Sağlık Konusunda Merak Edilenler ve Bilinmeyenler

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)

  • Baş dönmesinden şikayetçi olanlar dikkat!


    vertigo'nun bir hastalık değil, 'bulgu' olduğunu, 'baş dönmesi' ve 'dönme yanılsaması' anlamına geldiğini söyledi.

    Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Bozan, erişkin yaş grubunda ve özellikle 50 yaş sonrasında daha sık görülen vertigo hakkında bilgi verdi. Bozan, vertigo durumunda kişinin kendisinin eşyaların etrafında döndüğü ya da eşyaların kendisi etrafında döndüğü hissine kapıldığını vurguladı. Dr. Bozan "Kulakta dengemizin sağlanmasında görevli olan kristallerin normalde bulundukları yerden başka bir yerde yerleşmesi nedeniyle hastanın hareketi ile baş dönmesi hissi olmaktadır.
    Toplumun yüzde 30'unda baş dönmesi şikayetine rastlanır. Her 5 baş dönmesi hastasının 1'inde, bu şikayette kristallerin yer değiştirmesi sorumludur" dedi.
    Bozan, vertigoya birçok hastalığın neden olabileceğini ve teşhisin 'denge' konusunda uzmanlaşmış kliniklerde konulabileceğini söyledi.

    kaynak : sabah.com

  • Beyin tümörü belirtileri nelerdir ?
    Beyin tümörü belirtileri (iyi huylu veya habis) tümörün büyüklüğüne, hücre tipine ve bulunduğu bölgeye göre değişiklik gösterebilir. Belirtiler tümör beyne baskı yapmaya başladığında ve sinirleri tahrip ettiğinde ortaya çıkar.



    En sık görülen belirtiler;
    Baş Ağrısı: Baş ağrısı beyin tümörü belirtisi olabilir ancak baş ağrısının stres, kötü beslenme, vücudun susuz kalması gibi pek çok farklı nedenle oluşabileceği de unutulmamalıdır.
    Beyin tümörünün neden olduğu baş ağrısı en şiddetli olarak sabah saatlerinde yaşanır. Uykudan baş ağrısıyla uyanmak, eskiden baş ağrısı sorunu olmayıp son dönemlerde sıkça baş ağrısı yaşamak, baş ağrılarının zamanla sıklaşması, baş ağrısıyla birlikte mide bulantısı ve kusma görülmesi baş ağrısının beyin tümörü nedeniyle olabileceğinin ipuçlarıdır.
    Beyin tümörü bulunan her 3 hastadan 1'i doktora baş ağrısı şikayetiyle gitmektedir. Tümörün neden olduğu baş ağrısı oldukça şiddetlidir ve uzun sürebilir.
    Sabah yaşanan Ağrı öğle saatlerine doğru hafifleyebilir. Tümörün beyin üzerinde yarattığı baskı arttıkça baş ağrıları şiddetlenir ve sıklaşır. Eğilmek, öksürmek, egzersiz yapmak bile baş ağrısını artırabilir.
    Mide Bulantısı: Beyin tümörünün yol açtığı mide bulantısı daha çok sabahları görülür. Mide bulantısına kusma ve geçmeyen hıçkırık eşlik edebilir.
    Uyuşukluk: Uyuşukluk hali genellikle beyin tümörü belirli bir boyuta eriştiğinde görülür. Tümör büyüdükçe ve kafatası içinde çevresindeki dokulara baskı yaptıkça uyuşukluk ortaya çıkar ve normalden daha fazla uykuya ihtiyaç duyulabilir.
    Görme ve Konuşma Sorunları: Tümör nedeniyle göz bozukluğu, nesnelerin biçimlerinin dalgalanıyor gibi görülmesi, net görememe, tünel görüş, çift görme ve görüş kaybı gibi problemler oluşabilir.
    Konuşurken kelimelerin unutulması, tam telaffuz edilememesi ve konuşulanları anlamama gibi problemler yaşanabilir.
    Titreme ve Seğirmeler: Beyin tümörüne bağlı olarak ortaya çıkan kas seğirmeleri ve titremeler genellikle el, kol ve bacaklarda görülür.
    Bazı titremeler vücut genelinde, nöbet şeklinde görülebilir ve hastanın 1-2 dakikalık bilinç kaybı yaşamasına neden olabilir. Eğer beyin tümörü başarılı bir şekilde tedavi edilirse titreme, nöbet ve kas seğirmelerin tamamen ortadan kalkma ihtimali oldukça yüksektir.
    Ancak bazı durumlarda tümör alınmasına rağmen beynin hasar gören dokusu nedeniyle titremeler ve kas seğirmeleri devam edebilir. Bu titremeler ve kas seğirmeleri epilepsi ilaçları ile kontrol altına alınabilmektedir.
    Diğer Belirtiler: Vücut dengesini koruma ve yürüme sırasında yaşanan sorunlar, ruh halinde dalgalanmalar ve kişinin karakterinin değişmesi, konsantre olamama ve hafıza sorunları ile kol ve bacaklarda his kaybı beyin tümörünün diğer belirtileri arasındadır.

    kaynak: yeniakit.com

  • kendiniz ve sevdiğiniz büyükleriniz,aileniz için mutlaka okumanız gereken bir haber :
    http://www.sabah.com.tr/galeri/saglik/…zden-uzak-olsun


    Tip 3 diyabeti bizden uzak olsun
    Tıp dünyasının tip 3 diyabet diye tanımladığı beyin diyabeti, ilerleyen aşamalarda Parkinson, Alzheimer gibi hastalıklara neden oluyor. Ancak beslenmemize katacağımız beş doğal besin sayesinde beyin diyabetini önleyebiliriz.


    • Uzman Diyetisyen
      SELAHATTİN DÖNMEZ

      Beyin organların merkezi kontrolünü sağlayan, hormonların salgılanmasını denetleyen, tüm duyusal davranışları ve bilgi bütünleme kabiliyetini yöneten organımızdır. Beynimizin bu hayati görevlerini sürdürebilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır ve öncelikli olarak kullandığı enerji kaynağı da glikozdur

    • Beyinde bulunan nöron denilen sinir hücreleri, tüm bu görevleri yerine getirmeleri için besinlerle alınan karbonhidratların bağırsaklarda sindirimiyle oluşan glikozun yüzde 50'sini direkt beyine iletir. Fakat belirli durumlarda beyine gelen glikozu nöronlar hücrelerin içine sokamazlar, nöronlar böylece tahrip olur ve fonksiyonları da bozulur. Buna beyinde insülin direnci denir.
    • Beyin böylece aç kalır ve yaşlanma hızı artar, Parkinson, Alzheimer gibi çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olur ki, bu kompleks durumu tıp dünyası tip 3 yani beyin diyabeti olarak adlandırır. Ancak 5 mucize doğal besin ile bu nöropsikiatrik hastalıklardan korunabilir ve beyin diyabetini önleyebilirsiniz.
    • Arı poleni: İnsanın sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için gerekli tüm elementleri taşıyan mükemmel bir besin kaynağı. Birçok besine göre vücutta kullanılabilirliği yüksek protein içeriği bulunur. B grubu vitaminleri, demir, kalsiyum, magnezyum mineralleri, sağlıklı yağ asitleri ve fenolik bileşikleri taşıması arı polenini eşsiz bir doğal yiyecek yapmaktadır.
    • Arı poleni gençleşerek yaş almayı sağlayan ender besinlerden biridir. Karaciğerdeki hasarları önleyebilen, mide ülserini iyileştiren, genel ağrıyı dindiren analjezik etkisi, beyine gerekli mükemmel glikoz kaynağı ve antiinflamatuvar özelliğinden dolayı sağlıklı yaşamda ayrılmaz bir parça olduğu söylenebilir. Arı polenini bal ile karıştırarak yemek en değerlisi. Diğer bir yararı ise alerjik reaksiyonları dindirmesi.
    • Tam yağlı peynir: Peynir kalsiyum başta olmak üzere fosfor, selenyum, sodyum mineralini, A, B12 ve D vitamininin de iyi kaynağıdır. Ve peynirler antioksidanlardan beta karoten sayesinde beyin dokularında yaşlanmayı önleyici fonksiyonel özelliği mükemmel olan protein kaynaklarıdır. İki dilim peynir günlük kalsiyum ihtiyacımızın yüzde 50'sini karşılayan eşsiz bir yiyecek olduğu gibi içerdiği D vitamini bağırsaklarda kalsiyumun yararlılığını arttırarak iyi kalsiyum açısından kemik dokumuzun da ana yiyeceğidir.
    • Son araştırmalar peynirin kolonda inflamasyonu engelleyerek hücre hasarını önleyebildiği ve kolonda kanser oluşumunu engellediğini de bildirmektedir. Bu nedenle iki dilim peyniri her gün düzenli olarak yemek tip 3 diyabetten korunmada da oldukça önemlidir.
    • Hindistan cevizi yağı: Beyin için oldukça faydalı bitkisel yağlardan biridir. Yulaf ezmesine eklenen en az iki en fazla beş yemek kaşığı Hindistan cevizi yağı yaklaşık üç, dört ay içinde unutkanlığı düzeltebilmekte, görme fonksiyonlarının kazanılmasını sağlamakta, tip 3 diyabette görülen yürümede oluşan anormalliklerin ortadan kalkmasına zemin hazırlamaktadır.
    • Çünkü Hindistan cevizi yağı diğer bitkisel tüm yağlara nazaran çok daha fazla orta zincirli yağ asitlerini içermekte ve bu beyin için gerekli olan enerjinin hızlı, kolay olarak sağlanmasına destek olmaktadır.
    • Balık: Balıklar omega 3'ün en değerli kaynağıdır. Bugün omega 3 üzerinde yapılan araştırmalar geri dönüşümsüz zannedilen beyindeki doku kaybını düzeltebileceğini göstermektedir.
    • Eğer düzenli olarak balık yerseniz omega 3 sayesinde beyinde beyaz cevher dokusunun artarak beynin yaşlanmasını durdurup tip 3 diyabete karşı kalkan olabileceğini söylemek artık hayal değil diyebilirim. Somon, ton, sardalye başta olmak üzere tüm mevsimlerde çıkan balıkları beslenmenizde bulundurabilirsiniz.


    • Yumurta: Beyin fonksiyonları için glikoz dışında gerekli tüm mucize besin bileşenlerini ihtiva ettiği için sofralarımızdan eksik etmememiz gereken en ucuz ve en yüksek kaliteli proteine sahip doğal yiyeceklerin başında gelir.
    • Tip 3 diyabetten korunmak için her gün 1 adet yumurtayı düzenli tüketmek gerekir. Yumurta beyin dokusu, nörotransmitter adlı sinir iletimini sağlayan maddelerin sentezlenmesi için öncü olan kolini içerir.

      sabah.com


  • Yaşlılıkla zayıflayan hücre kendini onarabilecek
    Yeni keşfedilen moleküler bağlantı sayesinde yaşlanmayla zayıflayan hücrenin kendini onarma kabiliyetinin yeniden geliştirilebileceği belirtildi.

    Bilim insanları, yaşlanmayla hücrede DNA onarımını engelleyen, dolayısıyla hücrenin kendini yenilemesine ve kanserle mücadelesine ket vuran bozulmayı önleyebilecek kritik bir moleküler bağlantı keşfetti.

    ABD'nin Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesinden araştırmacılar, yaşlanmayla hücrede "NAD" adı verilen düzenleyici molekülün azaldığını ve bunun DNA tamirini sağlayan iki kilit proteinin etkinliğini engellediğini tespit etti.

    Bilim insanları, NAD'ın, hücre yenilenmesini sağlayan SIRT1 proteinini arttırdığını, ayrıca hücre onarımını sağlayan PARP1 proteininin işlevini engelleyen DBC1 proteini bastırarak hücrenin yeniden yapılanmasında kritik rol oynadığını gözlemledi.

    Öte yandan araştırma ekibi, klinik aşamada fareler üzerinde yaptıkları deneylerde, ürettikleri nicotinamide mononucleotide (NMN) adlı bileşke sayesinde NAD üretimini artırmayı başardı. Bunun farelerde yaşlanma etkisiyle veya kemoterapi sonucu maruz kalınan radyasyonun yarattığı DNA hasarını onardığı görüldü.

    Bilim adamları, bulguların ancak insanlar ve hayvanlar üzerinde yapılacak daha ileri testlerle doğrulanabileceğini vurgularken, NMN'nin altı ay içinde insanlar üzerinde test edilmeye başlanacağı bildirildi.
    Araştırmanın sonuçları "Science" dergisinde yayımlandı.

    trthaber.com

  • Böbreklerinizi korumanın 5 yolu
    Böbrekler tüm beden sağlığınız için hayati önemdedir, bu yüzden onlara iyi bakmanız çok önemli.

    Çok sıvı tüketmek, böbreklerinizin fonksiyonunu düzenlemeye yardımcı olacaktır. İdrarınız saman renginde olmalıdır. Eğer daha koyu bir renkteyse yeterince dehidrasyonun, yeterince su içmemenizin habercisi olabilir.
    Yazın sıcak havalar boyunca, sıcak şehirlerde, ülkelerde seyahat ederken, veya gayretli bir şekilde egzersiz yaptığınızda, ter ile attığınız suyu geri kazanabilmeniz için normalden çok daha fazla su tüketmeniz gerekir.
    Sağlıklı beslenin
    Dengeli bir diyet, vücudunuzun ihtiyacı olan tüm mineral ve vitaminleri almanızı sağlar. Çeşitli meyve, sebzeler ve tahılları tüketmek, tamamen buğdaydan makarna, ekmek veya pilav gibi. Çok yağlı veya tuzlu yiyecekleri fazlaca tüketmekten kaçının.
    Tansiyonunuzu takip edin
    Düzenli olarak kan basıncınızı ölçün. Yükselen kan basıncının semptomu yoktur, fakat böbrek ve kalp problemleri riskini yükseltebilir. Mutlaka tansiyonunuzu ölçtürün. Eğer kan basıncınız olması gerekenden yüksek ise, hekiminiz önerileri ile yaşam tarzınızı değiştirebilir veya eğer gerekli ise ilaç yazarak kan basıncınızı düşürme yoluna gidebilir.
    Sigara içmeyin, aşırı alkol tüketmeyin
    Sigarayı tamamen bırakmayı deneyin. Erkek için günde iki küçük içki, kadın için ise bir küçük içki ile alkol tüketiminizi sınırlayın. Sigara içmek ve çok fazla alkol tüketimi kan basıncınızı yükseltir. Yüksek kan basıncı, böbrek hastalıklarının en yaygın nedenlerinden biridir.
    Böbreklerinize yardımcı olmak için ince kalın
    Çok fazla kilo, kan basıncınızı yükseltir ki bu böbrekleriniz için oldukça kötüdür. Aktivitelere devam ederek ve aşırı yemek yemeyerek sağlıklı bir kiloda kalmaya çalışın. Vücut kütle indeksiniz sağlıklı bir kiloda olup olmadığınızı anlamak için yardımcı bir ölçüdür.
    En azından 150 dakikalık hafif-yoğun bir egzersiz hedefleyin, yürümek, bisiklet binmek veya yüzmek gibi… Bunu her hafta tekrarlayın

  • Yaz hastalıklarına dikkat
    Dr. Necla Eryılmaz, mantar hastalıklarının her mevsim görüldüğünü belirterek, hastalığın sıcak ve nemli yaz aylarında arttığını söyledi. Eryılmaz, "Çocuklarda en sık sebebi ise kediler başta olmak üzere evcil hayvanlardan bulaşır. Kırmızı, kaşıntılı, çevreye doğru genişleyen döküntü şeklindedir” diye konuştu.

    Medicana Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Necla Eryılmaz, mantar hastalıklarının her mevsim görüldüğünü belirterek, hastalığın sıcak ve nemli yaz aylarında arttığını söyledi.
    Erkeklerde daha sık görülüyor
    Havaların ısınmasıyla birlikte mantar hastalığının arttığını belirten Dermatoloji Uzman Dr. Necla Eryılmaz, sık karşılaşılan mantar hastalıkları arasında bulunan ayak mantarı hastalığının erkeklerde daha sık görüldüğünü belirtti. Dr. Eryılmaz, “Ayak mantarı parmak aralarında ve ayak tabanında; soyulma, kaşıntı, bazen kuruluk ve sulantılı kabarcıklar şeklindedir. Uzun süreli ayakkabı içinde kalma, ortak kullanım alanı veya eşyalar aracılığıyla mantar bulaşma riskini artırır. Yazın terleme artınca hastalık pik yapar, tedavi edilmezse yıllar boyu sürer. Tırnaklara geçerek sararma, kalınlaşma ile tırnak mantarını oluşturur. Ayak kokusu yapar. Daha da önemlisi parmak aralarındaki ince çatlaklardan bakteriyel enfeksiyonla bacakta şişlik ve damar problemlerine yol açar. İyi bir tedavi ile hastalık biter” dedi.
    Çocuklara kedilerden bulaşıyor
    "Gövde mantarları aşırı terleme, fazla kilo, diyabet, kötü hijyen nedeniyle sık görülür"
    Bir diğer mantar türünün gövde mantarları olduğunu kaydeden Dr. Eryılmaz, “Gövde mantarları aşırı terleme, fazla kilo, diyabet ve kötü hijyen nedeniyle erişkin dönemde sık görülür. Çocuklarda en sık sebebi ise kediler başta olmak üzere evcil hayvanlardan bulaşır. Kırmızı, kaşıntılı, çevreye doğru genişleyen döküntü şeklindedir” diye konuştu. Saçlı deri mantarlarının ise ergenlik öncesi çocuklarda görülen bir mantar türü olduğunu ifade eden Dr. Eryılmaz, “Tedavi gecikirse kalıcı saç kaybına yol açan ciddi bir tablodur. Çocuklarda saçlı deride kaşıntı, kepeklenme ve kırık saçlar görülürse acilen bir dermatoloğa başvurulmalıdır” şeklinde konuştu.
    Ortak kullanım alanlarına dikkat
    "Mantar hastalığına eşlik eden diyabet gibi hastalık varsa kontrol altına alınmalıdır"
    Mantar hastalıklarında uygulanan düzensiz tedavinin mantar hastalığının en büyük sebebi olduğunu vurgulayan Dr. Eryılmaz, “Tedavi süresi bazen aylar olabilir. Eşlik eden diyabet gibi hastalık varsa kontrol altına alınmalıdır. Düzensiz tedavi, geçmeyen mantar hastalıklarının en büyük sebebidir. Ayak mantarlarında tekrarlayan enfeksiyonlar bacakta ciddi lenfödem, damar problemleri ile sonuçlanabilir” dedi.
    Dr. Eryılmaz, mantar hastalıklarından korunma yollarını ise şöyle sıraladı:
    “Sıcak havalarda sıkı giysilerden kaçınmak. Özellikle ayakları yıkadıktan sonra kurulamak. Enfekte hayvanlarla temastan kaçınmak. Havuz gibi ortak kullanım alanlarında dikkatli olmak.”

    yeniakit.com

  • Yüksek tansiyon nasıl düşürülür?
    Yüksek tansiyon, dünyada bilinen en yaygın, gizli ve tehlikeli hastalıklarından birisidir.
    Ülkemizde şeker hastalığından sonra en yaygın 2.hastalık tır.
    Başlangıç aşamasında belirtisi olmayan hastalık ilerledikçe kan basıncının yükselmesine neden olur ve kalp krizi, felç gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açar.
    Yüksek tansiyonun gelişmesi uzun yıllara dayanır ve birçok faktörden kaynaklanır.
    Neyse ki günümüzde gelişen tıp sayesinde yüksek tansiyonu önceden belirlemek mümkün.
    Bundan dolayı uzmanlar belirtisi olmasa bile önceden düzenli şekilde tansiyon ölçümünün yapılmasını önermektedirler.
    Yüksek Tansiyonun Belirtileri Nelerdir?
    Yüksek tansiyonu belirtileri oldukça fazladır.
    Yüksek tansiyonlu insanların çoğu, kan basıncı ölçümleri tehlikeli derecede yüksek seviyelere ulaşsalar bile, herhangi bir belirti veya semptom hissetmezler.
    Yaygın şekilde görülen belirtileri;

    • Baş ağrısı,
    • Nefes darlığı,
    • Burun kanamaları,
    • Aniden şiddetli baş ağrısı
    • Yorulma
    • Görme sorunları
    • Göğüs ağrısı
    • Nefes darlığı
    • Düzensiz kalp atışı
    • Idrarda kan
    • Ağrının göğsünüzden, boyun ve kulaklara vurması

    Ne zaman bir doktora görünmelisin ?
    Aslında bu belirtiler olmadan önce bile rutin olarak tansiyonunuzu ölçtürmelisiniz.
    40 yaşın üzerindeyseniz daha fazla risk altında olduğunuz için doktorunuzdan kan tahlili isteyiniz.
    Sürekli doktora gidemeyeceğiniz için gerekirse tansiyon aleti alarak nasıl kullanıldığını öğrenmeli ve kendi tansiyonunuzu kendiniz ölçmelisiniz.
    Yukarıdaki belirtileri kendinizde gördüğünüzde mutlaka doktorunuza görünmelisiniz.
    Yüksek Tansiyon Nasıl Düşürülür
    Modern tıp yanında doğru beslenme ve diyetler yüksek tansiyonu kontrol almanıza yardımcı olabilir.
    Uzmanların önerdiği yüksek tansiyonu düşüren doğal besinler;
    Limon: Yüksek kan basıncını, kan damarlarını koruyarak engeller. C vitamini deposu limondan sabah bir bardak limon suyu içmeniz yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olabilir.
    Karpuz Çekirdeği : Damarları genişletmeye yardımcı olan bir madde içerden karpuz çekirdeği yaygın şekilde yüksek tansiyon tedavisinde kullanılmaktadır.
    Sabah ve akşam sabah ve akşam bir tatlı kaşığı karpuz çekirdeği tüketimi tansiyona faydalıdır.
    Fakat sürekli tüketmek başka sağlık sorunlarına neden olabilir.
    Sarımsak: Dünyanın en sağlıklı besinleri arasında gösterilen sarımsak birçok hastalığa faydası yanında yüksek tansiyonu düşürür.
    Sarımsağı yemeklerde, salatalarda kullanmanın yanında çiğnemek yüksek tansiyon sorunlarını azaltır.
    Muz: Muzda bol miktarda sodyum bulunması yüksek tansiyona faydalı olmasını sağlar.
    Günde düzenli şekilde 2-3 tane muz yemek yüksek tansiyon riskini azaltır ve tansiyonu düşürür.
    Kereviz: Kereviz besleyici besinlerin başında gelir aynı zamanda içerdiği fotokimyasallar yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur.
    Günde 1 bardak kereviz sağı yemek kan damarlarının genişlemesini ve rahatlamasını sağlar.
    Böylece yüksek tansiyonun sağlıklı seviyelere inmesinde etkin rol oynar.
    Hindistan Cevizi: Sulu besinler tüketmek yüksek tansiyon hastaları için önemlidir.
    Tansiyon hastalarının günde en az 10 bardak su tüketmeleri önerilmektedir.
    Bununla birlikte C vitamini açısından oldukça zengin olan Hindistan Cevizi suyu uzamanlar tarafından tansiyon hastalarına önerilen diğer bir tedavi yöntemidir.
    Acı Biber: Hafif tansiyonu olan kişiler için faydalı olduğu düşünülmektedir.
    Acı biberin diğer faydası ise kanda biriken trombositlerin oluşumunu engellemektir.
    Böylece kanın damarlarda daha kolay dolaşmasını sağlayarak yüksek tansiyon riskini azaltır ve kalbi korur.
    Soğan Suyu: Soğanın içerdiği antioksidanlar yüksek tansiyona iyi gelir.
    Bundan dolayı yemeklerde veya salatalarda düzenli şekilde tüketilmesi uzmanlar tarafından önerilmektedir.
    Ayrıca, soğanın çiğ tüketilmesi daha iyi sonuç almaya yardımcı olabilir.
    Diğer Öneriler
    Yüksek tansiyon tamamen tedavi edilebilen bir hastalık değil ama gerek modern tıp, gerekse geleneksel doğal tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir.
    Düzenli beslenme ve doktorunuzun önereceği ilaçlar yardımıyla tansiyon hastası olmanıza rağmen normal insanlar gibi hayatınıza devam edebilirsiniz.
    Doğal tedavi yöntemleri günümüzde yüksek tansiyon tedavisinde yaygın şekilde kullanılmaktadır.
    Bilimsel çalışmaları referans alarak doğal tedavi yöntemlerini yayımlayan güvenilir sağlık portalı Sağlıkfit tansiyonu ne düşürür sorusuna oldukça detaylı cevap vermiş. İncelemenizi öneririz.
    Bütün bunların dışında günlük hayatınıza dikkat etmelisiniz.
    Mümkün olduğunca;

    • Sigara,
    • Alkol,
    • Stres

    Gibi hastalığı olumsuz yönde etkileyecek faktörlerden uzak durmalısınız.

    yeniakit.com

    ek bilgi- konu hakkında daha da detaylı bilgi edinmek isteyenler için :
    Yüksek Tansiyonu Düşüren 15 Doğal Yöntem : https://www.saglikfit.com/yuksek-tansiyo…bitkisel-yontem

  • Önceki Yazı


    Sonraki Yazı


    Sarı Nokta Göz Hastalıklarında Safran Baharatı Faydaları
    SAFRAN OTU ile GÖZ HASTALIKLARINI TEDAVİ EDİN Bu Baharat Gözlerinizde %97 Oranında İyileşme Sağlıyor
    İtalyan uzmanların söylediğine göre, yaşla bağlantılı ortaya çıkabilen sarı nokta hastalığını ortadan kaldıracak ve yaşınız kaç olursa olsun görüşünüzü %97 oranında iyileştirecek basit bir baharat var!
    SAFRAN SARI NOKTA GÖZ HASTALIĞINA İYİ GELİYOR
    Sarı nokta hastalığı, insanlarda körlüğün ana sebebi olarak gösterilebilir. Sarı noktamız, görme alanından sorumlu olup gözümüzün merkezinde bulunur. Bizler yaşlandıkça, sarı noktamız fonksiyonlarını yitirmeye başlar. Bu da görmede kayıplara neden olur. Bu hastalık, buğulu görmeye kadar yavaşça ilerler ve en son noktası olan körlüğe kadar gidebilir. Dünya genelinde milyonlarca insan bu hastalıktan muzdariptir. Burada genetik faktörler de bazen etkili olsa da bu süreç sigara kullanımına bağlı olarak hızlanabilir. Neyse ki, sarı nokta hastalığından bizi koruyacak ve görme bozukluklarını tedavi edecek bir baharatımız var: Safran!

    soru-isareti(1).jpgBir ihtimal daha var...

  • Tükenmişlik sendromu nedir ? (okumanızı tavsiye ederim)


    Tükenmişlik nasıl yaşanır, nasıl farkına varılır?

    Tükenmiş bir kişi bunu ya duygusal çöküş ya duyarsızlaşma ya da azalmış başarma motivasyonu şeklinde yaşar. Bunların her biri kişinin rutin hayatını, işlevselliğini ve tepkilerini ciddi oranda etkiler. İşi, ailevi sorumlulukları, bireysel sorumlulukları, yardıma muhtaç yakınının bakımı gibi o sırada sürdürmeye çalıştığı uğraşı ile ilgili istek, güç, gayret, olumlu duygu ve davranışlarını gittikçe azaltarak, kişinin yetersiz kalmasına neden olur.
    Bu motivasyon, ilgi ve istek kaybı ile birlikte kişide genel bir enerji kaygı, kendisi ile ilgili olumsuz duygu ve düşünceler, yetersizlik ve başarısızlık hissi gelişir. Bunlara ek olarak, başkalarına karşı da ilgi kaybı, negatif duygu ve davranışlar ortaya çıkar. İşte bütün bunlar kişiyi çevreden uzaklaşmaya, kişilerarası ilişkilerde çatışmaya veya kendi içine kapanmaya zorlar.
    Tükenmişliğin getirdiği bu genel enerji kaybı, kişide fiziksel olarak kronik yorgunluk ve bir takım bedensel yakınmalarla kendini gösterir. Hem duygusal hem de fiziksel kayıplar kişide çaresizlik, ümitsizlik, özgüven eksikliği oluşturarak duygusal ve zihinsel tükenmeye neden olur. Dolayısıyla kişi sorumlu olduğu görevleri sürdüremez hale gelir, insan ilişkileri tamamen bozulabilir.
    Tükenmişlik birbiri içine geçmiş 4 evreden oluşan bir süreçtir:
    Birinci evresi idealistlik evresi olarak tanımlanır. Bu evrede kişi yüklendiğini, zorlandığını fark ettikçe kendi gücünü daha fazla zorlayarak bu durumdan çıkma çabasına girer. Bu sırada yüksek bir umut ve enerji ile doludur ve bu nedenle kendi gerçeğine, kapasitesine ve şartlarına uymayan boyutlarda beklentiler içine girer.Bu evrede kişi için mesleğini ya da o sıradaki sürdürdüğü uğraşısı her neyse, onu her şeyin önünde tutarak uykusuzluğa, gergin çalışma ortamlarına katlanır. Kendine ayırması gereken zaman ve enerjiden çalarak gücünü tamamen bu amaç için harcar. Bunu sağlarken de aşırı bir uyum çabasına girdiğinden ve kendi enerjisini aşırı tükettiğinden habersizdir.
    Ancak bu süreç giderek yorucu olmaya başlar. İkinci evrede kişi zamanla isteğinin ve umudunun azaldığını hissetmeye başlar. Verdiği çabanın beklentileri karşılamadığını, karşılaştığı güçlüklerden, daha önce umursamadığı ya da yok saydığı bazı noktalardan giderek rahatsız olmaya başladığını görerek duygusal olarak çöküş içine girdiğini farkeder.
    Bu fark edişler kişide aşırı engellenmişlik duygusu oluşturur. Engellenme adı alan bu 3. evrede kişi karşılaştığı tüm olumsuzlukları değiştirmenin zorluğu karşısında kendisini engellenmiş ve çaresiz hisseder. Bu durumda kişi uyum sağlamaya odaklı olarak tüm savunma mekanizmalarını harekete geçirse de yetersiz kalır. Ortaya uyum bozucu savunmalar çıkar ve kişinin sorunla başa çıkma gücünü daha da bozarak tükenmişliği daha da belirgin hale getirir. Bu dönem gittikçe kişinin kaçınma davranışı geliştirmesine ve kendini geri çekmesine, kişilik özelliklerine bağlı olarak değişik davranışsal tepkiler göstermesine neden olur. Ani öfkelenmeler, karşı çıkmalar, umursamama, ya da aşırı tepki gösterme, şüphecilik gibi güven sorunları ile uyku - iştah bozuklukları ve diğer fiziksel hastalık belirtileri, özellikle de kaygı endişe halinin oluşturduğu solunum ve mide-barsak sistemine ait belirtiler gözlenebilir.
    Tüm çabaların boşa çıkması ise zamanla kişiyi bir tepkisizliğe götürür ki, işte bu 4. ve son dönem olan APATİ evresidir. Bu evrede çevresel olaylara duygusal olarak tepki vermede azalma, donuklaşma ve duyarsızlaşma ortaya çıkar. Belirgin bir umutsuzluk hali ve daha önceden inanılan değerlere karşı derin bir inançsızlık hakim olur. Kişinin mesleki ve toplumsal iletişim performansı tamamen düşebilir. Bu dönemde rapor talebi, istifalar, bakım verdiği kişilere karşı ilgisizlik, görevini yerine getirememe sık görülür.
    Kimler tükenmişlik sendromu açısından daha fazla risk altındadır?
    Kronik hastalığı veya fiziksel engeli olanlar, kronik bir hastaya, zihinsel ya da fiziksel bir engelliye ya da yaşlı bakıma muhtaç birine bakım verenler, sağlık ve eğitim sektörleri gibi insan ile doğrudan ilgilenen mesleklerde çalışanlar, baskı, engellenme, kıtlık, şiddete maruz kalma ve benzeri zorlanma koşulları altında uzun süre yaşamak durumunda kalanlar ve bu sayılan durumlara daha fazla maruz kalmaları nedeni ile de özellikle kadınlar daha fazla risk altındadırlar.
    Ancak benzeri durumları yaşayan herkes bu sendromu geçirebilir. Kişinin kişilik özellikleri, yaşı, cinsiyeti, aldığı eğitim, sorunlarla başa çıkma kapasitesi ve yöntemleri, medeni hali, sosyal desteği, işinden maddi-manevi doyum durumu, işin riskleri, zorlukları, tehlikeleri, tehdit unsuru olabilecek diğer etkileri ve işverenin yapısı, adaletsizliği, sunduğu kısıtlı imkanlar gibi özellikler, tükenmenin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı etkenlerdir. Evlilik gibi sosyal desteğin varlığı, işinde deneyimin ve sorun çözme becerisinin artışı, çalıştığı işe olan ilgi ve sevgisi, iş ya da zorunlu olarak yaptığı eylem dışında kendisi için yaptığı faaliyetler ise tükenmeyi durdurabilecek ya da riski azaltabilecek özellikler olarak sıralanabilir.

    Önlem alınmazsa nasıl sonuçlar doğurabilir?

    Tükenmişlik sendromu uygun zamanda fark edilip önlenmediğinde çoğunlukla iş kaybı, maddi kayıplar, ailevi sorunlar ve diğer ilişki güçlükleri, dolayısıyla yalnız kalma gibi manevi kayıplar, alkol-sigara ve diğer madde kullanım bozuklukları, fizyolojik ve psikolojik belirtilerle giden somatoform bozukluklardan depresyona kadar giden çeşitli psikiyatrik hastalıklarla sonuçlanabilir.
    Nasıl önlemler alınabilir?
    Burda kişiye ve çalıştığı kuruma bağlı olarak iki yönden alınacak önlemlerden söz etmek gerekir. Kişinin özellikle 2. evreden itibaren yüklenme durumunu fark etmeye başlamasıyla birlikte, kendine zaman ayırması, işini eve taşımaması, bir bakım veriyorsa yardımcı edinmesi, iş ya da sorumlu olduğu uğraşı dışındaki ilgi alanına giren keyif verici başka etkinliklere ve sevdiklerine de şans tanıması (sevdiği kişilerle sanatsal etkinlikler, sportif faaliyetler, geziler gibi), gerektiğinde yardım istemeyi bilmesi, zorlanmakta olduğunu ilgili mercilere doğrudan bildirmesi, aralıklı olarak molalar verebilmesi (yıllık izin gibi) ve başa çıkma yöntemleri geliştirme konusunda danışmanlık alması gerekebilir.
    Kişilerin yüklenme düzeylerinin azaltılması için iş yerinde de olanak ve kaynakların artırılması, motive edici işlemlerin saptanıp yürütmeye sokulması, var olan sorunların düzeltilmesi, ileride olabilecek sorunların ön görülerek önlemlerinin alınması, işveren olarak belirli aralıklarla çalışanların sorunları ve gereksinimlerinin araştırılması, çözümlerinin ivedilikle bulunarak uygulanması, çalışanlara onlarla ilgili kararlara katılabilme hakkı tanınması, adaletli ve eşit şartlar uygulayan bir idarenin benimsenmesi gerekmektedir.
    Tükenmiş hissettiğinizde ise, ilk adımınız mutlaka uzmana danışmak ve yardım almak olmalıdır. Sonrasında gelişmiş bir psikiyatrik rahatsızlık varsa, çekinmeden psikiyatriste başvurmalı ve geçikmeden o rahatsızlığın tedavisine başlanmalıdır.

    kaynak: maltepehastanesi.com

  • Diyabet Nedir?

    Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).
    Yediğimiz besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin çoğu vücutta enerji için kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür. Midenin arka yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas, kaslarımızın ve diğer dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak kullanmalarını sağlayan "insülin" adı verilen bir hormon üretir. Besinlerle kana geçen glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler glukozu yakıt olarak kullanır . Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaçiğerde (şeker deposu=glikojen), yağ dokusunda depolanır.


    Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.


    Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.


    Diyabet Nasıl Tedavi Edilir?

    Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri ayarını sağlamak diğer bir ifade ile kan şekeri yükselmelerini ve kan şekeri düşmelerini önlemektir. Bu ayarın sağlanması komplikasyonların gelişimini önlemek veya gelişmiş komplikasyonların seyrini yavaşlatmak için son derece önemlidir.
    İyi bir diyabet kontrolü, kan şekeri seviyenizi mümkün olduğunca normale en yakın tutmak anlamına gelir. Bu durum, aşağıdakilerin yapılmasıyla sağlanabilir.


    Sağlıklı Beslenme

    : Yenilen besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin vücudun ihtiyacından fazla tüketilmesi kan şekeri seviyelerini yükseltir. Kan şekeri kontrolünün sağlanmasında diyabetli bireye özgü beslenme tedavisinin verilmesi önemlidir.

    Diyabetli kişilerle diğer kişilerin besinlere olan gereksinimi aynıdır. Her insanın enerji, karbonhdirat, protein, yağ, lif, vitamin, mineral gereksinimi vardır. Bir kişide diyabetin olması bu gereksinimlerden birini veya birkaçını azaltması veya arttırması anlamına gelmez.


    Egzersiz

    : Egzersiz,vücudunuzun glikozu etkili bir şekilde kullanmasını ve kan şekeri kontrolünü sağlar. Ayrıca, şişman tip 2 diyabetli kişilerin kilo kaybetmesine yardımcı olur.

    İlaç/ İnsülin:
    İnsülin, besinlerle kana geçen şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlayan ve böylece kan şekeri yükselmelerini önleyen bir hormondur. Tip 1 diyabetli kişilerin yaşamak için insüline gereksinimi vardır. İnsülin bağımlılık, alışkanlık yapacak bir madde değildir. İnsülin yaşam için elzemdir. Vücut insulin yapmıyor ise dışardan enjeksiyon yolu ile vücuttaki eksikliği yerine koymak gerekir. Tip 2 diyabetli kişilerin kan şekerinin ayarını sağlamak için ağızdan alınan ilaçlara veya insüline gereksinimleri olabilir.

    Yukarıdaki maddelerin tümü arasında bir denge tutturmak önemlidir. Bu dengenin oluşması için diyabetli birey mutlaka diyabet ve tedavisi konusunda eğitim almalıdır.

    kaynak : maltepehastanesi.com

  • Ev yapımı sebze konservelerine dikkat (okudum mantıklı buldum . kırsal kesimde duran çoğu kişi evde konserve yapmakta ve gerçekten yaptığımız konserveler nekadar sağlıklı şüphelerim var . Atalarımız konserve değil kurutma yoluyla saklarlarmış . aşağıdaki yazıları tek tek okumanızı tavsiye ederim )

    Adana'da aynı aileden üç kişinin domates konservesi yedikten sonra yaşamını yitirdiği iddiaları üzerine uzmanlar ev yapımı sebze konservelerinin sağlık açısından tehlikeli olabileceğine dikkati çekti.
    Prof. Dr. Fikret Pazır, patlıcan, taze fasulye ve domates gibi sebzelerin ev yapımı konservelerinin sağlık açısından ciddi riskler taşıdığını vurguladı.
    Pazır, şunları kaydetti: "Evde konserve yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum.
    Onun yerine sebzelerin kurutulmasını ya da dondurulmasını öneriyoruz.
    Meyve konservesi dışında konserveler sağlık açısından ciddi risk.
    Adana'da aynı aileden 3 kişinin yaşamını yitirmesi, ev yapımı konservelerdeki tehdidi daha net ortaya koydu.
    Ekonomik olduğunu da düşünmüyorum.
    Ayrıca çok kaynatıldığı için besin değerleri de kayboluyor.
    İlkbahar ve yaz döneminde yine birçok evde konserveler yapılacağına işaret eden Pazır, "Çok riskli, yüksek derece ısıya dayanıklı, gıda zehirlenmelerine neden olan clostridium botulinum, evlerde yapılan konservelerde görülebiliyor ve sağlık açısından kötü sonuçlara yol açabiliyor.
    Bu tehlikeli mikroorganizma evlerde yapılan kaynamalarda tamamen yok edilemiyor." bilgisini aktardı.
    "NADİR GÖRÜLÜYOR AMA CİDDİ"
    Yrd. Doç. Dr. Öznur Cumhur da konserve gıdaların uygun olmayan koşullarda yapılması durumunda ciddi gıda zehirlenmelerine yol açabileceğine işaret etti.
    Clostridium botulinum bakterisinin en çok konservelerde görüldüğünü belirten Cumhur, şunları kaydetti:
    "Uygun olmayan koşullarda hazırlandığında genel olarak bu bakterinin sporları konservede kalabilir.
    Bu bakteriden zehirlenmeler çok nadir görülüyor ama çıktığında ölüm oranı yüksek oluyor ve semptomlar yaklaşık 12-36 saat sonra görülmeye başlıyor.
    Bulantı, kusma, karın ağrısı, çift görme, görme bozukluğu, kaslarda güçsüzlük ile ortaya çıkabiliyor. Fakat bu durum, haftalar sonra da oluşabiliyor.
    Adana'daki ailede baba ve oğulda daha önce ortaya çıkıp annede daha sonra görülmesi gibi. "
    "Marketten aldıklarımıza da dikkat etmemiz gerekiyor"
    "Daha tehlikesiz olan dondurma ve kurutma yöntemlerini öneriyoruz.
    Kapakları şişmiş, kenarı kırık olan konserve gıdaların alınmaması, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının izin verdiği ürünlerin tüketilmesi gerekiyor.
    Tüketiciler, bozulduğunu, tadından, kokusundan veya dokusundan anlayabileceğini düşünüyor ama her zaman bozuk tadı almak mümkün olmuyor.
    Bu yüzden tedbirlerimizi almak gerekiyor."
    Adana'da, rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan baba ve oğul beşer gün arayla yaşamlarını yitirmiş, ardından anne de ölmüştü.
    Ölümlerin şüpheli bulunması üzerine baba ile oğlunun ön otopsisinde gıda zehirlenmesi bulgularına rastlanmıştı.
    Aile üyelerinin olaydan kısa süre önce domates konservesi yediklerini iddia edilmişti.

    kaynak : sabah.com

  • Kalp hastalıklarını önlemek için geliştirilen kolesterol düşürücü iğne, insanlar üzerinde denenmeye başlandı

    Kalp hastalıklarını önlemek için geliştirilen kolesterol düşürücü iğne, fareler üzerinde alınan başarılı sonuçların ardından insanlar üzerinde de denenmeye başlandı. Viyana Tıp Fakültesi'nde, 72 gönüllü üzerinde ilacın güvenlik testleri yapılıyor. Testlerin ilk aşaması bu yıl sonuna kadar tamamlanacak. Kolesterol iğnesi, inme, anjin ve kalp krizine karşı günlük olarak kullanılan haplara alternatif olarak geliştirildi. Araştırmacı Dr. Günther Staffler, ilacın güvenli ve yeterince etkili olduğunu görmek için yapılacak testlerin yıllarca sürebileceğini belirtti. Staffler, "İlaç 6 yıl içinde piyasaya çıksa bile bu, insanların spor yapmaması ve çok yağlı yiyeceklerden uzak durmaması için bir bahane olamaz" dedi. İlaç, bağışıklık sisteminin PCSK9 adlı proteine saldırmasını sağlıyor. Bu protein "kötü" düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterolünün kanda toplanmasına yol açıyor. Araştırmacılar, yeni iğnenin bağışıklık sistemini güçlendirmek için yıllık olarak yapılabileceğini söylüyor. Fareler üzerindeki deneylerde, LDL kolesterolü seviyesi 12 ayda yüzde 50 oranında düştü.

    sabah.com


  • Sağlık Bakanlığı uyardı! Bu ürünü sakın almayın
    Sağlık Bakanlığı, Kırmızı biber hapı adı altında satılan ürünün onaylı ürün veya ilaç olmadığını açıklayarak kesinlikle alınmaması yönünde uyarıda bulundu.

    7 yıl önce 3 genç kadının ölümüne sebep olduğu için toplatılan ‘Pepper Time’ (kırmızıbiber) adlı zayıflama hapı, sağlık Bakanlığı’nın yasaklamasına rağmen yine sanal raflarda. Tok tuttuğu iddia edilen ama toksik olan ‘sibutramin’ adlı molekülü Çin’den alan sahteciler, sahte ürünü Türkiye’de kapsüllere doldurup satıyor...
    Sağlık Bakanlığı, kilo vermeyi sağladığı yönünde etkileri olduğu belirtilerek özellikle internet siteleri veya sosyal medya platformlarında tüketiciyi aldatıcı-yanıltıcı şekilde tanıtımı ve satışı yapıldığı görülen ve ‘kırmızı biber hapı’ adı altında satılan ürünlerin Bakanlık tarafından onaylı/izinli bir ürün veya ilaç olmadığını açıkladı.
    Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "Kilo vermeyi sağladığı yönünde etkileri olduğu belirtilerek özellikle internet siteleri veya sosyal medya platformlarında tüketiciyi aldatıcı-yanıltıcı şekilde tanıtımı ve satışı yapıldığı görülen ve ‘kırmızı biber hapı’ adı altında satılan ürünler Bakanlığımızdan onaylı/izinli bir ürün ve/veya ilaç değildir. Bakanlığımız tarafından gerekli klinik çalışmaları yapılmamış, tedavide etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmamış bu ve benzeri ürünlere izin/onay verilmemektedir. Söz konusu ürünler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca verilen izin doğrultusunda takviye edici gıda olarak veya hiçbir yetkili makamdan izin alınmaksızın piyasada yer alabilmektedir. Takviye edici gıdalarla ilgili izin ve denetim süreçleri ile ürünlerin içerik analizleri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının görev alanında yer almakta olup bu minvalde iş ve işlemler yürütülmektedir" ifadelerine yer verildi.
    Diğer taraftan Bakanlık tarafından, ürünlerin mevzuata aykırı sağlık beyanı ifadeleri ile tanıtım ve/veya satışının yapıldığı internet sitelerinin erişime tamamen engellenmesi talebiyle Erişim Sağlayıcıları Birliğine, yapılan Reklamların aldatıcı ve yanıltıcı olmaları sebebiyle Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bildirildiği belirtilerek, "Ürünlerin içerik analizleri sonucunda ilaç etken maddesi kullanıldığının tespiti halinde ise Kurumumuzca TCK ve 1262 sayılı Kanunların ilgili maddeleri gereğince adli işlem tesisi için Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulmaktadır. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından internet sitelerinde yer alan tüketicileri aldatıcı ve mevzuata aykırı beyanlarla tanıtımı yapılan ürünlerin tanıtım ve satışlarıyla mücadele faaliyetleri sürdürülmektedir. 2016 ve 2017 yıllarında toplam 7 bin 800 internet sitesi erişime tamamen engellenmiştir. Ancak her geçen gün bu sitelere bir yenisi eklenmektedir. Tarafımızca yürütülen mücadelenin yanında vatandaşlarımızca tedavide etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmamış olan, Bakanlığımızca ruhsatlandırılmamış, ilaç olmadığı halde ilaç izlenimi verilerek reklam ve tanıtımları yapılan bu ve benzeri ürünlerin tanıtımlarına kesinlikle itibar edilmemesi, internet gibi mecralardan bu ürünlerin alınmaması hususu önem arz etmektedir" açıklamasına yer verildi.
    kaynak:yeniakit.com

  • 'B12 vitamin' eksikliği unutkan yapıyor!
    Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, "B12 vitamini eksikliği; unutkanlık, halsizlik, yorgunluk, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi, dilde ağrı ve uyuşma, denge kaybı, kol ve bacaklarda güçsüzlük hatta depresyona yol açabilmektedir" dedi


    Erişkin Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, B12 vitamin eksikliğinin unutkanlık, halsizlik, yorgunluk, denge kaybı hatta depresyona yol açabildiğini söyledi.
    B12 vitaminin insan vücudu için çok önemli olduğuna dikkat çeken Erişkin Hematoloji Kliniğinden Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, "B12 vitamini beyin ve sinir sistemimiz başta olmak üzere tüm vücudumuz için hayati bir vitamindir. Geçmiş yıllarda ağır B12 vitamin eksikliğine bağlı ölümler gerçekleştiği için ölümcül anemi (Pernisiyöz) olarak da isimlendirilmektedir" dedi.

    "ET VE SÜT ÜRÜNLERİNDE BOL MİKTARDA MEVCUT"
    B12 vitamininin et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri ve balıkta bol miktarda bulunduğunu belirten Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, "Beslenme yetersizliği olanlarda, vejeteryanlarda, midesinde ve bağırsaklarda B12 vitamini ve B12 emilim problemi olanlarda (mide ve barsak ameliyatı, kronik atrofik gastrit, helicobacter pylori bakterisine bağlı gastrit gibi), bazı ilaçları kullananlarda ve bazı bağırsak parazitlerine bağlı olarak B12 vitamini eksikliği gelişebilmektedir" ifadelerini kullandı.

    "UNUTKANLIĞINIZIN SEBEBİ B12 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ OLABİLİR"
    B12 vitamini eksikliğinin birçok hastalığa davetiye çıkarabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, şöyle konuştu: "B12 vitamini eksikliği; unutkanlık, halsizlik, yorgunluk, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi, dilde ağrı ve uyuşma, denge kaybı, kol ve bacaklarda güçsüzlük hatta depresyona yol açabilmektedir. Vitamin B12 eksikliği tanısı ve nedeni hekimce araştırıldıktan sonra hastalara vitamin B12 içeren hap ve iğne tedavileri verilmektedir. Vitamin B12 eksikliğine neden olan durum çoğu zaman kronik atrofik gastrit olup bu hastalar hayat boyu vitamin B12 tedavisi almalıdır. En sık yapılan hata vitamin B12 tedavisinin bir kaç aylık tedaviden sonra çoğu hasta tarafından bırakılmasıdır. Bu durumda vitamin B12 eksikliği 6-24 ay sonra tekrarlayabilmektedir. Vitamin B12 eksikliği saptanan hastalar hekimlerine danışmadan tedavilerini bırakmamalıdırlar."

    sabah.com



  • Yapılan araştırmalara göre, saçlarımız en çok Eylül ve Ekim aylarında dökülüyor

    Bunun nedeni ise saçlarımızın Temmuz ayında telojen fazına girmesi. Eylül ayından yaklaşık 100 gün sonra yani Sonbahar’da da yeni saç yapımına başlayan dermalpapilla eski saç tellerinin dökülmesine vesile oluyor. Saçın telojen faza yazın ortasında girmesini ise bilim insanları bir kaç sebebe bağlıyor.

    Yaz boyunca güneş saç evrimini hızlandırıyor ve yaz sonunda saçlarımızda hızlı yenilenme süreci başlıyor. Diğer bir sebep ise iklimin ve toprağın mevsimsel değişikliğe uğramasıylameyvelerdeki vitamin ve asit baz dengesi değiştiriyor. Vücut bu değişikliklere alışana kadar saça ihtiyacı olan Çinko vitamin ve bazı amino asitlerin eksikliğini yaşıyor.

    Saçlarımıza her yıl Ağustos ayında vitamin mineral desteği verirsek sonbaharda dökülme daha minimal seyreder

    Bu dönemsel dökülmenin ardından yeni saçlarımız uzamaya başlar.Bazı yoğun saç dökülmelerini sonbahardaki gibi alışılmış dökülmelere bağlayıp çok uzun zaman eski haline dönecek olmasını beklemek doğru bir karar değildir.
    Özellikle kadınlarda hormonlar,tiroid yetmezlikleri, erkeklerde ki yoğun spor, ağır Diyet durumları saçlar için alarm durumu kabul edilerek ihmal edilmemeli ve saç konusunda uzman bir doktora danışılmalıdır.