Orta Asya ve Türk Dünyası Coğrafyası

  • @manasbalasy Hocam şimdi soy ağacında anne tarafından da baba tarafından da hiç fire vermeden yaşadığımız köyden hiç çıkmamışız.Bizim köye 1500 lü yıllarda Yörük Türkmenleri yerleşmişler başka kültürlerden hiç kız almadan kendi içimizde evlilik yaparak bugüne gelmişiz.Ben de oradan geliyorum :D

  • Yörük Türkmeni diye bir şey yok.
    1-Anadoluya gelen Türkmenlerin çoğunluğu Horasan üzerinden gelmiştir. Horasan üzerinden gelmeyenler de Irak-Suriye üzerinden gelmiştir ki oraya da Horasan üzerinden göçmüşlerdir.
    2-Anadolu da konar-göçer yaşayan Türkmenlere ''Yörük'' yerleşik olarak yaşayanlara da ''Manav'' denmiştir.
    3-Bu isim ayrılığının sebebi ise vergi olayını kolaylaştırmak içindir. Önceden sadece erkekler sayılır ve vergi almak için büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda sayıma dahil edilirdi.


    Zamanla bu kavramlar Manav Türkü ve Yörük Türkü diye kalıplaşmış. İkisi de aynı yerden gelen aynı boya aynı soya sahip aslında. Biri durmuş biri yürümüş tek farkı bu :D



    Sen de ben de missss gibi Türkmeniz kardeşim.

  • Oş Pazarı-Bişkek-Kırgızistan


    Orta Asya'nın en büyük perakende pazarı. Cıvata'dan Giyime Sebze-Meyve'den Elektronik Eşyaya envayi çeşit yüzlerce çeşit ürünün bulunduğu pazar Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek'te bulunuyor.




    Bu pazarda benim arkadaşımın telefonunu çaldılar daha sonra aynı telefonu çocuğa geri sattılar. :D

  • Ak kalpak günün kutlu olsun Kırgızistan. Bugün Kırgızistan Kalpak Bayramı



    Beyaz keçeden yapılan Kırgız kalpağı (keçe şapkası) Kırgız Türkleri'nin hayatında önemli bir yere sahiptir.
    Kırgızlar kutsal gördükleri kalpaklarını doğum, düğün, cenaze ve eğlence gibi özel ve önemli anlarda takıyorlar.
    Kırgızların ulusal başlığı ak kalpağın türüne göre, taşıyanın yaşı ve sosyal statüsü anlaşılabiliyor.
    Kırgız Türkleri, kalpağın atalarının izini taşıdığına inanırlar. Ak kalpak, karlı Tanrı Dağını da simgeliyor.


  • Gagavuzlar Türk dünyasının Hrıstiyan Ortodoks bir topluluğudur. Gagavuzların menşei ile ilgili pek çok nazariye vardır. Gagavuzların Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a gelen Türk boylarından Hıristiyanlaşanlar, Anadolu’dan Keykavus ve Sarı Saltuk ile beraber gelen Türklerin Hrıstiyanlaşmaları veOsmanlılar döneminde Anadolu’dan Balkanlar’a geçen Hrıstiyan Türk topluluklarının bir karışımı olduğu ileri sürülmektedir. Bir başka söyleyişle, Gagavuzlar, “Peçenek, Uz ve Kumanlarla Anadolu Selçuklu Türklerinden meydana gelmiş, onların sentezi olan bir Türk toplumudur”. Ortodoks Hrıstiyanlığı benimsemiş olmalarıyla birlikte dilleri Anadolu Türkçesine çok yakındır.

    1989 yılında yapılan nüfus sayımına göre, eski Sovyetler Birliği’nde Gagavuzların sayısı 197.164’tür. Bunların %78’i Moldavya’da, %16’sı Ukrayna’da ve kalan %5’i ise Rusya Federasyonu başta olmak üzere Kazakistan, Beyaz Rusya, Özbekistan, Gürcistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Litvanya ve Estonya’ya dağılmış durumdadır.

    Bulgaristan başta olmak üzere, Romanya, Yunanistan ve Makedonya’da da Gagavuzlar yaşamaktadırlar. Moldavya’daki Gagavuzlar, 5 Mart 1995’te yapılan bir referandum sonucunda özerkliklerini elde etmişlerdir. Başkenti Komrad olan bu bölgeye Gagavuz Yeri denilmektedir. Çadır ve Valkaneş Gagavuz Yeri’nin diğer şehirleridir.

    gagauzya


    Gagavuz aydınları son yıllarda Türkiye’deki aydınlarla ve edebiyatçılarla ilişkilerini kuvvetlendirmektedirler. Ana Sözügazetesinde Türkiye Türkçesi öğretilmekte ve büyük ilgi görmektedir. Gagavuz aydınları Türkiye’den sonra Türk dünyasından en fazla Azerbaycan edebiyatçılarını ve sanatçılarını tanımaktadırlar. 20. yüzyıl Gagavuz edebiyatının en belirgin özelliği mahalliliktir. Gagavuzlarda şiir en önde gelen edebiyat türüdür.

    Nesir tarzında masal, fıkra, hikaye ve anektodlara rastlanır. Roman ve tiyatro pek yoktur. Gagavuz Türkçesini kullanarak 20. yüzyılda eser veren belli başlı Gagavuz edebiyatçıları şunlardır: Mihail Çakır, Nikolay Petroviç Arabacı, Nikolay Georgieviç Tanasoğlu, Dimitri Karaçoban, Diyonis Tanasoğlu, Nikolay Babaoğlu, Mina Kösa, Gavril Gaydarci, Stepan Kuroğlu, Vasi Filioğlu, Stepan Bulgar, Todur (Fedor) Marinoglu, Petr Gagauz-Çebotar, Todor (Fedor) Zanet, Petr Yalanji ve Tudorka Arnaut.92

    1989 nüfus sayımına göre 197.164 kişi olan Gagauzların %77,5’i (152.752) II. Dünya Savaşı’nda Romanya’dan ilhak edilen Moldova Cumhuriyeti’nin Komrat, Çadır, Lungak, Bulganetse gibi şehir ve bölgelerinde yoğun bir şekilde bulunurlar. Bunun dışında %16,23’ü (32.017) Ukrayna, 10 bin kadarı Rusya Federasyonu’nda, bin kadarı Kazakistan’da bulunur.

    BDT’nin dışında ise Kuzeydoğu Bulgaristan ile bilhassa Dobruca’da mevcutturlar. Gagauz şivesi Türkiye Türkçesine çok yakındır. Onları diğer Türklerden ayıran özellik Hıristiyan (Ortodoks) olmalarıdır.Türkiye’ye göçenlerin ekseriyeti ise İslamiyet’i kabul etmiştir. Eski Türk kavimi Uzların (Oguz) kalıntısı olduğu tahmin edilen bu Türk boyunun adı Gök-Oguz (bundan Gagauz) olduğu iddia edilmektedir.

    Deliorman Türkleri, Asparuh Bulgarları da denilen Gagauzlar çok geç tarihlerde alfabeye kavuşmuşlardır. 1895-1909 yıllarında Rus-Kril harfleri esasında bir alfabe düzenlenmişti. Romanya’dakiler ise Romen-Latin harflerine dayanan alfabe kullanmışlardı. Sovyetler Birliği’nde ise 1932-1957 yılları arasında Latin harfleri kullanan Gagauzlar bu tarihten sonra diğer Türk boyları gibi Kril esasına dayanan alfabe kullanmak zorunda bırakılmışlardır.

    1991’den sonra Türkiye ile ilişkileri artmış, bilimsel, eğitim, ufak çaplı ticaret ve çalışma ilişkileri tesis edilmiştir. Gagauzların büyük sıkıntısı Türkiye’de bulundukları esnalarda bazı kesimlerin kendilerini İslamiyet’e davet etmeleridir.

    1991 yılında Moldova bağımsızlık kazanınca Gagauzların da talepleri doğrultusunda güneybatısındaki bölgeye 23.12.1994’te Gagauz Cumhuriyeti adıyla özerklik verdi. 1.800 km. karelik alanı kapsayan bu Gagauz Cumhuriyeti’nin toplam nüfusu 200 bin ve başkenti Komrat’tır. 35 kişilik bir halk meclisi bulunmaktadır.

    Bugün yaşlı ve okuma-yazma bilmeyenler yalnızca Türkçe konuşmaktadırlar. Sovyetler Birliği zamanında Rusça’nın okullarda zorunlu hale getirilmesi sonucu Gagavuzlar, iki dilli olmuşlardır. Moldova’da yaşayan milletler içinde Rusça’nın ikinci dil olarak konuşulma oranının en yüksek olduğu grup Gagavuzlardır. Gagavuzların %74′ünün Rusça’ya vakıf oldukları tespit edilmiştir. Okullarda kademeli olarak Latin Alfabesi ve Gagavuzca eğitim verilmeye başlanmıştır. Gagavuzca yayınlanan gazetelerden başlıcaları Ana Sözü ve Gagavuz Sesi Gazetesidir. Ayrıca Saba Yıldızı adlı bir dergi de yayın hayatına başlamıştır.

    Hamdullah Suphi Tanrıöver’in T.C. Bükreş Büyükelçisi olduğu dönemde (1931-1944) Gagavuzlar Türkiye’nin gündemine gelmiştir. Bu dönemde Gagavuz Yeri’nde Türkçe kursları açılmış ve Türkçe kitaplar gönde-rilmiştir. Öte yandan bazı Gagavuzlar seçilerek Türkiye’de yüksek öğrenim görmeleri sağlanmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Gagavuzlar Türkiye’nin gündemine tekrar girmişlerdir.

    Uzun zaman kopuk olan ilişkilere büyük önem verilmektedir. Türkiye Gagavuzlara yardım mahiyetinde bir çok program ve proje gerçekleştirmiştir. Faaliyetlerin çoğu eğitim alanında yoğunlaşmıştır. Bunun yanında insani yardım ve sağlık malzemesi gönderilmiş, Gagavuz öğrenci ve öğretmenlere Türkiye’de çeşitli sürelerle Türkçe yaz kursları verilmiştir. Gagavuz Yeri’ndeki Komrat Devlet Üniversitesi’ne Türkiye’den öğretim elemanı gönderilmesi için alt yapı çalışmaları başlatılmış, ayrıca üniversiteye çok sayıda kitap gönderilmiş, maddi yardımda da bulunulmuştur. Bursa ile Çadır-Lunga şehrinde ilkokullar arasında kardeş okul ilişkisi kurulmuştur.

    1957 yılında Moldova S.S.C.B. Yüksek Sovyeti’nin kararıyla Rus Alfabesine birkaç harf ilave edilerek, Kiril esaslı Gagavuz Alfabesi hazırlanmıştır. 1957′den 1996′ya kadar tekrar Kiril Alfabesini, 1996′dan sonra ise Latin Alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Gagavuz Türkçesini bir yazı dili haline getirme mücadelesinde Rusça’dan etkilenilmiştir.

    Gagavuz Türkçesi morfoloji, fonetik ve sentaks açısından değerlendirildiğinde Slav etkisinde kalmıştır. Gagavuz Türkçesinin her gün yaşayan iki diyalekti vardır. Birisi merkez diyalekti (Konrat ve Çadır), diğeri ise güney (Vulkaneş) diyalektidir. Kanuna göre Gagavuz Yeri’nin resmi dili “Gagavuzca, Rusça ve Romence”dir. Özerklik süreciyle birlikte Gagavuzların anadillerini her alanda kulla-nabilme imkanı doğmuştur.

    XI. Yüzyıla kadar Hıristiyan kiliseleri arasında bir takım teolojik problemler olmasına rağmen bu problemler kiliseler arasında büyük bir ayırıma sebep olmamıştı. Ancak 1054 yılında Hıristiyan kilisesi Ortodoks ve Katolik olmak üzere iki ana mezhebe ayrıldı. Eskiden olduğu gibi günümüzde de Gagavuzlar arasında Babtist ve Adventist gruplar ve bunlara ait kiliseler mevcuttur. Gagavuzların uzun bir süre yazılı edebiyatları olmamıştır.

    Çeşitli zamanlarda farklı alfabeler kullanmak zorunda kalan Gagavuzlar yaşadıkları ülkenin alfabesiyle Türkçe kitaplar yayınlamışlardır. Çağdaş Gagavuz edebiyatının gelişmesinde Mihail Çakır’ın oldukça büyük rolü vardır. Çünkü Çakır daha 1094 yılında Gagavuz Türkçesiyle ilk gazeteyi çıkarmış ve bu dilin bir edebî dil haline gelmesi için ilk meşaleyi yakmıştır.

    1934 tarihinde Gagavuz Türkçesiyle Besarabyalı Gagavuzların İstoryası adlı kitabını bastırmıştır. Bu kitap bir Gagavuz tarafından yazılan ilk Gagavuz tarihidir. Yine Çakır 1939 yılında Gagavuzca-Romence sözlüğü neşretmiştir ve İncil’i anadiline çevirmiştir. 1957 yılından günümüze kadar Gagavuz Türkçesi ile 25-30 civarında edebi eser yayınlamıştır.