HF Evren Köşesi

  • Kısaca inceleyince, Endekste son yıl değerlerine, yani günümüze baktığımda;

    1954, 1956

    1964, 1966

    1976, 1978

    1986, 1988

    1996, 1998

    2008, 2010

    Yılları ile benzer değerlerde olduğu görülüyor. Yani yaklaşık 10-12 yıl arayla en soğuk zamanı görülüyor.


    Birde ani çıkış ve inişlerin görüldüğü yıllar, tavan ve dip yılları...

    Ve etkileri.. sanırım benimde sizler gibi araştırıp takibime alacağım bir konu olacak.

  • Seyyah Güneşin bize olan etkisinin azalmış olması daha doğru güneş üzerindeki patlamaların azalması ve lekelerin çoğalması bunun nedenlerinden biridir Efsane-Semih doğrumudur hocam?

    Gunesteki leke sayisi maksimum donemde dahi yari yariya azaldi. Ancak hala dunya soguma evresine girdi diyemeyiz. Oncelikle global sicakligin notr olmasi lazim. Hala pozitifteyiz ama poziften dusus var.

  • Efsane-Semih


    Hocam, dünyanın yeni bir buzul / mini buzul çağına girmesi ile ilgili tartışırken bence göz ardı edilmemesi gereken bir unsur daha var.

    "insan ve doğanın dengesini değiştirme" faktörü bu.


    Her ne kadar güneş aktiviteleri azalsa dahi, insanoğlu kaynaklı sera gazı etkisi, ozon tabakasını zedelememiz gibi unsurlar da dünyanın soğuması / ısınmasında bir etken.


    kendi adıma, güneş aktivitelerinin artması dünya sıcaklığını daha hızla artırırken, aktivite azalmasının soğumaya daha yavaş etki edeceğini düşünüyorum.



    iyi forumlar, kolay gelsin

  • Uzay Meraklılarına Son Haberler

    =====================

    curiosity ile ilgili görsel sonucu


    NASA'nın uzay aracı Curiosity, ''ikinci beynini'' kullanmaya başladı


    NASA'nın Mars Bilim Laboratuvarı tarafından Mars'a keşif yapması amacıyla gönderilen uzay aracı Curiosity, teknik bir arıza nedeniyle ikinci beynini kullanmaya başladı.


    2011 yılında Mars'a olan yolculuğuna başlayan uzay aracı Curiosity, 2012 yılından beri gezegende inceleme yapıp kaydettiği verileri Mars Bilim Laboratuvarı ile paylaşıyor. NASA'nin pek çok uzay aracında olduğu gibi Curiosity de faaliyetlerini yönetebilecek iki bilgisayara sahip. NASA, Curiosity'nin sahip olduğu ''A tarafı ve B tarafı'' olmak üzere iki bilgisayarı beyin olarak nitelendiriyor. Geçtiğimiz günlerde NASA'dan yapılan açıklamaya göre 2012 yılından beri B tarafını kullanan Curiosity artık A tarafını kullanmaya başladı.


    İkinci beyin, geçici çözüm oldu

    Tabi bu değişikliğin önemli bir sebebi var. NASA yetkilileri tarafından yapılan açıklamaya göre 15 Eylül'den bu yana Curiosity, gezegenden topladığı verileri yeryüzündeki laboratuvara aktarmakta güçlük çekiyor. Yetkililer bu durumun sebebini henüz çözebilmiş değil ancak bir süreliğine A tarafını kullanarak hem veri aktarımını sürdürmeyi hem de B'deki problemi anlamayı hedefliyor.

    -DonanımHaber-


    ===================


    Güneş Sistemine 'Goblin' İsminde Bir Cüce Gezegen Katıldı


    Evet, güneş sistemimizde artık yeni bir cüce gezegen var ve adı Goblin. Bu gezegenin merak edilen detaylarını inceledik.

    Bu haftanın başlarında bilim insanları Planet Nine olarak da bilinen, Gezegen X'in varlığını destekleyen "son derece uzak bir nesneyi" keşfettiklerini duyurdular. Yeni cüce gezegeni resmen TG387 olarak listelerken, geçici olarak da Goblin adı verildi. Tabii, bunun nedenlerinden en önemlisi ise muhtemelen cadılar bayramı. Şimdi size, bu yeni dostumuz Goblin hakkında bazı önemli bilgileri verelim.


    ed6ec72f8c354e3a8d4f428e7758f655bca72ea1.jpeg


    Nedir bu Goblin, yenir mi?


    Goblin, bir cüce gezegen. Yani, bizim dünyamızın da yaptığı gibi Güneş'in çevresinde belirli bir yörüngede bulunuyor. Ancak pek güçlü etki ve kuvvetlere sahip sayılmaz, bu yüzden cüce gezegen olarak sınıflandırıldı. Bilim insanları çapının yaklaşık 300 kilometre olarak tahmin ediyorlar ki, aslında bir cüce gezegene göre bile küçük sayılır. Ayın çapının 3.474 kilometre olduğunu belirtirsek 1/10 oranından ne kadar küçük olduğunu tahmin edersiniz.


    Nerelerde yaşar, ne yer ne içer?

    Bilim insanları Goblin'i, Güneş'e yaklaşık 7.4 milyar mil uzaklıkta buldular. Plüton'dan 2.5 kat uzak bir mesafe bu. Goblin'in yörüngede Güneş'e en yakın olduğu mesafenin de 6 milyar mil uzaklıkta olduğu tahmin edilirken, en uzak olduğu noktadaki uzaklığı ise tahminen 214 milyar mil. Yani gerçekten çok uzakta ve araştırmacılar bu gezegenin yörüngeyi tamamlamasını 40.000 yılda yaptığını söylüyor.


    Nereden çıktı böyle birdenbire?

    Carnegie Institution for Science'dan Scott Sheppard, Northern Arizona University'den Chadwick Trujillo ve University of Hawaii'den David Tholen TG387'i keşfeden ekipleri yönettiler. İlk olarak Ekim 2015'te Hawaii'deki Mauna Kea üzerinde gözlemlediler, ancak Goblin çok yavaş hareket ettiği için ve böylesine devasa bir yörüngeye sahip olduğu için hakkında veri toplamak üç yıl kadar zamanlarını aldı.


    Peki, daha daha?

    Goblin ile alakalı söylenebilecek en önemli ve dikkat çeken şey bilim insanlarının ilk etapta onu fark etmiş olmalarıdır. Orada, yani uzayda şu an hala dolaşan binlerce bilinmeyen nesne var. Ancak onların uzaklığı, onları mevcut araçlarımız ve ekipmanlarımız ile tespiti neredeyse -şu an için- imkansız kılıyor. Araştırma ekibinin belirttiğine göre TG387, 40.000 yıllık yörüngesi bulunan bu cüce gezegenin yörüngesinin %99'u boyunca görülemeyeceğini, yani doğru yerde doğru zamanda bulunduklarını anlatıyor.


    Uzayla alakalı yaşanan bu gelişmeler oldukça heyecan verici. Teknoloji ilerledikçe, şu an ulaşmamız mümkün gözükmeyen yeni bilgilere de ulaşmamız daha kolay bir hal almaya devam edecek.

    -Webtekno-


    =================


    NASA: Voyager 2, Yıldızlararası Uzaya Ulaşmak Üzere

    NASA, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ü ziyaret eden efsanevi uzay sondası Voyager 2’nin Güneş Sistemi’ni terk etmek üzere olduğunu bildirdi.

    NASA’nın yıldızlararası yolculuklar için gönderdiği ikinci uzay aracı Voyager 2, güneş sistemimizin dışına çıkmak üzere. NASA’nın yaptığı açıklamaya göre Voyager 2, Dünya’dan 17.7 milyar kilometre uzakta yolculuğuna devam ediyor. Bu da Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığından tam 118 kat daha fazla.


    2007’den beri Heliosferin dış tabakasını geçmeye çalışan Voyager 2, bu tabakayı da geçtiğinde Voyager 1’den sonra Güneş Sistemi’ni terk etmeyi başaran ikinci insan yapımı nesne olacak.

    Bilim insanları, Ağustos ayının başlarında uzay aracına isabet eden kozmik ışınlarda yüzde 5’lik bir artış tespit etti. Bu artış, en son Voyager 1’ın 2012 yılında Güneş Sistemi’ni terk ettiği zamanlardan 3 ay önce gözlemlenmişti. Bu orana göre Voyager 2’nin de 2018’in sonlarına doğru Güneş Sistemi’nin dışına çıkması bekleniyor.


    f58f4885d173143d1370762f9e9fc8e566cbc10a.jpeg


    1977 yılında Voyager 1’den 16 gün önce fırlatılan Voyager 2, kardeşinin yörüngesinde yer alan Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin dışında Uranüs ve Neptün’ü de ziyaret etmiştir. Bu ziyaret Voyager 1’ın gerisinde kalmasını sağlamış olsa da Dünya’ya hayati veriler göndermiş ve bu 4 gezegeni gören tek uzay sondası olmuştur.

    Voyager 1 ve Voyager 2, Güneş Sistemi’ndeki görevlerini tamamladılar. İki sondanın şu anki hedefleri dış uzayda yeni medeniyetlere ulaşmak. Bunun için Güneş Sistemi’ne ulaşmak için bir harita ve Dünya’ya özgü verilerin saklandığı altın bir plak taşıyorlar. Voyager 2, plütonyumdan güç alan motoru sayesinde Dünya’ya 2025 yılına kadar bilgi gönderecek. Sonrasında, eğer bir aksilikle karşılaşmazsa binlerce yıl derin uzayda süzülmeye devam edecek.


    =====================

  • NASA Tarafından Uzayda Kaydedilmiş 8 Ürpertici Ses


    Güneş Sistemimizin dört bir yanına gönderdiği çeşitli uzay araçları ile uzayın bilinmeyenlerine dair önemli veriler toplayan NASA, bu uzay araçları sayesinde sadece Güneş Sistemimizin önemli gezegenlerine ait görselleri değil, aynı zamanda bu gezegenlerin sahip oldukları muazzam sesleri de kaydediyor. 'Sonsuz' olarak tabir ettiğimiz uzay, düşünüldüğünde aşırı sessiz bir yer olarak zihnimizde canlanıyor. Fakat gezegenlerden o gezegenlerin uydularına kadar tüm şeylerin, kendilerine ait olan birer ezgileri mevcut ve bu ezgiler, kelimenin tam anlamıyla büyüleyici nitelikteler. Tabii bu büyüleyicilik, aynı zamanda binlerce, hatta milyonlarca bilinmeyenle dolu uzay söz konusu olunca ürpertici bir şekilde de karşımıza çıkabiliyor. İşte o seslerden bazıları.


    Jupiter'in Sesi



    Jupiter'in uydusu Europa'nın Sesi



    Jupiter'in uydusu Ganymade'in Sesi



    Jupiter'ın şok dalgalarının sesi



    Jupiter'in uydusu Callisto'nun sesi



    Saturn'deki bir fırtınanın sesi



    Saturn'ün halkalarının sesi



    Voyager 1'den Yıldızlararası Uzay'ın Sesi




    https://www.webtekno.com/nasa-…8-urpertici-ses-l801.html

  • Sesler hakikaten büyüleyici. Fakat anlayamadığım ya da bir şeyleri atladığım bir konu var. "mutlak boşluk" diye tanımlayabileceğimiz uzay boşluğunda kayıt edilebilecek ses nasıl yayılıyor?


    Eğer kaydedilen sesler, farklı frekans eşiklerinde kayıt edilen seslerse ve insanın duyma eşiğinin dışında seslerse, uzay biz insanlar için yine de " mutlak sessiz" olarak nitelenebilir mi? :)


    iyi forumlar

  • ilker.g

    Hocam bildiğim kadarıyla dalgalar ses dalgası değil elektromanyetik dalgalar. Bu elektromanyetik dalgalar da kendi içinde ayrılıyor.Radyo dalgaları Mikrodalgalar,Kızılötesi dalgalar,Gamma.. Uzayda çok çeşitli dalga tipleri bulunuyor.

    Bizim yukarıdaki videolarda duyduklarımız mekanik dalga değilde enerji taşıyan dalga şeklinde yayılıyor aslında. Yayılan elektromanyetik dalgaları algılayan cihazlarda bunu dünyaya iletiyor. Dünyadaki bilim insanlarıda bizim duyabileceğimiz şekle yani mekanik dalga haline indirgiyor.

    Yani bizim bu duyduklarımız aslında elektromanyetik dalgaların ,ses dalgasına dönüştürülmüş şeklidir diye biliyorum.


    İkinci paragrafdaki cümleniz ise çok hoşuma gitti ve aynen katılırım.

    Hatta yukarıya, yani uzaya bakmamıza bile gerek yok, şuan yaşadığımız dünyada, şehirlerimizde, evimizdeki odamızda, göremediğimiz, duyamadığımız, algılayamadığımız o kadar fazla dalga tipi, farklı frekansda dalgalar ve enerji varki.. Aslında ne hiçbir şey duyuyoruz ne de görüyoruz:)

  • LightOfGod


    Çok teşekkür ederim verdiğiniz bilgi için. BaFRaLı55 Hoca'nın attığı ileti sayesinde tetiklenen araştırma isteğim :) sizin söylediklerinizi destekler nitelikte.


    işin diğer ( ikinci paragraf) :) kısmına gelirsek, sadece sesler de değil. Gördüklerimiz, renkler, sesler tüm algı sistemimiz aslında görme, duyma, koku alma vs. eşiklerimiz ile sınırlı. aslında fiziksel şekillerimiz bile, algı eşiklerimiz ile sınırlı.


    aynı şekilde, cosmos'da yaptığımız araştırmalarda da, kendi sınırlarımız içinde bir arayışımız var. Mesela farklı yaşam formlarını düşünürken, zihnimizde canlanan hep bizim gezegenimizde olan ve algıladığımız şekliyle varlıklar.


    aklıma gelen soru yine şu oluyor, ya her şey farklı bir eşiğin içeriğiyse?


    :)


    sevgi ve selamlarımla