu projede 4 metre uzunluğunda ve 500 kilo ağırlığında bir füzeye bir fare konularak uzaya gönderilmesi düşünülmektedir.
    İşte bu noktada olan olur ve her şeyi tepetaklak eden bir gelişme yaşanır. 1963 yılı itibarıyla tüm proje planları Kirkor Divarcı'nın evinde tutulmaktadır. Her şey bu kadar iyi giderken Divarcı'nın evinde bir yangın çıkar ve projeye dair tüm yazılı belgeler bu yangında kül olur. Yangının nasıl çıktığına dair bir ipucu bulunamaz. Yalnızca şanssızlık eseri olduğuna inanmayan Kirkor Divarcı'nın morali fena hâlde bozulur. Olaydan çok etkilenir ve emeklerinin boşa gitmesi üzerine füze çalışmalarına bir daha başlamamak üzere son verir.
    Yangından sonra füzecilerin kurduğu dernek Havacılık ve Uzay Araştırma Derneği (HUZAD) adı altında faaliyetlerine devam eder ve günümüzde de yaşamaktadır. Merak edenleriniz için belirmek isteriz dernek beklendiği gibi canlı bir şekilde faaliyet göstermiyor.

    Azalarak Biten Çalışmalar:
    Sirius, Vega ve hayata geçirilen 300 km menzilli Ata-1 roketi gibi kayda değer projelere imza atsak da 4 yılda müthiş mesafe kaydeden füze çalışmalarını aynı hızda devam ettirememişiz.
    Bu bağlamda ülkenin gündemine daha 60'lı yıllarda giren ve çok hızlı ilerleyen yerli füze projesi Kirkor Divarcı'nın işten el etek çekmesiyle öksüz kalmıştır.


    Kaynak : http://www.webtekno.com

    soru-isareti(1).jpgBir ihtimal daha var...