Konu Dışı [Genel Sohbet]

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)
  • :D :D valla hocam güneşin doğuşunu gördüm hastanede sabah 6-8 arası istirahat ettim hamdolsun . çarşıda işlerim vardı hallettim köyüme geldim eve az önce girdim e uyurmuyum bilmiyorum hocam biraz dağlara gidesim var öğlen vakti dağlara gidebilirim gezmeye ;) :)

    Gez kardeşim bizim yerimizede gez ;) biz şehrin betonuna sıkıştık kaldık bahçede 2-3 m2 yeşil görsek sevinir olduk :S

  • Bafra 25 derece güzel bir hava var MGM yarına 30 çarşamba gününe 32 derece demiş.Çarşamba günüde aksiyon olabilir gökgürültülü yağış ile :) Perşembe günü ise 13 derece aradaki fark dikkat çekici :)

  • Allahim affetsin ama şu sicaklar bana göre değil arkadaş..Bugun bunaldim resmen...

    Çoklar diye korkmadık, azız diye çekinmedik, düşmanlarımız etrafımızda ocak gibiydi, biz de ateş idik!

  • Ava Giden Avlanır

    Bir kurt , çayırda otlayan koyunları yemek için bir hile düşünmüştü.Çobana ve çoban köpeğine farkettirmeden,sırtına bir koyun postu geçirerek koyunlar arasına dalmış ve karnını doyurmak için ağılda uygun zamanı kollamaya başlamıştı.
    Bu arada çobanın da karnı acıkmış,koyunlardan birini kesip pişirmek niyetiyle ağıla girmişti.
    Çoban önüne çıkan ilk hayvanı yakalayıp ağılda kesti.
    Çobanın koyun diye bıçakla başını kestiği hayvan,koyun postuna bürünmüş kurttan başkası değildi.

    ---Burda atsözünün demek istediği bazen işler senin istediğin gibi değilde tam tersi bir durum söz konusu olması durumudur. Mesela bir adam tavşan avlamak için ormana gider ancak tavşan avlayayım derken, ayı tarafından yaralanması veyahut parçalanmasını örnek verebilir avcı ike av durumuna düşmüş olur. Tabi her zaman böyle olacak diye bir konu yok yaşanmış olaylardan sonra bü atasözü bazen cuk diye oturuyor. Mesela balık avlamaya giden bir kişinin boğulmasının ardından ava giderken avlandı denilmesi gibi...

    ---Halk arasında sürekli olarak kullanılan bu atasözü, başka birine zarar vermek isteyenin kendi zarar görür anlamında kullanılmaktadır. Birine kötü bir şey yapmaya çalıştığınızda ve ona zarar vermek yerine kendiniz zarar gördüğünüzde bu atasözü tam sizi açıklamış olur :) İnsanarın kötülüğünü düşünmezaten doğasında zararlı bir olgudur. Yaılan hiçbir kötülük, hiç bir ah yerde kalmaz. Ava giderken avlanmasanız bile avdan dönünce avlanabilirsiniz.

    --Bir kuşcağız tenha bir yerde kurtcukları avlamak için bekliyordu. Aniden bir kedi gelerek o kuşu kapıp avladı, bir lokma edip midesine indirdi.

    * Her zaman tetikte olmalı... Hiç beklemediğin anda senin hata yapmanı bekleyen nefsin ve şeytanın senin açığını kollamakta... Dikkat et de!.. ava giderken avlanma...

    --cumhuriyet gazetesi’nde eskiden severek okuduğum bir köşe vardı: “rast gele”.
    yazarıyla sonradan tanıştım ve çok da sevdim! dost canlısı, insan ve doğa aşığı bir avukat: raif ertem.
    ege’de foça ve çandarlı’nın da içinde yer aldığı bakırçay havzasını dağı, deresi, yaylası, ormanı, tuzlasıyla, olanca doğallığı ve canlılığıyla, üstelik bölgenin tarihini de içerecek şekilde doğayı anlattığı yazılar yazardı. pek çokları gibi ben de keyifle okurdum.
    kısa yazılardı. bir “kurşun atımı” gibi. ama av tüfeğinden çıkan saçmalar gibi her yana dağılan, dolayısıyla her şey dokunan yazılardı.
    sevgili raif ertem’in bakırköy’de bir yazıhanesi vardı. çok yakınımda olmasına karşın, yaşamını yitirene kadar ancak birkaç kez ziyaret edebildim, onu orada.
    “av ve avcılık” üzerine konuşur, tartışırdık. “avcılığın doğayı koruduğunu” savunurdu.
    ben ise bu değerli insanı olabildiğince kırmamaya özen göstererek itiraz eder, av amacıyla bile olsa “öldürme”nin yanlış ve kötü, avcılığın ise doğaya zarar veren bir şey olduğunu savunurdum.
    bana aldırmaz, güler ve anlatmayı sürdürürdü:
    avcılar doğayı korur mu?
    “asıl avcılar doğayı ve doğadaki canlıları korurlar”, “avcılar olmasa o bölgedeki tüm canlılar kısa süre içinde yok edilirler” derdi.
    bunun nasıl ve neden olabileceğini düşünür ama yine de aklım basmazdı.
    yine de hem yazdıkları, hem de anlattıkları bende “ekolojik düşünce ve yaşama” konusundaki ilk farkındalık oluşturdu. çevreye duyarlı olmak, doğayı yalnız korumak değil, aslında onun bir parçası olunması gerektiğini o sıralarda anladığımı söyleyebilirim.
    “öldürmeye” olan tepkim başka tür bir avcılığın olabileceğini savunmama yol açardı.
    “av tüfeği yerine bir teleobjektifli fotoğraf makinesi alıp, doğadaki canlıların fotoğraflarını çekerek başka çeşit bir “avcılığın” yapılabileceğini savunurdum. bu söylediğimi sonraları yaptım. dijital fotoğraf makineleri çıkmadan önce kuşları havada uçarken, ördekleri suya konar ya da kalkarken fotoğraflamaya çalışırdım.
    Bunları anlatırken de bana gülerdi…
    avını seven avcılar
    ondan öğrendiğim başka bir şey de avcıların “av”larına düşmanlık duymadıkları, tersine sevdikleriydi. bu duygu “av olan” için de geçerli midir bilmem!
    avcı avını avlamaya çalışır, ama avına duyduğu sevgi ile avı onu avlar derlerdi. “ava giden avlanır” sözü de buradan mı çıkmıştır bilmiyorum. , ama pek çok kişinin de böyle dediğini sıkça duydum.
    av ve avcı hikayelerini genel olarak herkes sever, dinlemek de keyif verir. o hikâyelerle pek bilinmeyen, bilinmediği için de korkulan pek çok vahşi hayvan insanlar tarafından sevilir. bana göre ayıları sevimli kılan ayı oynatıcıların yaptıkları değil, avcılarla olan ilişkileri ve buna dair anlatılanlardır.
    diğer yandan av hikâyelerinin içinde çok sayıda “abartı” yer alır. bu abartılar dinleyenleri rahatsız etmez ya da kızdırmaz, tersine insanın hoşuna gider, sıklıkla güldürür. çünkü insanların düşlediklerini ortaya koyduğu gibi, aynı zamanda gücünü, doğal yaşamdaki inanılmayacak gerçeklerin de ipuçlarını da verir.