Beiträge von ilker.gunebakan

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)

    Çok yakın tarihte deprem olacağına şartlanmamak da lazım , evet her an olabilir ama 10 yıl da sürebilir bu süreç.

    Ölçüyü kaçırıp aşırıya gidersek kafayı yememiz an meselesi olur

    O zaman deprem olsa da farketmez, çünkü kafa zaten bir milyon olmuştur.

    Tedbir alarak zihnen toparlanmak şart

    Değerli Hocam;

    " Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldur"

    hatırlatmak iyidir :)

    İstanbul’daki yapıları konuşuyoruz ama 99 depreminde büyük hasar alan Değirmendere ve Gölcük teki binaları boyayıp sıvayıp millete kiraladılar sadece tehlike İstanbul da değil bu konuda.

    Çok doğru bir konuya dikkat çektiniz. Mesela Çorlu. Deprem merkezine uzak bir bölge olmasına rağmen çok sayıda bina az - orta hasar gördü.

    Bir tanesi o zaman oturduğum sokakta olan bir bina. Üstelik altında da market var.

    Çatlayan, patlayan kolonlar sıvandı, ilk etapta vurulan mühür kaldırıldı.

    Şimdi bile içinde insanlar var.

    İlk depremde yıkılacak. Ben kendi adıma çok uğraştım yıkılması için, bırakın yıkmayı oturma izni verdi birileri.

    Neler var neler?

    koskoca deprem bolgesine ait sadece 1 adet deprem ani goruntusu var 17 agustosun.bu da inanilmaz.o olanda deprem anindan onceki gebzedeki fabrikanin havlayan kopegi..

    Kesinlikle haklısınız. O bölgede yüzlerce sanayi tesisi, benzinlik, güvenlikli site var.

    Üstelik o dönem çalıştığım fabrika da gayet gelişmiş kamera sistemleri filan da vardı.

    Yani bir yerler de görüntüler olduğuna eminim ama hiç biri ortada yok.

    Çok ilginç gerçekten.

    İstanbul üniversitesinde okuyan bir arkadaş avcılar kampüsünde yapıların iyi durumda olmadığından bahsetmişti. Kimdi bulamadım ama cerrahpaşada diş hekimliği fakültesinin tahliye edilmesine karar verilmiş. 7 adet bina varmış fakülteye ait ve boşaltılacakmış.

    Bu bina tahliyeleri ilk bakışta can sıkıcı görünüyor olsa da umut verici aslında. Kamu yapılarına bugüne kadar detaylı inceleme yapılmamış demek ki.. Açıklamada yazana göre deprem sebepli hasardan önce deniz kumu kullanıldığı vs yüzünden boşaltılıyormuş binalar.

    Her şerde bir hayır varmış, bu deprem sonucunda da sonunda deprem bilinci oluşmaya başladı sanki şehrimizde? Kamu yapılarında başlayan ve sonrasında da tüm yapılara yayılan inceleme ve uygun yenilemeler olur inşallah bu işin sonu.

    Kızım Çapa Tıp'da okuyor. Deprem sonrasında kaldığı evi ve okulu da görebilmek için İstanbul'daydım.

    Buraları okuyan arkadaşlar bilir, bir konu hakkında yorum yaparken, işi siyasi boyutlarına taşımam.

    Yazacaklarımı yine o şekilde okumanızı rica edeceğim.

    İstanbul Üniversitesi Çapa ve Cerrahpaşa yerleşkeleri bildiğiniz gibi oldukça eski yapılar.

    1999 depreminden sonra buraları güçlendirildi diye hep konuşuldu. Ama kısaca izlenimlerimi anlatayım.

    Bırakın güçlendirmeyi, tarihi dokuya sahip binalar restore bile edilmemiş. Bol bol sıva, badana filan var ama ...

    Diş Fakültesi incelemeye gerek bile kalmadan, uzaktan baktığınızda bile, demir sorunlu, kolonları patlamış,

    ben yıkılacağım mesajı veren yapılar. Kızım deprem sırasında Aziz Sancar anfisindeymiş, bina resmen rezonansa girmek

    üzereymiş gibi bir tasvir yaptı: Her yer tavandan kopan sıva parçaları ile dolu.

    Cerrahi binasında patlayan kolonlardan demirler açığa çıkmış ama yeni değil çünkü üzerlerinde ciddi korozyon var.

    Yemekhne zaten kapalıydı ve kütüphane binası da acilen tahliye edilmişti.

    Samimi olmak gerekirse, kızımla biraz tartıştık bile. İş çözümleninceye kadar kaydını dondur, okul değiştir bile dedim.

    Durum o kadar kötüydü arkadaşlar.

    Biz Çorlu Da oturup sık sık gelebiliyoruz, ya Doğudan gelen çocukların aileleri, Adanalı aileler, Trabzon'lu çocuklar

    Ben çocuğumun o binalara girmesine asla izin veremem. Daha doğrusu gönlüm elvermez. İzin verrsem vicdanım beni öldürür.

    düşünün buralarda belki yatan yüzlerce hasta, poliklini hizmeti alan binler, öğrenci, uzaman, hocalar var.

    Hakikaten yazık günah.

    Avcılar Veterinerlik kampüsü rezalet diyorlar ki gezen resimler korkunç.

    Cerrahpaşa Hastane bölümü içler acısı halde.

    Söyleyecek çok sözüm var ama söylemeyeceğim.

    hocam ne olursa olsun,6.8 o sekilde olmaz..merkezinden uzakta bir yerdedir fikrimce.6.8 ike 5.8 arasinsa cook fark var.kiyase bile edilemez fikrimce.

    Aslında onu söylemeye çalışıyorum Hocam.

    Bizde olan depremler oralara göre nispeten yüzeysel orada ise çok derinlerde ve genelde karalara

    mesafesi olan denizler de oluyor.

    Kuvvet ve şiddet arasında ki ilişki :)

    Şili de Deprem Sırasında Rahatlık konulu tüm arkadaşlara cevaben ;

    Tabi çoğrafya depremselliği çok yüksek bir yer olduğu için, yapı teknikleri ve denetim

    süreci ona uygun olduğundan insanlar da bir rahatlık var.

    Ama bizim buralar ile bir kaç fark daha var.

    Bizde Fay sistemleri yanal atımlı - doğrusal atımlı gbi özelliklerde olan depremler.

    Nispeten yüzeye yakın, kısa süreli ama yıkıcı etkisi daha büyük faylar.

    Ama Şili de, genelde dalma - batma zonları şeklinde fay yapıları mevcut.

    Kırılan kayaçlar sanki birbirlerinin üzerinden kayarak, yavaş yavaş

    yerleştikleri için büyüklüğü yüksek, süresi daha uzun, derinliği bize oranla çok daha derinde , yıkıcı etkisi

    nispeten az olan depremler. Onun için mesela Şili 6,8 depreminde hissedilen

    bizim burada 5,8'de hissettiğimizden daha şiddetli değildir.

    Yoksa biz onlardan daha cesuruz :)

    Görülmeyen, daha doğrusu üzerinde durulmayan büyük risk.

    Kesinlikle gündeme getirilmeli ve konuşulmalı.

    Bölgenin sivil ve kamu yapı stoğu ağlanacak durumda kesinlikle;

    Buarada , İlker beyin paylaşmış olduğu yazısındaki fay haritası ile , benim.paylaşmış olduğum (Cenk hocanın paylastigi) fay haritası birbirinden çok farklı , tutar tarafları çok az. İlker beyin yazısindaki haritada , çinarcik a dogru yonelen fay gozukuyor. Benim paylastigimda ise ben kendi elimle cizdim mor renk

    Şimdi bir yanlış anlamayı düzelteyim önce.

    Deprem bilimi çok keskinlikleri olan bir bilim değil. Dinamikleri ve etki parametreleri çok fazla.

    Bu sebeple, bir çok Bilim İnsanı, bir çok farklı görüş ve bir çok farklı teori var.

    Bu konuda da, o teorilerden ve aynı zamanda değer verdiğim bir akademisyen olan Rahmetkş Aykut Barka'nın

    desteklediği bir çalışmanın raporunu buraya attım. Oradaki haritayı çizen ben değilim.

    Sms teorisine önem verdiğim bir rapor. Farklı bir şekilde de, Ganos fayı çalışmasını bildiğim için

    bana inandırıcılığı da yüksek geliyor.

    Buna karşılık Can Yaltırak Hocanın çalışması da mantıklı gelen bir teori, Ramazan Demirtaş'ın çalışmaları da o şekilde.

    Benim düşüncem bir fikre körü körüne bağlanıp, ölümüne savunmayı kabul etmiyor.

    Bilimsel düşünce de her yönüyle tartışılmalı, taraflar her düşünceden haberdar olabilmeli

    selamlarımla

    ozaman büyüklük-şiddet kavramına göre gidersek kandillinin şu sitesine göre http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/bilgi/xMercalli.htm olası 7 üzeri depremde taş üstünde taş kalmaz ki kendileri de öyle yazmış.

    bizi bekleyen senaryolar; X, XI ve XII yalnışmıyım Ilker Gunebakan

    Tabi o tabloya gore birebir karşılık gelmesi söz konusu değil.

    Ama zemin, yapi kalitesi, depremin süresine göre yakın efektler olusabilir. Ama her durumda kötü tabiki.

    Burda da her geçen gün şiddet ve büyüklük kademe kademe artıyor.Her Prof.Dr birbirinden ayrı şiddet belirtiyor. Şiddet yükseltmek marifete dönüştü. Yukarıda paylaşılmış olan yazıda Celal Şengür ile Le Pichon un görüşü(araştırma geçen yıl yapıldı diye yazılmış ta, hangi geçen yıl ? Yanlış hatırlamıyor isem 2005 araştırması) , 110 km lik fayın tek parça halinde kırılacağı , benim yukarıda paylaştığım makalede bunun bu şekilde olmayacağı açıkça belirtilmiş. Cenk Yaltırak ta aynı görüşte değil. Bu arada , halk tabiri ile, deprem bilimciler farklı farklı görüş belirtiyor, bu görüşleri her insan farklı yorumluyor, yani ortada en az 20 senaryo, buna bağlı 1000.000 yorum var :). 9-10 şiddetinde hissedilecek bir depremde, ölmek için göçük altında kalmaya gerek yok. 10 kattan yüksek bir binanın içinde, duvardan duvara seker ölürsün, dengen kaybolur başını bi yere çarpar ölürsün, tramvayı bırakın, vücut aşırı adrenalin basar , kalp krizi geçirir ölürsün. En az 100.000 kişi kendini camdan pencereden aşağı atar ölür . Bizim insanımız kaos a bayılıyor, afet oldumu büyük olsun, olay çıksın, hemen dinmesin , heyecan macera olsun, bazı olaylardan yollar kapansın, okullar tatil olsun.

    Araştırma 2-3 yıl kadar süren bir araştırma. 2008 yılında sonuçlanıp, detay raporların yayınlanması yine bir 3 - 4 yılı bulmuştur.

    Şimdi deprem Bilimci olarak nitelediğimiz kişilerin, teorileri var. Ben şahsen, Demirtaş, Yaltırak, Görür gibi Hocaların görüşlerini kendi

    düşüncelerime yakın bulsam da, hepsinin birbirine yaklaşıp uzaklaştığı noktalar var.

    Yine şunu tekrar edeyim, bırakın Marmara'yı neredeyse Türkiye'nin hiç bir noktasında fay yapılarını çok iyi bilmiyoruz.

    Hadi ondan da vazgeçtim, yapıları çok iyi bilsek dahi, büyüklük, şiddet, zaman gibi bir çok konuda bile hiç bir ekol asla aynı şeyleri

    söyleyemez.

    Deprem bilimi ne yazık ki, mesela inşaat mühendisliği gibi keskin hatlara sahip değil. Ben 30 yıldan beri İnşaat mühendisliği yapmıyorum mesela ama

    masaya oturup 6 ay kendimi sıksam, piyasada mühendislik yapabilirim.

    Ama deprem biliminde, yerkürenin dinamikleri, fay sistemleri, volkanik bölge dinamikleri her şey değiştiği gibi, sistem belki yüzlerce bilinmeyen ile

    neredeyse her depremde farklı karakterler sergiliyebiliyor.

    Ben bu raporu insanlarda bir farklı görüş açısı oluşturması için attım. Yoksa Yaltırak Hoca'nın teorisini açar, ezberler ve kabul edebilirim ama

    hayat özellikle deprem bilimi çok da keskin değil ne yazık ki.


    iyi akşamlar

    10 imkansız uçmuşlar. pasifik okyanusundayız sanki okyanusal levha dalıyor güneyimizde. celal hoca zaten yaptıkları çalışmada max 7.4 şiddetinde deprem olacağını 26 eylül günü programda söyledi.

    Arkadaşlar gayet güzel cevaplar vermişler ama, mesela en son olan Silivri depremi için sadece bu forumda yazanlara bile okusanız,

    İstanbul semtleri, Tekirdağ, Kocaeli, Bursa ya da Yalova mesela, oradaki arkadaşların izlenimleri büyüklüğü 5,8 olan bir depremde,

    kimisinni hayal mayal hissettiği, kimisinin oturduğu sandalyeden düştüğü, kimi yerde kolonların patlayıp, minarelerin yıkıldığı

    değişik durumlar söz konusu olduğunu görürsün üz.

    İşte hayal mayal hisseden belki 4,0 ŞİDDETİNDE hissederken, minarelerin yıkıldığı yerlerde 7 olarak hissettiler.

    İşte büyüklük ile şiddet arasındaki fark bu.

    selamlarımla

    Ilker Gunebakan üstad rapor yenimi yayınlandı yoksa eski mıi?

    Ben raporu bir inşaat mühendisliği dergisinden indirip saklamıştım. yeni yayınlanmadı ama nedense (!) medyamızda çok yer bulamadı.

    Yanılmıyorsam 2 veya 3 yıl süren bir araştırmanın sonucu bu. Ben bu araştırmanın Ganos için yapılan kısmını görmüştük.

    Zaten o kısmı gördükten sonra, Ganos ile ilgili korkularım iyice paranoya halini almıştı :)

    Bir ara dergi adını ve tarihi bulup atmaya çalışırım.

    LE SUROIT’IN RAPORU:İstanbul’da beklenen depremin büyüklüğü 8

    Marmara Denizi’nde geçen yıl, fay hattıyla ilgili ilk çalışmayı yapan Fransiz Le Suroit gemisinin kesin rapor sonuçları, Fransa’nin uluslararası bilimsel dergisi Elsevier’de yayımlandı. Rapor sonucu, İstanbul’da olası bir deprem korkusunun hiç de yersiz olmadığını ortaya koydu. Le Suroit araş- tırmasının sonucuna göre, Marmara Denizi’nin dibinde onlarca kilometre uzanan fayin hattinin tek parça, tek hat halinde, kivrimli iki fay olduğu kesinleşti.

    Prof. Xavier Le Pichon başkanlığında yürütülen, Prof. Dr. Celal Sengör, Doç. Dr. Emin Demirbag ve Prof. Dr. Naci Görür’ün de katildigi arastirma, 12 bilim adami tarafindan gerçeklestirdi. Bu çalismaya göre, Marmara içinde tek hat halinde iki fay hatti tespit edildi. Ilki Körfez’den çikip Çinarcik’in kuzeyinden Büyükçekmece – Yesilköy açiklarina kadar geliyor. Ikincisi ise, Büyükçekmece’den başlıyor ve Mürefte’ye kadar devam ediyor.

    marmara3.jpg

    Araştırmada, bu fayın “yıkıcı” ve “aktif” olduğu belirtiliyor. Marmara fayının özellikle de İmralı fayı en canlı bölümlerden biri olduğu tespit edilirken, Marmara’nin batısında Çinarcik’a kadar uzanan fay uzunluğunun tam 110 kilometre, ikinci fayin ise 85 kilometre uzunluğunda olduğu ve her iki fayında aktif olduğu belirtildi.

    Marmara’da oluşacak depremin, ya tek ya da iki kırılma seklinde gerçeklesecebileceğini belirten uzmanlara göre, tek kırılma durumunda depremin büyüklüğü Richter Ölçeği’ne göre 8′e yakın, fayin iki parçada kırılması durumunda ise en az 7 veya 7′den biraz büyük bir deprem olacak.

    Fransiz Le Suroit gemisinin Marmara’da yaptığı arastirmaya katilan uzmanlar, Marmara Denizi’ndeki çukurlukları da meydana getirdiği belirlenen bu uzun fayin Kuzey Anadolu Fayı’nın devamı olduğu konusunda ayni görüşteler. Bu fay hattında, özellikle Yeşilköy çevresinde sıkışma olduğu belirtiliyor.

    Le Suroit gemisiyle yapılan incelemelerden sonra hazırlanan raporu degerlendiren ITÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardimcisi Prof. Dr.Okan Tüysüz: “Marmara içinde tek hat halinde iki fay görülüyor. Ilki Körfez’den çikip Çinarcik’in kuzeyinden Büyükçekmece – Yesilköy açiklarina geliyor. Ikincisi Büyükçekmece’den basliyor, Mürefte’ye kadar devam ediyor. Tahmin edilenden uzun. Faylar riskli, ciddi sorun var. Dogudaki fay en son Adalar’dan itibaren 1894′te, batidaki 1766′da Mürefte’de kirilmis. 110 kilometre uzunluk ciddi risktir. Gölcük fayi 130 kilometre, 7.4 büyüklügünde deprem üretti. Düzce 45 kilometre, 7.1 büyüklügünde deprem üretti.”

    Bu arastirmada görev alan uzmanlar, olasi bir Istanbul depremiyle ilgili son zamanlarda yapilan açiklamalarin gerçegi yansitmadigini, özellikle de Prof.Dr. Aykut Barka’nin öne sürdügü gibi, kirilmalarin birden fazla olmadigini, Marmara fayinda iki kirilma olacagini belirtiyor ve bu nedenle kirilmalarin siddetli olacagini söylüyor. Prof. Xavier Le Pichon baskanliginda yapilan arastirmanin sonuçlarina göre, Istanbul’da olasi bir depremin bölgelere göre büyüklügü söyle saptaniyor:

    - Kadiköy (Merkez üssüne uzakligi 26 km): 6 siddetinde sarsilacak.

    - Eminönü (Merkez üssüne uzakligi 16 km): 9 siddetinde sarsilacak.

    - Fatih (Merkez üssüne uzakligi 14-15 km): 9 siddetinde sarsilacak.

    - Zeytinburnu (Merkez üssüne olan uzakligi 12 km): 9 siddetinde sarsilacak.

    - Bakirköy (Merkez üssüne olan uzakligi 10 km): 9 siddetinde sarsilacak. (Bazi yerler 10 siddetine maruz kalabilir)

    -Avcilar (Merkez üssüne olan uzakligi 12 km): 9 siddetinde sarsilacak. (Bazi alanlar 10 siddetine maruz kalabilir)

    -Küçükçekmece (Merkez üssüne olan uzakligi 14 km): 8 siddetinde sarsilacak.

    -Büyükçekmece (Merkez üssüne olan uzakligi 15.5 km): 8-9 siddetinde sarsilacak.

    -Silivri ve Çatalca: 7 siddetinde sarsilacak.

    “ANA FAY TEK PARÇA KIRILACAK”

    Prof. Celal Sengör, Marmara Bölgesi’nde yasayanlarin uykusunu kaçiracak bir açiklama yapti. Le Suroit gemisinin arastirma sonuçlariyla ilgili Prof. Xavier le Pichon’la yazdigi ikinci makale önümüzdeki aylarda uluslararasi bilim dergilerinde yayinlanacak olan Prof. Sengör, “Marmara Denizi’nde ana fayin tek parça oldugu belirlendi. Ancak ana fayin güneyinde de büyüklügü 7′nin üzerinde depremlere yol açacak faylar var. Bu faylar tsunami yaratacak faylar. Bunlar Çinarcik ile Armutlu arasinda” dedi.

    “BILIM ADAMLARI DOGRU SÖYLEMELI”

    ABD’nin en ünlü bilim kuruluslarindan CalTech’de (California Teknoloji Enstitüsü) bir yilligina konuk ögretim üyesi olarak bulunan Sengör, “Bilim adamlari istemeseler de dogruyu söylemekten asla korkmamali… Halk unutur,ama bilim unutmaz” diye konustu. Sengör sözlerini söyle sürdürdü: “Prof. Pichon’la düsüncelerimizde bir degisiklik yok. Zaten Le Suroit gemisinin ortaya koydugu veriler, bizim tahminizi destekliyor. Ana fay, Orta ve Tekirdag çukurluklarinda da tek parça olarak devam ediyor.”

    “HAREKET EDEN FAYLAR…”

    Kuzeyden geçen tek parça fayin disinda, güneyinde de 7′den büyük deprem yaratacak faylara rastlandigini anlatan Sengör, bu faylar hakkinda da su bilgileri verdi: “Bunlar sag yanal atimli degil, normal faylar. Yani asagi yukari hareket eden faylar. Bu faylari ana fay olusturmus. Bunlar asagi yukari hareket eden yani normal faylar oldugu için tsunamiyaratacaklar.”

    “DEV DALGALAR OLUSACAK”

    ODTÜ ve Güney California üniversiteleri isbirligiyle yapilan arastirmalarda ortaya konan senaryolara göre, Marmara’da 4 metre ve daha yüksek tsunami dalgalari olusabilir ve bunlar 5 dakikada karaya ulasabilir.

    Son bin yilda Marmara’da 11 tsunami olayinin meydana gelmis oldugunu anlatan bilim adamlari, “17 Agustos’ta meydana gelen 2.52 metrelik tsunami ile bu sayi 12′ye yükselmistir” diye konustu.

    “DAHA ÖNCE DE OLMUS…”

    Yalova’daki Aksa fabrikasinin arkasinda denizden 1.5 kilometre uzaklikta karada yapilan incelemede, 2780 yil önce meydana gelen tsunaminin izlerine rastlandi. Tsunaminin M.Ö. 780 yilinda gerçeklestigini belirten Prof. Okan Tüysüz ve Doç. Dr. Can Genç, “15 – 20 santim kalinlikta ince bir zon tabakasina rastladik. Bu zon bolca fosil (midye, istiridye parçalari) ve memeli kemikleri kapsiyor. Burada 4 metrelik tsunami olmus” dedi.

    TÜBITAK Marmara Arastirma Merkezi (MAM) Baskani Prof. Dr. Naci Görür, ”Orta Marmara Sirti ile Tekirdag Çukuru arasindaki fay riskli. Bu fay, her an 7 ve daha siddetli depreme neden olabilir” dedi.

    Prof. Dr. Görür, Gebze Rotary Kulübü toplantisinda yaptigi konusmada, Marmara Denizi’ni ”deprem denizi” diye tanimladi. Marmara Denizi merkezli yüksek siddette deprem riskinin göz ardi edilmemesi gerektigini söyleyen Prof. Dr. Görür, Marmara Denizi’ndeki en tehlikeli fayin, en son olarak 1766 yilinda kirildigini ifade etti.

    Prof. Dr. Görür, sunlari kaydetti: ”Bu tür tehlikeli faylarin 250 yillik periyotlar halinde kirilma riski bulunuyor. Bu yüzden, bilim adamlari içinde bulundugumuz yillarda 7 ve daha yüksek siddette deprem olasiligindan söz ediyorlar. Bu da dogru bir mantik. 15 milyon yildir deprem oluyor ve milyonlarca yil daha olacak. Marmara Denizi’ni tehlikeli buldugumuz için 5 gemiyle 2 yildir arastirma yapiyoruz. Marmara’nin güneyindeki fay kirilirsa 7 ve üzerindeki siddette deprem olacaktir.”

    “INSANLAR BILE BILE ÖLÜYOR”

    Prof. Dr. Naci Görür, akil ve bilimin kullanilmasi halinde, depremlerde insan ölümleri olmayacagini ya da çok az olacagini bildirdi. Sultandagi’nda kirilan fayin, Maden Tetkik ve Arama’nin (MTA) haritasinda bulunmasina ragmen gerekli önlemlerin alinmadigini da anlatan Prof. Dr. Görür, söyle devam etti: ”Yetkililer, depremden sonra bölgeye gidip (yaranizi saracagiz, yemek ve ev verecegiz) diyorlar. Bilgi toplumu olmasi gereken ülkeye yakismiyor. Akil ve bilimi kullanirsak, depremde insanlar ölmez. Burada kirilan fay, MTA haritasinda vardi. Insanlar bile bile ölüyor. 1939 Erzincan depreminde 39 bin kisi öldü. Fay hatlarinin oldugu yerde saglam yapilanma neden baslatilmadi ya da insanlar niye o bölgelerden uzaklastirilamadi?”

    Japonya’nin Kobe sehrinde yasanan depremi ve sonuçlari hakkinda dadegerlendirmelerde bulunan Görür, sunlari kaydetti: ”Kobe depreminden sonra10 yilda depreme dayanikli yeni bir Kobe yaptilar. Bir yerlerden baslamak lazim. Insanlar ölüyor, yarayi sarariz diyorlar. Insanlari öldürmeyin. Biz,bugüne kadar bunca çalisma yaptik ama, hiçbir hükümet yetkilisi gelip siz ne yapiyorsunuz diye sormadi.”

    Prof. Dr. Naci Görür, yasanan sarsintilar sonrasi, medyaya depremle ilgili açiklamalarda bulunan bilimadamlarini da elestirdigi sözlerini, söyle tamamladi: ”Bu bilimadamlarinin yüzde 95′i ellerinde veri olmadan depremi anlatiyorlar. Hastayi görmeden, ilaç yazan doktor gibiler. Siz hasta olsaniz, üfürükçüye mi gidersiniz, doktora mi? Afyon’da deprem oldu, ardindan yine ayni sovlar yapiliyor ve komedi sürüyor.”

    Ilker Gunebakan

    Hocam bir yanlışınızı düzeltmek istiyorum. Uludağ için volkanik bir dağ demişsiniz ama öyle değil.

    Uludağ’da yer kabuğunun tabakaları arasına sokulan magmanın yer yüzüne çıkamadan çeşitli derinliklerde katılaşarak (batolit, dayk, lokolit, sill gibi) değişik şekillerin oluştuğunu,bu oluşumların alttan yaptığı iç basınçla Uludağ’ın yüksek kesimlerinin oluşturduğunu, Uludağ’ın volkanik bir dağ olmayıp iç püskürük bir dağ olduğunu bizlere görsel çizimlerle ispatlandı.

    Kaynak; http://www.sirtcantam.com.tr/uludag-volkanik-bir-dag-degildir/

    Teşekkür ederim bilgi için. Bazı bilgiler aktüel hale gelse dahi, beyin bunları update etmeyi kaçırıyor :)

    PergamoN  Ilker Gunebakan hocalarım 1855 yılında Bursa'da büyük bir deprem olmuş. 7.5 büyüklüğünde sanırsam bu hangi fay oluyor? Daha önce veya sonra kayıtlarda kırılma mevcut mu? Olası marmara depremi ile bu fayın tetiklenme ihtimali var mı? Bursa'da allah korusun bayadır sessiz.

    Çok fazla detay bilgiye sahip olmasam da, Bursa deprem(leri) KAF hattının Kuzey kolu üzerinde oluyor.

    Bu fay hattı neredeyse tüm bursa ilini de kapsayan bir segment.

    Bana kalırsa, tüm segmentlerin kırıldığı bir Marmara depremi, bu segmenti de etkileyecektir.

    Sonuçta bu segment de KAF hattının bir uzantısı.

    İlaveten Uludağ volkanik bir yapı. Eğer Uludağ zamanında püskürdüyse, şu an da pasif bile olsa

    magma hareketlerinin yeryüzüne en yakın olduğu bir lokasyon ve KAF ile beraber, bu magm dinamikleri de

    denkleme dahil olabilir.

    Bursa'nın bir diğer sorunu da zemin problemi. Dedem'ler göç sonrası Bursa'ya geldikleri için,

    son 15-20 yıla kadar hep bir bağımız oldu. Dedemlerin anlattığı bostanlar, domates tarlaları

    olan yerler şimdi yüksek katlı binalar ile dolu. Ama burada zemin deprem sonucu oluşacak

    hareketlerle sıvılaşacak, üzerindeki binalar da ciddi hasar alacaktır.

    Olayı sadece fay hatları olarak değil, zemin, yapılaşma, yapı kalitesi olarak da düşünmek gerekli.

    Gökyüzünde sessiz flaş patlaması özellikle mavi ve yeşil renkte olursa bildirin arkadaşlar

    1999 depreminden saniyeler önce parlak bir ışık gördük eşimle beraber. Üstelik Çorlu'da

    Bazı arkadaşlar ( ben görmedim) beyaz veya mavi renkte flaş gördüklerini söylediler.

    Ben bunu uzun yıllar sonra araştırdım biraz. Parlak, kırmızıya yakın ve nispeten uzun süren ışığın, fay kırıklarından çkan metan gazının bir şekilde tutuşup,

    gökyüzüne yükselmesi, flaş parlamalarında elektromanyetik ışımalar olabileceği söylendi.

    Ama tüm bilgim bu konuda bu kadar.

    Yani ışıklar sebep değil, sonuçtur gibi bir sonuç ortaya çıkıyor.