Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)
  • Uzay zaman dedik :) Bari bundan da konuşalım,bahsedelim :)

    Uzay – Zaman Kavramı | Zaman Herkes İçin Farklı Mı İşliyor?


    Zamanın çabuk geçtiğini söyleriz. Bazı durumlarda ise zaman hiç geçmek bilmez. Zamanımızı harcamak diye bir deyim kullanırız. Peki bu zaman nedir? Herkese göre zaman aynı şekilde mi işliyor? Einstein’in getirdiği ve yapılan bir deneyle kanıtlanan teorisi, bu durumla çelişecek ölçüde. Pek nasıl olur da zaman herkes için farklı işler? Haydi gelin hep beraber zaman ve uzay algımızı değiştirecek gizemli bir yolculuğa çıkalım.


    Zamanın akıp gittiğini söyleriz hep. Zaman değerlidir, zaman nakittir deriz. Zaman herkese normal ve basit bir kavram olarak gelebilir. Peki tam olarak zaman nedir? Nasıl akar? Zamanın geçmişten geleceğe aktığını biliyoruz. Bu doğru bir kullanım mı? Isaac Newton evrende zamanın herkes ve her yer için sabit olduğunu söylemiştir. Ancak Albert Einstein bulduğu görelilik yasası ile Newton’un kanununu çökertmiştir.


    Albert Einstein zamanda görelilik kavramını esprili bir şekilde şu örnekle açıklamıştır: Bir adam güzel bir kızla oturup bir saat geçirdiğinde, bu süre kendisine bir dakika gibi gelir. Bir de onu, bir dakika için sıcak bir fırının üzerine oturtun; bu süre ona bir saatten daha uzun gelecektir. İşte görelilik budur!

    Zamanı Nasıl Ölçüyoruz?


    İnsanoğlu geçmişten bugüne kadar zamanı ölçmenin yollarını bulmuştur. Dünya’nın kendi ekseni etrafında ve Güneş etrafındaki dönüşünü zamanı ölçmede başarılı bir şekilde kullanıyoruz. Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönüşünün süresini 24’e bölerek saatleri, saatleri 60’a bölerek dakikaları, dakikaları da 60’a bölerek saniyeyi gözlemleyebiliyoruz. Dünya’nın Güneş’in etrafında dönüşünde geçen süreyi ise aylara ve günlere bölüyoruz. Yani günlerin, saatlerin, dakikaların, saniyelerin kısacası zamanın ilerleyişini Dünya’nın hareketini gözlemleyerek anlayabiliyoruz. Yani sürekli tekrar eden şeyleri kullanıyoruz.


    Aslında en doğru ölçüm sezyum atomunun titreşim sayısına bakılarak yapılıyor. Sezyum atomu yaklaşık 9 milyar kere titreşim yapar ki bu kadar titreşimi yaptığı zaman bir saniye geçmiş sayılır. En doğru zaman ölçümü bu şekilde yapılıyor.


    Zaman Herkes İçin Farklı Mı?


    Albert Einstein’ın uzay-zaman hakkında bilinenler için köklü bir değişiklik yapmasına kadar bilim insanları Isaac Newton’un zamanı uzaydan ve gözlemciden bağımsız ve değişmeyen mutlak bir süreç olarak düşünmüşlerdir. Bu durum ancak Albert Einstein’in keşfine kadar geçerliydi.



    Albert Einsten, Isaac Newton’un tam tersine zamanın kişiye özel bir hızla akabildiği çok daha zengin bir resim çizdi. Yani evrende zaman denilen olgu herkes için ortak değildir. Einstein bu durum üzerine o kadar çok çalıştı ki sonunda uzay ve zaman arasında çok önemli bir bağlantıyı bulmada önemli bir adım attı.


    Zaman İle Hareket Arasındaki İlişki Ne?


    Einstein’e göre karşısında hareket eden bir cismi gözlemleyen kişiye göre, hareket eden bir cismin hareketi esnasında zaman daha yavaş akmaktadır. Yani bir cisim hareket ediyorsa o cisim için zaman daha yavaş akar. Ama kendisi için zamanın yavaşladığını hareket eden cisim anlayamaz, onu gözlemleyen kişi anlar. Eğer iki cisimde duruyorsa, yani birbirlerine göre hareket etmiyorsa zaman içinde hareket ederler (saatleri ilerlemeye devam eder) ve bu iki cisim için zaman aynı şekilde akmaktadır. Ancak iki cisimden biri hareket ederse iki cisim içinde zaman kavramı farklılaşır. Zaman hareket eden bir insan için daha yavaş akar. Tabi bu durumu algılayamamışımızın sebebi Dünya’daki yavaş hızla hareketin (ışık hızına göre) zaman üzerindeki etkisi çok küçük olduğundan algılamamız mümkün olmamasıdır.



    Evrenin referansı ışık hızıdır. Dünya içinde biz, ışık hızına göre o kadar yavaş ilerliyoruz ki hareketimizin zaman üzerindeki etkisinin algılanması mümkün değil. Ancak hareket hızımızı arttırırsak (örneğin ışık hızına yaklaşırsak) bu durum bariz bir şekilde algılanacaktır.


    Hareket Eden Bir Cismin Zamanı Daha Yavaş Akar. Peki Bu Durum Kanıtlandı mı?


    Einstein’in bu keşfi 1971 yılında yapılan bir deneyle kanıtlanmıştır. Deneyde önceden bahsettiğimiz sezyum atomu gibi bir atom saati ve jet uçağı kullanılmıştır. Atom saatinin bir tanesi yerde hareket etmezken diğeri havada çok yüksek hızda jet uçağı içerisinde hareket etmektedir. Uçaktaki atom saati yerdekiyle karşılaştırıldığında bu iki saat farklı işliyordu. Yani hareket eden uçaktaki atom saati, yerdekinden saniyenin birkaç milyarda biri kadar yavaştı. Bu hassas ölçüm ise Einstein’in keşfi olan hareketin zaman üzerindeki etkisini kanıtlamıştı. Jet uçağının hızını düşündüğümüzde zaman farkı saniyenin yaklaşık milyarda biri kadarsa, bir insanın hareketinin zaman üzerindeki etkisi ne kadar algılanabilirdi. İşte bu yüzden çevremizde hareket eden cisimlerin zaman üzerindeki etkisini algılayamıyoruz.


    Zamanı Etkileyen Bir Diğer Faktör Kütleçekim Mi?


    Einstein hareketin zaman üzerindeki etkisini bulduktan sonra uzay ile zamanın birbirine bağımlı olduğu uzay-zaman kavramını ortaya attı ve uzay-zamanda kütleçekim etkisinin de zamana etki edebileceğini belirtti. Yani kütleçekim, zamanı yavaşlatabilir veya hızlandırabilir. Einstein’e göre kütleçekim ne kadar güçlüyse zaman o kadar yavaşlar. Örneğin karadelikler çok büyük kütleçekimine sahiptir. Karadeliğin kütleçekimine maruz kalan cisimler için zaman çok yavaş akar.



    Biraz hayalperest bir örnek olsa da; biz kendimizi karadeliğin kütleçekiminin etkisine girdiğimizi düşünelim. Bizim ikizimizde Dünya’da bulunsun. Karadeliğin kütleçekiminde dönerken bizim için zaman çok yavaş akacağından kalbimiz daha yavaş atar, metabolizmamız yavaşlar, hücrelerimiz daha geç yaşlanır. Ancak bu durum bize normal zamanda ilerliyormuşuz gibi gelir. Ancak dışardan bizi izleyen bir gözlemci için biz çok yavaş hareket ediyoruzdur. Karadeliğin kütleçekiminden kurtulup Dünya’ya döndüğümüzde ikimizin bizden daha çok yaşlandığını farkederiz. Biz ise kütleçekim etkisinde kaldığımız süreye bağlı olarak daha genç kalmışızdır. Yani onlara göre zaman daha hızlı akmışken bizim için daha yavaş akmıştır. Ancak yine Dünya’da bu etki fark edemeyeceğimiz kadar küçüktür. Dünya’nın yer çekimi de bir kütleçekimdir. Yerde Dünya üzerinde yerçekim gücü daha fazladır. Örneğin bir gökdelenin tepesinde yaşayan biri içi zaman, yerdekine göre daha hızlı işler. Yani gökdelenin temelindeki insan daha yavaş yaşlanırken, tepesindeki kişi daha hızlı yaşlanır.

  • Işık Hızı ve Uzay - Zaman Arasındaki İlişki Nedir?

    Albert Einstein, yaptığı bu keşifleri ışığın hareketinden yola çıkarak buldu. Işığın ne kadar hızlı olduğunu düşündü ve vardığı sonuç inanılmazdı. Evrende tek değişmeyen şey ışık hızıydı. Zaman, hareket, mekan gibi olgular evrende hep değişken iken ışık hızı hep sabitti. Evrende her şey kendisini ışığın egemen durumuna göre ayarlar. Zaman içinde hareket eden birini gözlemleyen bir gözlemci için hareket eden nesne ışık hızına yaklaştıkça büzüşür ve zamanı yavaşlar. Bunu tam olarak ışık hızının evrendeki herkes tarafından saniyede yaklaşık 299.792.458 m/sn (ışık hızı) olarak ölçecek şekilde yapar. Eğer ışık hızına yakın hareket ediyorsak zaman bizim için çok ama çok yavaş akar. Yani zamandaki hızımız çok yavaştır. Ama bu durumu biz fark edemeyiz çünkü hareket içinde biz olduğumuzdan sanki biz normal zamanda hareket ediyormuşuz gibi gelir. Ama dışardan bizi gözlemleyen biri için biz çok ama çok yavaş hareket ediyoruzdur.

    Peki Işık Hızında Hareket Edersek Ne olur?

    Işık hızı evrendeki tek değişmeyen, sabit unsur olduğunu belirttik. Peki ışık hızında (saniyede 299.792.458 metre veya yaklaşık 300.000 km diyebiliriz) hareket etseydik? İşte bu durumda zamandaki hızımız sıfır olurdu. Yani zaman bizim için dururdu. Daha doğrusu zaman kavramı bizim için kalkardı. Zaman eğer 4. Boyut ise belki de ışık hızında başka bir boyuta geçerdik. Bunun cevabı bilinmiyor. Peki eğer ışık hızından fazla bir hızda olsaydık? O zaman zamanda geriye mi giderdik? Bunun da cevabı bilinmiyor..

  • Uzay Zaman ile alakalı bu kadar konuştuk. Bunun üzerine bu senenin çıkış yapan bir dizisi. DARK Daha yeni başladı bir sezonu var 10 bölümden oluşuyor. Hepinize tavsiye ediyorum. @BaFRaLı55 @4 Şubat @LightOfGod

    Zaman- zamanda yolculuk ve 33 yıl döngüsü hakkında bir dizi.


    Uzay Zaman ile alakalı olduğundan fragmanı buraya bırakıyorum.


  • Acaba bir gün gerçekten bir asteroit dünyaya doğru gelse. Ülkelerin bunu havada yok edebilecek bir gücü var mıdır acaba? @BaFRaLı55

    Bu asteroit haberleri her zaman çıkıyor ve her zaman dünyayı etkiliyor diye haber yapılıyor. Sonra bir daha konuşulmuyor. :) Keşke bir gün gerçekten etkilese heyecanlı olur.

  • Acaba bir gün gerçekten bir asteroit dünyaya doğru gelse. Ülkelerin bunu havada yok edebilecek bir gücü var mıdır acaba? @BaFRaLı55

    Bu asteroit haberleri her zaman çıkıyor ve her zaman dünyayı etkiliyor diye haber yapılıyor. Sonra bir daha konuşulmuyor. :) Keşke bir gün gerçekten etkilese heyecanlı olur.

    Bunu hiç düşünmemiştim :D Araştırırım :)

    Asteroitleri pek isteme bence büyük bir şey gelirse sonumuz Dinozarlar gibi olmasın sonra :D

  • Mars'ta Temiz Sudan Oluşan Bol Miktarda Buz Kütlesi Keşfedildi

    Mars'ın yüzeyinin hemen altından başlayarak, 100 metre derinliğe kadar olan bölgelerde içilebilir, temiz sudan oluşan buz kütleleri tespit eden bilim insanları bu çalışmayı radar ya da sondaj robotlarının yardımı olmadan gerçekleştirmeyi başardılar.

    Mars’ın yüzeyinin altında çok miktarda sudan oluşan buz kütelleri bulunuyor. Fakat bu buz kütlelerinin ne kadar temiz oldukları, ne ölçüde derin oldukları, biçimlerinin nasıl olduğu gibi özellikler, gezegenle ilgili araştırma yapan jeologlar için sır olmaya devam ediyor. Bu faktörler Mars’a seyahatin planlayıcıları için de önem taşıyor. İster geçici, ister kalıcı olsunlar gelecekte Mars’a seyahat edecek olanlar su içmek, ürün yetiştirmek ya da suyu hidrojen yakıtına dönüştürmek için gezegenin yüzeyi altında yer alan buz rezervleriyle ilgili detaylı bilgiye ihtiyaç duyacaklar.

    Gezegende mevcut olan kirlilik, kayalıklar ve diğer atık maddeler, konuyla ilgili çalışma yapmayı güçleştiriyor. Mars’a inecek olanlar gezegenin yüzeyinin ilk birkaç santimetresini kazabilir, radarların elde edecekleri verilerle araştırmacıların, yüzeyin onlarca metre altında ne yattığına dair bilgi sahibi olmalarını sağlayabilirler. Bununla birlikte jeolojik yapının buzul kütlelerine dair bilgiler (ilk 20 metre civarı) büyük oranda belirlenememiş durumda. Fakat, gezegen yüzeyinin aşınıyor olması, radar ya da sondaj robotlarına olan ihtiyacı ortadan kaldıracak gibi görünüyor. Zaman içerisinde aşınarak çıplak hale gelmiş bir bölgenin tespitiyle bilikte Mars’ın alt katmanlarına ve bu katmanlarda yer alan buz kütlelerine dair doğrudan bir bakış elde edilebiliyor artık. Bilim insanları bu tip bir alanı keşfettiklerini açıkladılar. Aslına bakarsanız NASA’nın ‘Mars Keşif Aracı’nda bulunan HiRISE adlı güçlü bir kamera kullanılarak, bu tip birkaç bölgenin keşfi gerçekleştirilmiş.

    Science’ın bu haftaki sayısında USGS gezegen jeoloğu Colin Dundas’ın yönetimindeki araştırmacıların, erozyonla birlikte arazi yapısı çıplaklaşmış, altında buz kütleleri bulunduran sekiz adet büyük ve sarp çapraz bölge ile ilgili detaylı gözlemlerinin sunumu yayınlandı. Yayınlanan çalışma sadece bulunan su miktarını değil (Mars’ın bu özel bölgelerde çok sayıda buz kütleleri barındırdığı bilinen bir gerçek), aynı zamanda ne oranda kazmaya elverişli olduğuna dair bilgileri de içeriyor. Söz konusu rezervler bir metre gibi sığ bir derinlikten başlayarak, gezegenin 100 metre derinliklerine kadar uzanıyor. Araştırmacılar mevcut suyun miktarı hakkında bir tahminde bulunmuyorlar ama yüzeye yakın bölgelerdeki buz miktarının, açıkta bulunan az sayıdaki bölgeden çok daha geniş çaplı olduğunu belirtiyorlar. Üstelik bu buzlar, son derece berrak ve temiz görünüyorlar. Mars yolculuğu öncesinde Mars’ta bulunan sudan oluşan buz kütlesi rezervuarlarını tespit etmek için henüz vakit var. İnsanoğlu uzayın derinliklerine dalmadan önce, Ay’a tekrar dönüş yapacak gibi görünüyor. İyimser tahminlere göre Kızıl Gezegen’e varış, 2030 yılı civarında olacak. Nereye iniş yapılacağı, ziyaretin ne süreyle gerçekleşeceği ve bu yolculuktan neler elde edeceğimiz, bizi bekleyen kaynaklara bağlı. Ve tabii bunlar için ne kadar sıkı çalışma yapacağımıza.

  • Devasa Kara Delikler Galaksilerdeki Yıldızları Kontrol Ediyor

    Geçtiğimiz günlerde, Nature dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, galaksi merkezinde bulunan kara deliğin kütlesinin yıldız oluşum evresindeki 'sönme' döneminin kadar çabuk gerçekleştiğinin belirlendiği gösteriliyor.

    Her galakside, Güneş'ten milyonlarca kat büyük bir kara delik bulunuyor. Aktif bir galaktik çekirdekten, evrene yayılan enerjinin aksi yönde soğuması gerçekleştiği zaman, yıldızlara yoğunlaşmış olan gazın ısınmasına ve boşaltılmasına yarayan enerjinin yıldız oluşumunu kapattığı düşünülüyor. Bu fikir, onlarca yıldır astrofizikçiler tarafından galaksilerin gözlemlenebilir taraflarını çoğaltmak için yapılan, galaksi evrimi simülasyonunda (bir galaksinin nasıl oluştuğuna dair, varsayımlara ve deneylere dayanan gözlem) kara deliklerin herhangi bir geri tepkime içerisine gitmesi gerektiğini bulmuşlardı. Ancak şimdiye kadar devasa kara deliklerin ve yıldızların oluşumundaki bağlantıların kanıtlarında eksiklikler bulunmaktaydı.

    Yeni sonuçlar ise bir galaksinin yaşamı boyunca kara delik aktivitesi ile yıldız oluşumunda sürekli bir etkileşim bulunduğunu göstermekte. UC Santa Cruz'da araştırmacı yazar olan Martín Navarro'nun öncülüğünde yürütülen çalışma, daha önceki araştırmalardaki yıldızların ve galaksilerin yaydığı ışıkların, kara delikler ve yıldızların ilişkisisine de öncülük ediyor.
    Yapılan araştırmalar elbette evrenin sırrını bize göstermekte yetersiz kalıyor. Interstellar'da gördüğümüz gibi, kara delikler bizi evrenin bir köşesinden diğerine götürür mü veya zaman yolculuğu yapmamıza sebep olur mu gibi soruların yanıtı değil. Ancak bilim bu konulara eğilmeye devam ettikçe, insanoğlunun bir gün bu sorulara da yanıt vereceğine inanıyorum.

    Kaynak:http://www.webtekno.com/devasa-kara-de…yor-h38751.html

  • Samanyolu’nun Merkezi Ve Merkezdeki Karadelik



    Bizim Güneş Sistemimizin de içerisinde yer aldığı Samanyolu Gökası’nın merkezi (çekirdeği), gökadanın geriye kalan tüm malzemesinin çevresinde döndüğü bir merkezdir. Samanyolu’nun merkezi de, tıpkı kendisi gibi spiral bir yapıya sahip. Ancak, merkezin bu spiral yapısı ile galaksimizin spiralliği arasında bir ilişki bulunmuyor. Dünya’dan bakıldığında yaklaşık olarak 26.000 Işık yılı kalınlığındaki gazın ve yıldızlararası tozun arkasına gizlenmiş olan bu merkezin görünür dalga boyunda gözlemlenebilmesi imkansızdır. Fakat yine de, astronomlar bu çok yoğun ve aktif durumdaki gökada merkezini inceleme hususunda çok önemli yollar katetmiş durumdalar. Bu sarmal yapı iki katmandan oluşuyor. İlk katman SgrA olarak nitelenen merkez bölgesinden 6 ila 26 ışık yılı arasındaki bölgede yer alan molekül diski. Bunun ötesinde ise, 2.300 ışık yılı öteye kadar uzanan çekirdek diski yer alıyor. Her iki disk de, molekül bulutları ve gaz (hidrojen, helyum) açısından oldukça zengin.


    Samanyolu’nun merkez bölgesi çubuk biçimli bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda merkezin kendi içinde sarmal bir yapısı bulunur.

    1933 yılında Karl Jansky isimli astronom, Bell Laboratuarları’nda okyanus aşırı telefon hatlarında meydana gelen parazitleri incelemek amacı ile bir anten yaptığında çalışmaları esnasında kaynağını tam anlayamadığı bir parazit sinyali ile karşılaştı. İşin ilginç tarafı bu sinyal gökyüzünde yıldızlar ile birlikte aynı yönde dönüyordu. Yaptığı araştırmalar neticesinde sinyalin Yay Takım Yıldızından geldiğini tespit eden Jansky, parazite doğrudan Samanyolu Gökadasının merkezinin neden olduğu sonucuna vardı. Görünmeyen dalga boylarında astronominin doğumuna ışık tutan bu çok önemli keşfin ardından bilim insanları daha sonraki tarihlerde Samanyolu’nun kalbinden gelen bu radyo sinyallerini çok daha detaylı olarak incelemiş ve önemli bulgular elde etmiştir. Günümüzde bu araştırmalar yalnızca radyo dalga boylarında değil, Dünya’nın yörüngesinde dönmekte olan X Işını ve Gama Işını dalga boylarında gözlem yapabilen teleskoplarla da ayrıca sürdürülmektedir. Bununla birlikte NASA’ya ait Spittzer Teleskopu, Kızılötesi dalga boyunda gökadanın çekirdeğindeki 30.000’e yakın yıldızın gözlemlenmesi hususunda çok önemli çalışmalara imza atmıştır. Bugün artık elimizdeki veriler ışığında biliyoruz ki, gökadamızın çekirdeği küresel diyebileceğimiz düzeyde yoğunluğa sahip bir yapılanmadır ve çoğunlukla çok yaşlı durumdaki kırmızı dev yıldızların sıkışık bir durumda işgal ettiği çok kalabalık bir bölgedir. Bununla birlikte merkezde yaklaşık olarak 5.000 Işık Yılı çapında ve 20.000 Işık Yılı Uzunluğunda bir çubuk mevcuttur ve bu çubuk, gökadanın “Moleküler Halka” adı verilen dev yapıdaki çemberinin kenarlarını içeriden birbirine bağlamaktadır. Merkezdeki bu spiral yapının korunabilmesi için, galaksimizin merkezinde yoğun bir kütlenin yer alması gerekiyor. Gazın ve bölgedeki yıldızların hareketleri üzerine yapılan hesaplar, galaksi merkezinde en az 2 milyon Güneş kütlesine eşdeğer bir yapının bulunması gerektiğini gösteriyor.


    Samanyolu merkezindeki karadeliğin çevresinde, yıldızların hareketi.


    Güneş yerine bir Karadelik görseydik

    Başlangıçta, bu yoğun kütlenin merkezde yer alan O ve B tipi aşırı parlak ve büyük yıldızlardan oluştuğu düşünülmüş olsa da, yapılan gözlemler bu yıldızların sayısının yeterli olmadığını gösterdi. Ayrıca radyo analizlerinde, bu dev yıldızlardan ayrı, “termik” özellik göstermeyen belirgin bir radyo kaynağının galaksi merkezinden yayıldığı görüldü. Yıllar süren yoğun tartışmalar ve araştırmalardan sonra bugün, galaksimizin merkezinde yaklaşık 4 milyon Güneş kütlesinde bir karadeliğin yer aldığı bilim dünyası tarafından kabul edildi. Sonrasında da, çoğu galaksinin merkezinde bizimki gibi dev kütleli karadeliklerin var olduğu anlaşıldı. Şu anda bilim insanlarının üzerinde çalıştıkları konu; bu dev karadeliklerin nasıl oluştuğu. En üstteki görselde, galaksi merkezinin çok yakın çevresindeki gaz bulutları ve yıldızların hareketlerinin yıllara göre değişimi gösteriliyor.

    Kaynak:http://www.kozmikanafor.com/samanyolunun-m…deki-karadelik/