Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)
  • HİPERKÜP: EVREN NEDEN ÜÇ BOYUTLU?


    Yaşadığımız evren üç boyutlu ve zamanı da eklersek dört boyuta ulaşıyoruz. Ancak elimizde sadece 3 uzay boyutu var: Uzunluk, genişlik ve yükseklik. Oysa matematikte boyut sınırı yok ve uzay 1000 boyutlu da olabilirdi. Peki neden sadece 3 boyutlu? Fizikçiler buna yeni bir açıklama getirdi: Hiperküp.

    GÖRELİLİK VE HİPERKÜP

    Evren’de neden yalnızca 3 boyut olduğuna dair en yeni teoriye geçmeden önce fizikte boyutların nasıl anlaşıldığına kısaca göz atalım: Fizik derken Einstein’ın görelilik teorisini kast ediyoruz ve görelilik teorisi de analitik geometriyi kullanıyor; yani matematik formüllerini çizerek gösteriyor.

    Bu noktada Einstein zamanı ekleyerek Evren’i 4 boyutlu eğri Riemann geometrisinde tanımlıyor. Biz de 4. boyutu bilinen tüm uzay boyutlarına aynı anda dik açı yapan bir üst boyut olarak tanımlayabiliriz (örneğin küp yerine hiperküp).


    BOYUT CAMBAZLIĞI

    Hiperküp nedir diye boşuna hayal etmeye çalışmayın. Başaramazsınız; çünkü şekilleri beynimizde sadece üç boyutlu olarak canlandırabiliriz. Yine de üç boyutlu uzaydaki bütün boyutların birbirine dik olduğuna dikkat edelim.
    Örneğin, iki boyutlu kare, yüzeyi birbirine dik açılı olan dört tek boyutlu çizginin birleşmesiyle oluşuyor. Üç boyutlu küp ise birbirine dik açılı 6 kare yüzeyin birleşmesiyle oluşuyor. 4 boyutlu bir küpün de 3 boyutlu küpün altı kenarına tümüyle dik açı yapan yüzeylerden oluşması gerekiyor. Buna hiperküp diyoruz.

    KAFANIZ MI KARIŞTI?


    Sıkıntı yok. Hiperküp konusuna yazının devamında geri geleceğiz; ama şimdi ana konumuzun Evren neden üç boyutlu sorusu olduğunu hatırlatalım. İspanya Salamanca Üniversitesi ve Meksika Ulusal Teknik Enstitüsü fizikçileri termodinamik yasalarından yola çıkarak buna bir cevap buldular.


    4 boyutlu uzayın resmi. Yaşadığımız evren aslında hiçliğin içinde sürekli genişleyen bir küre. Ancak zamanı da çizerek gösterirsek başlangıç noktasından sonsuza genişleyen bir huniye benziyor. Bu yüzden 4 uzay boyutlu bir evrenden bizim evrenimize bakarsak evrenin geçmişini, geleceğini aynı anda görürüz (sol taraf günümüz).


    TERMODİNAMİK HER YERDE

    Evet yine karşımıza termodinamik yasaları çıktı; çünkü tüm fizik yasalarının temeli termodinamiktir: Juan Maldacena gibi fizikçiler her şeyin teorisini geliştirmeye yönelik en iyi aday olan sicim teorisinde uzay ve zamanı termodinamikten türetmeye çalışıyor.
    Hem blogda hem Popular Science Türkiye Temmuz 2016 sayısında anlattığım üzere; biyokimyacı Nick Lane ile fizikçi Jeremy England da evrim ve hayatın kökenini termodinamik süreçlere bağlıyor. Termodinamik bizi tüm Evren’i tek bir denklemle açıklayacak olan her şeyin teorisini geliştirmeye yaklaştırıyor.


    TEORİK KAYGILAR

    Ancak her şeyin teorisi konusunda bazı sıkıntılar var: Uzay-zamanı sonsuz güçle bükerek tekillik yaratan kara deliklerin yerçekimi alanını ve Evren’i doğuran büyük patlama anındaki tekilliği bir araya getirmeyi başaramadık.

    Oysa bütün fizik yasalarının termodinamiğe itaat ettiğini biliyoruz. Bu da uzay-zamanı termodinamikten türeterek yeni bir kütleçekim kuramı geliştirmek konusunda elimizi güçlendiriyor. Yalnız büyük patlamayla kara deliklerin merkezindeki tekilliği tek formülde birleştirmek gibi iddialı bir hedefi gerçekleştirmek için başka bir şey yapmalı ve uzayın neden üç boyutlu olduğunu açıklamak zorundayız. Öyleyse başlayalım.


    ENERJİ VE TERMODİNAMİK

    Termodinamik 18. yy’da Fransızlar tarafından geliştirildi ve buharlı makinelerinin öncüsü oldu. Bu yüzden de uzun yıllar boyunca ısı transfer bilimi olarak anlaşıldı. Ancak, ısı da bir enerji türü ve hem enerji aktarmaya hem de enerjiyi dönüştürmeye yarıyor.

    Örneğin, suyu ısıtıp buharlaştırarak ve yüksek basınçlı buharı pistonlardan geçirerek buharlı lokomotif yapabiliriz (ısıyı harekete dönüştürmek). Keza buharı türbinlerden geçirerek elektrik de üretebiliriz (ısıyı elektriğe dönüştürmek).

    Gökcisimlerinden nükleer patlamaya kadar Evren’deki her şey enerjinin dönüşümü ve aktarımına bağlıdır. Bu durumda termodinamik yasalarını uzayın üç boyutlu olduğunu açıklamak için nasıl kullanabiliriz?


    Devridaim makinesi imkansızdır.


    FİZİK YASALARININ KÖKENİ

    Evren’in toplam enerji miktarı artmaz ve azalmaz. Aynı sebeple enerjiyi yok edemez veya yoktan enerji yaratamayız. Dolayısıyla enerjinin tamamını faydalı işe dönüştüremeyiz (yüzde 100 verimlilikle çalışan makineler, yani devridaim makineleri imkansızdır).

    Fizikçilere göre Evren dediğimiz şey en az 1082 atomdan oluşan dev bir makine ve bu makine büyük patlama anında belirli bir enerjiyle oluştu. Bu enerji uzay-zamanı ve içindeki her şeyi yarattı (buna karanlık madde, karanlık enerji, normal enerji, normal madde ve antimadde dahil).
    Dolayısıyla Evren’de yüzde 100 verimlilikle çalışan bir makine yapmak veya ısının tüm atomlarda soğuktan sıcağa akması gibi tersine işler yapmak istiyorsak Evren’in enerjisinden daha yüksek enerjiye ihtiyacımız var. Oysa bu imkansız. Evren bile kendi enerjisinden daha büyük enerji üretemez. Bu gerçek 3 boyutlu uzay için bu ne anlama geliyor?



    Gözlemlenebilir evren ışıktan yavaş hızla genişliyor. Saniyede 74 km gibi düşük bir hızla. Ancak kainat sonsuza kadar şişerek sonsuz sayıda birbirinden kopuk köpük evren yaratıyor olabilir. Her köpük evrenin içinde uzay ışıktan yavaş genişliyor.


    BÜYÜK ŞİŞME


    Evren oluştuktan sonra çok kısa bir süre için ışıktan hızlı genişledi. Sonra yavaşladı ve aradan geçen 13 milyar 780 milyon yılda genişleme hızı saniyede 74 km’ye kadar düştü (Evren 3,6 milyon ışık yılı mesafede 74 km/saniye hızla genişliyor).

    Öyle ki bugün uzayda eskiden komşumuz olan; ama aradan geçen zamanda bizden ışığın asla ulaşamayacağı kadar uzaklaşmış olan sayısız galaksi var. Gözlemlenebilir evrenin dışında kalan bu galaksileri pratikte başka bir evrene ait kabul ediyoruz; çünkü hiçbir şey ışıktan hızlı gidemez.

    Biz de ışıktan hızlı iletişim kuramayız. Ayrıca yerçekimi, ışık ve manyetik alanlar uzayda ışıktan hızlı gidemez, bu nedenle de ışıktan hızlı etkileşim kuramaz.


    Fransızlar ilk buharlı otomobili termodinamik sayesinde geliştirdi. Önde kazan (18. yy).

    TERMODİNAMİĞİN ÖZÜ

    Öyleyse Evren’in toplam enerjisi değişmez derken sadece gözlemlenebilir evrenden söz ediyoruz. Fizik yasalarının gözlemlenebilir evrenin her yerinde geçerli olmasını uzayın büyük patlamadan sonra ışıktan hızlı genişlemesine borçluyuz.

    Öte yandan, evren üç boyutludur derken aslında sadece gözlemlenebilir evrenden söz ediyoruz. Muhtemelen gözlemlenebilir evrenin hemen dışında kalan galaksilerde de aynı fizik yasaları geçerlidir; ama bunun garantisi yok.


    Gözlemlenebilir evren. Logaritmik ölçekli temsili resim. Uzaklık merkezden dairenin kenarına yaklaştıkça katlanarak artıyor.


    SORUNUN CEVABI


    Fizikçi Lisa Zyga bundan yola çıkarak şu sonuca varıyor: Gözlemlenebilir evren üç boyutlu; çünkü evrenin toplam enerjisi sadece üç uzay boyutu üretebiliyor. Büyük patlama anında ise enerji sonsuz veya sonsuza yakın yoğunluktaydı.

    Bu nedenle büyük patlama anında evrende sonsuz veya sonsuza yakın sayıda uzay boyutu vardı. Ancak, evren genişledikçe enerjinin yoğunluğu ve evrenin toplam enerjisi azaldı. Böylece gözlemlenebilir evrende sadece üç uzay boyutu oluştu.


    Çoklu evren teorisine göre, kainatın ışıktan hızlı şişmesi hiç durmadı ve bu da sonsuz sayıda gözlemlenebilir evren doğuruyor. Resimdeki gibi her evren birbirine kara deliklerle bağlı olabilir.

  • DEVAMI......


    DUR BİR DAKİKA!

    Hani evrenin toplam enerjisi değişmezdi? Öyleyse büyük patlama anında evren nasıl bugünkü gözlemlenebilir evrenden daha fazla enerjiye sahip olabilir?
    İşte burada şişme; yani evrenin kısa süre için ışıktan hızlı genişlemiş olması devreye giriyor: Gözlemlenebilir evrenin içinde uzay ışıktan yavaş genişliyor. Ancak, gözlemlenebilir evrenin hemen dışındaki galaksilerin ışığının neden bize asla ulaşamayacağını sanıyorsunuz?

    Dolayısıyla evrenin toplam enerjisi derken, bugün gözlemlenebilir evrenin dışında kalan galaksileri de hesaba katmak zorundayız. Kısacası ışıktan hızlı şişme bizim bölgemizde durmuş olsa bile, gözlemlenebilir evrenin dışında şişme sürüyor.


    EVRENİN ENERJİSİ NE?

    Bilmiyoruz ve açıkçası asla bilemeyeceğiz. Sonuçta gözlemlenebilir evrenin dışında ne kadar büyük bir uzay parçası olduğunu bilmiyoruz. Tek bildiğimiz şey gözlemlenebilir evrenin toplam enerjisinin sadece üç uzay boyutuna izin vermiş olması.

    AMAN DİKKAT!

    Bu durum gözlemlenebilir evrenin dışında sonsuz boyutlu evrenler olduğu anlamına gelmiyor: Unutmayın, bizden ışığın ulaşamayacağı kadar uzak olan diğer evrenler de tıpkı gözlemlenebilir evren gibi sınırlı büyüklükteki uzay parçalarından oluşuyor.

    Bu sebeple bize komşu diğer evrenlerde de 1000 veya 100 bin boyutlu uzay olması çok zor. Belki sadece bütün kainatın, sonsuz veya sonsuza yakın sayıda uzay boyutundan oluştuğunu söyleyebiliriz.


    Hiperuzay Yıldız Savaşları’nda uzay gemilerinin ışıktan hızlı yolculuk etmesini sağlayan 4 boyutlu uzay. 4 boyutlu uzayda yol almak 3B evrende büyük mesafeler kat etmek anlamına geliyor. Matematiksel olarak doğru.


    EVRENLER ARASI SEYAHAT

    Buraya kadar size hem şişme teorisini (enflasyon teorisi ama bizim ışıktan hızlı artan enflasyon canavarı değil) hem de termodinamik yasalarını anlattım. Hatta ikisini birlikte kullanarak üç boyutlu uzayı nasıl türetebileceğimiz gösterdim

    Şimdi çok daha ilginç bir şey söyleyeceğim: Sonsuz şişme teorisine göre uzayda şişme hiç durmuyor. Şişmenin hep sürdüğü evrenler var. Bunlar bizden kopuk evrenler. Demek ki evrenin toplam enerjisi artmaz derken, biz hem gözlemlenebilir evrenin enerjisi artmaz diyoruz hem de tüm gözlemlenebilir evrenleri içeren kainatın toplam enerjisi artmaz diyoruz.

    Hatta mutlak açıdan, totaliter bakarsak sadece tüm gözlemlenebilir evrenleri içine alan asıl kainatın (fizikçi Susskind’e göre mega evrenin) toplam enerjisi değişmez diyebiliriz. Öyleyse kara delikleri birbirine bağlayan solucandelikleri yoluyla bizimle aynı fizik yasalarına sahip olan komşu evrenlere (teorik olarak) seyahat edebiliriz.


    4, 10, 1000 BOYUTLU UZAY


    Bu durumda gözlemlenebilir evrenlerin çok büyük kısmının maksimum 10 uzay boyutuna sahip olması gerekiyor. 1000 boyutlu evrenler daha nadir olmalı; çünkü boyut sayısı arttıkça enerjide de artmak zorunda.

    Düşünün: Kainatın toplam enerjisi değişmediğine göre kainat sonsuz enerjiye sahip olamaz; sonsuza yakın ama sınırlı enerjiye sahip olmalı. Bu sınırlı enerjinin içinde yüksek enerjili ve çok boyutlu evrenlerin sayısı üç boyutlu mütevazı evrenlerden daha az olmalı.

    Yine de biz uzayda çok küçük bir noktaya süper güçlü lazerler yönelterek o noktadaki anlık enerjiyi normalde evrenin izin vermediği miktarda artırabilir ve ışıktan kara delikler yaratabiliriz. Bazı teorilere göre kara delikler termodinamiğe aykırı olarak sahip olduğu enerjiden daha fazlasını üretebiliyor.


    BAŞKA EVRENLERE YOLCULUK

    Bunları başka bir evrendeki kara deliklere bağlayıp solucandelikleri yaratırsak başka evrenlere seyahat edebiliriz. Üstelik kainatın toplam enerjisi değişmediğinden, belki de solucandeliklerindeki enerji düzeyi hedef evrene yaklaştıkça o evrenin enerjisine eşitlenebilir.

    Böylelikle bizim evrenden yola çıkarak ve enerji düzeyini azar azar değiştirerek fizik kuralları bize benzer olan başka bir evrene kendimizi yok etmeden geçiş yapabiliriz (yerçekiminin daha zayıf olduğu bir evren gibi).

    Evrenimizdeki üç uzay boyutunun gözlemlenebilir evrenin enerji düzeyine bağlı olduğunu kabul edersek bu bilimkurgu senaryosu mümkün olacaktır.

  • Evren ile ilgili şaşırtıcı gerçekler

    Gökyüzünde gördüğümüz yıldızlar çok uzun süredir oradalar. Gökyüzünde gözlenebilen yıldızların %95'i 4 ila 11 milyar yıl önce oluşmuştur. Yani bu aralar çok fazla yıldız oluşmuyor. Scientific American'a göre, şu andaki yıldız oluşum hızı, 11 milyar yıl önceki oluşum hızının sadece %3'ü kadar. Yani bundan sonra başka bir büyük patlama olmazsa, önümüzdeki milyarlarca yılda şu andaki yıldızların sayısı sadece %5 artacak.

    Çok sorulan bir sorudur; bütün dünyadaki kum tanelerinin sayısı mı daha fazla, evrendeki yıldız sayısı mı? Kısa cevap : yıldızlar. Uzun cevap: Evrende tahmini olarak 10 seksilyon yıldız var (1'den sonra 22 adet sıfır). Dünyadaki tüm kum tanelerinin hesaplanan sayısı ise 2.5 ila 5 seksilyon arasında.

    Çok daha şaşırtıcı bir bilgi. Evrende 10 seksilyon yıldız var demiştik. Peki, 10 seksilyon atomu bir araya getirsek ne büyüklükte olur? Sıkı durun; bir kum tanesinin dörtte biri kadar ancak oluyor! Yani bir kum tanesinde evrendeki tüm yıldızların sayısından çok daha fazla atom var.

    Güneş'in ışınları dünyaya 8 dakikada ulaşır. Bunu hepimiz biliriz. Peki güneşin içindeki durum ne? Güneşin ışınları çekirdekteki füzyon reaksiyonu sonucu oluşurlar ve merkezdeki çekirdekten yüzeye ulaşmaları tam 30,000 yıl sürer! Yani 8 dakikada yaklaşık 150 milyon kilometreyi aşmayı başaran ışınlar, güneşten kurtulmak için 30,000 yılı harcamaktadır.

    Gökyüzüne baktığımızda aslında geçmişe bakıyoruz. Gördüğümüz yıldız ışıkları yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca yıl önce yola çıkan ışınlardır. Yıldızlara bakıp dilek tutuyorsanız, bir kez daha düşünün derim.

    Sagittarius B adı ile alınan yıldızlararası bulut kümesi, 1 milyar litre alkol içermektedir. İçilebilir değil, içki sevenler hemen heyecanlanmasın! Çok şaşırtıcı olduğu kesin.

    Galaksideki elektrik süpürgeleri, yani karadelikler. Büyük hacimli bir yıldız öldüğünde, dışındaki gazlar dışarı doğru bir patlama ile savrulur. Çekirdek kısmı ise kendi içine çöker. Bu kendi içine çökme inanılmaz derecede yoğun bir madde meydana getirir. Güneşin tüm kütlesinin bir tenis topuna sıkıştırıldığını düşünün. Bu yoğunlaşmanın doğal sonucu, inanılmaz yükseklikte bir çekim gücüdür.a

    2004 yılında evrendeki en büyük elmas keşfedildi. Bu aslında çökmüş ve elmas haline gelmiş bir yıldız. Çapı 4,000 km. olan bu yıldız, dünyadan 50 ışık yılı uzaklıkta. Bu büyüklükteki bir elmas 10 milyar kere trilyon kere trilyon karat ediyor! Birgün böyle bir yıldıza ulaşabilirsek, elmas herhalde dünyadaki en ucuz materyallerden biri olacaktır. Bu arada, Jüpiter ve Satürn gibi gaz devi gezegenlerin çekirdeğinin de elmas olduğuna dair iddialar hala geçerliliğini koruyor ve keşfedilmeyi bekliyor.

  • Carl Sagan'dan gelsin o zaman.

    "Voyager 1 sondası, dış güneş sistemini incelemek maksadıyla ABD tarafından 5 Eylül 1977'de fırlatıldı. 14 Şubat 1990'da NASA, asli görevini tamamlamış ve artık Dünya'dan hayli uzaklaşmış olan Voyager 1'e yeni komutlar yollayarak Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenleri fotoğraflamasını sağladı. Gelen fotoğraflardan birinde, grenli bir siyah yüzey üzerinde uçuk mavi bir nokta görülüyordu. Bu, Dünya'ydı."


    Soluk Mavi Nokta..

    "Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

    Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

    Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.

    Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.

    Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza."

    https://tr.wikipedia.org/wiki/Soluk_Mavi_Nokta

  • Mars'ın yörüngesinde dolanan güçlü teleskoptan ,Dünya ve Ay'a bakış.
    Normalde Dünya ve Ay burdaki uzaklıktan çok çok daha birbirlerine uzaktır fakat perspektif ve bakış açısından bu görüntü ortaya çıkmış.
    Fotoğrafta ortada görünen kara parçası Avustralya.

  • Güneş, son 4.6 milyar yıldır var olan bir yıldızdır. Ancak bu zaman, "Güneş" yılına göre belirlenmektedir. Unutmayın, 1 yıl dediğimiz şey, Dünya'nın Güneş etrafında 1 tur atmasından ibarettir. Bu, bizim için epey uzun bir süredir. Ancak bizim 1 yılımız, Güneş'in kendi yolculuğunda Samanyolu Galaksisi etrafındaki dönüşüne kıyasla önemsenmeyecek kadar kısa bir süredir. Güneş, var olduğundan beri, Samanyolu Galaksisi'nin merkezinde bulunan karadeliğin etrafında turlamaktadır. Ancak bu tur, çok çok uzun bir turdur: yaklaşık 250 milyon Dünya yılı sürer! Yani Güneş'imiz doğduğundan beri, sadece 18.4 defa Samanyolu Galaksisi'ni turlamıştır. Güneş'imiz, en son şu anda bulunduğu noktada iken, gezegenimizde dinozorlar yeni yeni baskın grup haline gelmeye başlamıştı ve gezegenimizde o zamanlar sadece 1 tane dev kıta vardı: Pangea! Kıyaslamak açısından, Güneş'imiz Samanyolu Galaksisi etrafında 18 turunu tamamladığında, Dünya, Güneş'in etrafındaki yaklaşık 4.5 milyarıncı turunu atıyordu.

  • Amerikan Uzay Ajansı NASA, uzayda inci gibi parlayan dünyamızın en detaylı fotoğrafını yayınladı.

    İnsanlık olarak her ne kadar "O'nu" çirkinleştirmek için elimizden geleni ardımıza koymasak da, Dünya, evrendeki en büyük güzelliklerden birini temsil etmeye devam ediyor. NASA'nın, Amerikan Atmosfer ve Okyanus İdaresi Kurumu ile işbirliği sonrasında yayınladığı fotoğraf, bunun örneklerinden biri.

    5 Ocak'ta çekilen benzeri görülmemiş fotoğraf, gezegenimizin şu ana kadar çekilen fotoğraflarından dört kat daha fazla detay içeriyor.

  • gerçekten Dünya bu kadar simetrik şekilde yuvarlak mı ?

    bence Dünya Düzdür

    Tam yuvarlak değil, ekvatorun çapı kutuplara göre 20-21 km daha büyük.Ekvatordan geniş kutuplardan basık. :)
    Hiç uçağa bindin mi bilmiyorum ama binenler bilir,uçağın uçtuğu yükseklikte ( ortalama 8.000 - 10.000 metre) bile ufuğa doğru bakarsan hafif yuvarlaklaştığını gözlemleyebilirsin.