Meteoroloji kökenli Afetler

  • Meteorolojik Kökenli Afetler: Atmosfer olayları sonucunda meydana gelen afetlerdir. Bunlar atmosfer olaylarının (sıcaklık, yağış, basınç ve rüzgar) insan için yararlı olduğu sınırı aşmasıyla meydana gelir. Meteorolojik kökenli afetlerin en çok görülenler;




    Sel



    Don



    El-Niño



    Fırtına (siklon)






    Aşırı kar



    Tipi



    Yıldırım düşmesi



    Dolu



    Sis



    Kuraklık



    Orman yangını



    Çığ





    Meteorolojik afetlerin oluşumunu hazırlayan temel etkenler atmosfer kökenli
    olmasına rağmen, bazılarında afetin oluştuğu yerin özellikleri de etkili
    olmaktadır. Sel, çığ ve sis buna örnek olarak verilebilir.





    Afetlerin doğurduğu sonuçlara
    baktığımızda; en başta can ve mal kaybına neden olurlar. Can kayıpları insan ve
    hayvanların ölmesi; mal kayıpları ise eşya bina ve tarım alanlarının zarar
    görmesidir. Kayıpların bir kısmı doğrudan hemen afetle birlikte ortaya çıkarken
    bir kısmı ise belirli bir süre sonra ortaya çıkmaktadır. Örneğin sel sırasında
    can ve mal kaybı meydana gelmektedir. Ancak sel baskınından sonra sellerin
    getirdikleri moloz, kum ve balçıklar tarım alanlarını verimsizleştirerek dolaylı
    zararlarda meydana getirmektedirler.

    SEL









    Sel,
    ister büyük nehirlerin kıyısına yerleşmiş, ister dağ yamaçlarında
    yaşıyor olsun, isterse çöllerde bulunsun her yerdeki insanların
    rastlayabileceği türde bir doğa olayıdır.



    Yerleşilen yerlerdeki çeşitlilik, görülme sıklığını değiştirmesine
    rağmen özellikle sel olayını dikkate almadan kurulan altyapılar bu doğa
    olayının bir faciaya dönüşmesine neden olabilmektedir. Türkiye'de sadece
    1995 yılında üç bölgede görülen sel olayı 160 kişinin ölümüne neden
    olurken her yıl can kaybına neden olmayan seller sonucu milyarlarca
    liralık ekonomik kayıplar yaşanmaktadır. Bu amaçla gelişmiş ülkeler sel
    riskini en aza indirmek için erken uyarı sistemleri geliştirerek
    özellikle can kaybını en aza indirmeyi başarmışlardır.



    Selin en sık rastlanan sebebi kuvvetli ve uzun süreli yağıştır. Seller
    kar erimesi sonucu oluşan kuvvetli akışlar veya drenaj kanallarının
    tıkanması sonucunda da meydana gelebilir. Günümüzde rastlanılan en
    yaygın sebep ise; kuvvetli yağmur fırtınalarında drenaj sistemlerindeki
    yetersizlik sonucu ana nehir kanallarının tamamen dolu olması ile
    meydana gelen taşmalar sonucu oluşan sellerdir. Dağlık bölgelerde ise
    seller kar erimesi veya yağışla birleşen kar suyundan meydana gelir. Çok
    nadir olarak da barajların çökmesi ve taşmasından kaynaklanan sellere
    rastlanılmaktadır.



    Akarsuların su taşıma miktarı değişkenlik gösterir. Bazen uzun süre
    yağış olmayan veya az yağış alan bir alanda akışlar yavaşlar bazen de
    aynı alanda yağışlı bir periyotta güçlü akışlar olabilir. Sellerin
    miktarındaki değişkenlik yağışın yoğunluğuna, yağış miktarına, kar erime
    oranına ve/veya diğer faktörlere bağlıdır. İki akarsu havzası
    arasındaki yağış toplamı veya toplama alanındaki depolama miktarı sel
    potansiyelinde önemli rol oynar.


    Alıntı


    SEL ÇEŞİTLERİ


    Seller oluş hızlarına göre sınıflandırılır;



    Kuvvetli yağışlardan sonraki birkaç saat içinde veya bir yerdeki suyun
    aniden serbest kalması ile oluşan seller ani seller olarak
    isimlendirilir. Bu tip seller örneğin dağlık bölgelerdeki küçük
    nehirlerin ani ve kuvvetli bir yağışa maruz kalmalarıyla oluşur ve çok
    hızlı bir şekilde en üst değerine ulaşır. Sel ise genellikle daha yavaş
    gelişir ve haftalar boyu etkili olur. Örneğin büyük nehirler boyunca
    görülen seller bu tip sellerdir.


    Alıntı


    SELİN NEDENLERİ



    Sele en çok nehir yataklarından taşmalar sonucu rastlanır. Ani ve
    kuvvetli yağışlar ve kar erimesi sonucu taşmalar oluşmaktadır. Nehir
    yataklarına gelen suyun sele dönüşmesine yatakların amacı dışında
    kullanılması da çok etkili olmaktadır. Günümüzde çarpık kentleşme sonucu
    dere yataklarının gecekondulaşma bölgesi haline gelmesi,
    ağaçlandırılması, doldurulması veya nehir yataklarının değiştirilmesi
    sonucu her yıl ülkemizde büyük mal ve hatta can kayıplarına
    rastlanmaktadır.



    Dağlık alanlarda yağış ve tepelerdeki karın erimesi sonucu dere
    yatakları taşıyamayacağı miktarda su ile dolar ve ani seller oluşur.
    Özellikle dağ eteklerindeki yerleşim yerleri için heyelan tehlikesi de
    yaratan bu seller oldukça tehlikeli olmaktadır.



    Şiddetli rüzgarla birlikte tropikal fırtınalar ve harikeynler
    (hurricane) özellikle Atlantik okyanusu kıyılarında kuvvetli kıyı
    selleri oluşturur. Sürekli ve şiddetli rüzgar büyük bir dalgaya sebep
    olarak suyu karanın içlerine kadar sürükler. Göl bölgelerinde de benzer
    atmosferik şartlar veya depremler göl seviyesinde değişimlere ve sellere
    sebep olur. Diğer yandan okyanustaki depremler ve volkanik patlamalar
    sonucu oluşan tsunami adı verilen dev okyanus dalgaları karaların iç
    kesimlerine kadar girerek etkili olur.



    DON


    Şiddetli ve sürekli don olayı
    tarımsal faaliyetlerdeki en büyük risk olduğu gibi, karların erimesini
    engelleyerek ve yeryüzünün geçirgenliğini imkansız hale getirerek hidrolojik
    açıdan da önemli rol oynamaktadır. Don, kısaca sıcaklığın 0°C'ın altına
    düşmesiyle veya 0°C'a yakın derecelerinde meydana gelen bir olaydır.




    OLUŞUMU



    Yer yüzeyinin radyasyon ve
    kondüksiyon ile aşırı soğumasına neden olan olaylar donun oluşması için
    elverişli temel koşulları sağlarlar. Özellikle belirli bir yerin soğuk ve kuru
    bir polar hava kütlesi tarafından doldurulması, havanın açık ve sakin olması,
    atmosferin su buharı oranının düşük olması, karasal bir sıcaklık rejimi don için
    elverişli koşulları oluştururlar. Bu koşullar altında kondüksiyon ve radyasyonla
    yeryüzü sıcaklığının özellikle geceleyin aşırı düşmesi, sıcaklığın 0°C'ın altına
    inmesiyle donun oluşmasına yol açar.





    Topoğrafik yapı da don oluşumunda
    önemli bir rol oynar. Yükseklerde soğuyan ve ağırlaşan hava, yer yer çukur
    alanlarda toplanarak bu kısımların don tarafından etkilenmesine neden olur.
    Şunu da belirtmeliyiz ki, geniş alanlarda sıcaklık 0°C'ın üzerinde olduğu halde
    topoğrafik yapının elverişli olması nedeniyle don olayı meydana gelebilir.





    Gerek toprağın yapısının ve bitki
    örtüsünün türünün ve gerekse de kar örtüsünün, don oluşumu ve don olayıyla
    meydana gelen buzun özellikleri üzerinde çeşitli etkileri söz konusudur.





    Yer yüzeyinin donma hızı içerdiği
    suyun miktarına da bağlıdır. Çok nemli topraklar kuru topraklara göre daha yavaş
    donarlar. Ormanlık alanlar ise açık alanlara göre daha yavaş ve aynı zamanda
    daha yüzeysel olarak donarlar.





    Yeterli düzeydeki kar örtüsü, adeta
    yer yüzeyini dona karşı koruyan bir battaniye rolü oynar. Deneyler, yeterli
    kalınlıktaki kar örtüsünün donmuş toprağı çözdüğünü de göstermiştir. Bu çözülme
    derin kısımlarda başlayıp yüzeye doğru ilerler. Ancak, kar erimeye başlarsa
    sızan suyun etkisi ile çözülme üst kısımlardan da başlayabilir.






    K
    ORUNMA



    Dona karşı korunmada ilk aşama,
    dondan en az zarar görebilecek yerlerin tespit edilmesidir. Havanın daha
    hareketli olması nedeniyle yamaçlar don tehlikesiyle daha az karşılaşırlar. Göl
    ve deniz kıyılarındaki rüzgarın etkisindeki yerler, burunlar ve yarımadalar da
    dondan nispeten daha az zarar gören yerlerdir.

    EL-NIÑO


    El-Niño terimi, yüzyıllardan beri yerli halk tarafından, ekvatoral batı Pasifik
    Okyanusu’ndan doğuya akan sıcak yüzey sularının kıyısal Humbolt Akıntısı’nın
    besince zengin soğuk sularının yerine geçmesi sonucunda, her 2-5 yılda bir Güney
    Amerika’nın batı kıyılarında okyanus akıntılarının yönünde ve yüzey sularının
    sıcaklığında gözlenen ani değişikliği açıklamak için kullanılmaktadır. 1990’lı
    yıllarda oluşanlar bir yana, El-Niño’nun etkileri genel olarak 1-2 yıl
    sürmektedir. Bu dönemlerde, tropikal doğu Pasifik Okyanusu’nda ve Peru kıyısı
    boyunca, alize rüzgarları zayıflar ve deniz yüzeyi sıcaklığı yaklaşık 4-5 C°
    kadar yükselir. Bu sıcak sular besin açısından fakir ve yerli türler için
    olağandışı olduğu için, El-Niño olayları Güney Amerika’nın Pasifik kıyısındaki
    balıkçılık etkinliklerinde, özellikle hamsi üretiminde ve öteki deniz
    canlılarının nüfusunda çok büyük azalmalara neden olmaktadır.




    Şekil
    1: Tropikal orta ve doğu Pasifik ikliminde, a) normal (La Niña) ve b) El Niño
    koşulları arasında gözlenen farklar (Türkeş, 1997b: Dickinson ve arkadaşları
    1996’ya göre yeniden çizilmiştir). Walker dolaşımı, El Niño devrelerinde normal
    akışının tersine çalışır: Tropikal batı Pasifik’ten batılı rüzgarlar ve deniz
    akıntıları ile taşınan sıcak yüzey suyu, doğu Pasifik bölgesinde deniz yüzeyi
    sıcaklığını arttırır; termoklin tabakasının eğimi azalır ve besince zengin dip
    suları yüzeye çıkamaz; orta ve doğu Pasifik’te etkili yağışlara neden olan
    yükselici hava hareketleri artar.




    Şekil
    2: Güneyli Salınım İndisi’nin (SOI, normalleştirilmiş Tahiti - Darwin basınç
    farkının), uzun süreli yıllık (Ekim-Eylül arası) değişimi (Türkeş, 1998c: Jones
    ve arkadaşları, 1998’in aylık SOI dizileri kullanılarak düzenlenmiş ve
    çizilmiştir.)



    Güneyli Salınım (SO) ise, tropikal Pasifik Okyanusu üzerinde gözlenen geniş
    alanlı bir atmosferik basınç oynamasıdır. Bu olay, Endonezya alçak basınç ve
    güneydoğu Pasifik yüksek basınç alanları arasında hava kütlesi değişimi ile
    karakterize edilir. Güneyli salınımın oluşma zamanı değişken olmakla birlikte,
    ortalaması yaklaşık 2.5 yıldır. Basınçtaki değişiklik, rüzgar şiddeti, okyanus
    akıntıları, deniz yüzeyi sıcaklıkları ve yağış olaylarındaki dalgalanmalar ile
    yakından ilişkilidir. SO, atmosfer dolaşımı paternleri ile yüzey ve derin
    okyanus koşulları arasındaki bağlantıların en iyi belgelenenlerinden biridir.
    Bugünkü bilgilerimizle, deniz yüzeyi sıcaklığı anomalisi oluşumlarının, atmosfer
    dolaşımı tiplerinin kesintiye uğraması ile uyumlu olduğunu ve yüksek atmosfer
    Rossby dalgası konumlarının bu anomalilere karşı çok duyarlı gözüktüğünü
    söyleyebiliriz.



    Güneyli Salınım ve sıcak El Niño suları, ENSO (El Niño-Güneyli Salınım) olarak
    nitelendirilen aynı iklim olayının bir parçasıdır. ENSO olayları, normal ya da
    soğuk (La-Niña) koşullarda yüksek basıncın güneydoğu Pasifik üzerinde ve alçak
    basıncın Endonezya üzerinde yerleşmesi (Şekil. 1a) ve El-Niño koşullarında
    Endonezya alçak basıncına bağlı yükselici hareketlerin orta Pasifik’e kayması
    (Şekil. 1b) ile tanınmaktadır. Normal ve El-Niño koşullarındaki basınç dağılışı,
    bölgesel ortalama sıcaklık ve yağış koşullarındaki değişiklikleri yönlendirerek,
    rüzgar ve okyanus dalgalanmalarının değişimi ile sonuçlanmaktadır. Hava
    olaylarının kaydedilmeye başlandığı 1877 yılından beri, El Niño (sıcak olaylar)
    her 2-5 yılda oluşmuştur. Ancak son 20-30 yılda El-Niño, La-Niña’ya (normal ya
    da soğuk olaylara) göre daha sık oluşmuştur (Şekil. 2). Bu dönemde, ekvatoral
    orta Pasifik’teki deniz suyu sıcaklıkları, önceki on yıllara göre önemli ölçüde
    yüksek olma eğilimi göstermiştir. Endonezya ve kuzeydoğu Avustralya gibi, kurak
    koşulların genellikle El Niño devreleri ile aynı zamanda oluştuğu kara
    alanlarındaki yağışlar, normalin altında gerçekleşmiştir. Son yıllardaki ENSO
    davranışları ve özellikle 1990’da başlayan ve 1998’de sona eren en uzun süreli
    El-Niño olayları, geçen 125 yıl ile karşılaştırıldığında olağandışı olarak
    değerlendirilmektedir.



    Tropikal orta ve doğu Pasifik Okyanusu’ndaki yaygın El-Niño ısınmasının
    etkileri, küreseldir. Ekvador, Peru, Küba ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin
    güneyindeki şiddetli yağışlar ve taşkın olayları, çoğunlukla kuvvetli El-Niño
    yıllarında oluşur. Avustralya, Endonezya, Filipinler ve Güney Afrika’daki
    kuraklıklar ve çalılık-orman yangınları da, El-Niño’nun izlerini taşır.
    1982-1983 El-Niño olayı, tarihsel kayıtlara göre ekonomik etkisi en büyük olan
    ENSO olayıdır. Bu dönemde, dünya üzerindeki kasırgalardan, şiddetli yağışlardan
    ve taşkınlardan, şiddetli ve yaygın kuraklıklardan, yangınlardan ve tarımsal
    ürün kayıplarından kaynaklanan parasal kayıp, yaklaşık 8 milyar ABD $ olarak
    öngörülmüştür. Ayrıca bu dönemde oluşan doğal afetler ve onlara bağlı
    hastalıklar ve salgınlar sonucunda, yaklaşık 2000 insan ölmüştür. 1990’lı
    yıllarda (1990-1998) oluşan sıcak olayların ve özellikle 1997-1998 şiddetli
    El-Niño’sunun da, en az 1982-1983 olayı kadar can ve mal kayıplarına ve ekolojik
    yıkımlara neden olduğu öngörülmektedir.



    El-Niño - Güneyli Salınım, etkileri açısından küresel bir olay olarak kabul
    edilmekle birlikte, onun Avrupa’daki hava olayları ve iklim üzerindeki etkisi,
    güney yarımkürenin tropikal iklim kuşağındaki kadar etkili ve belirgin değildir




    SİKLON
    (FIRTINA)









    Atmosferde bir alçak basınç alanı çevresinde hızla dönen rüzgârların oluşturduğu şiddetli fırtınaya siklon (kiklon) denir.



    Tropik siklonlar ve ekstra tropik siklonlar olmak üzere iki tür siklon
    vardır. Bu siklonlar bir alçak basınç merkezi etrafında saate ters yönde
    hareket eden rüzgarlara sahiptir. Birbirlerinden bazı farkları vardır.


    Alıntı


    TROPİK SİKLONLAR



    Tropik okyanuslar üzerinde oluşur. Fırtına merkezi çevre havasından
    daha sıcaktır. Cepheleri yoktur. En kuvvetli rüzgarlar yeryüzü
    yakınındadır. Tropik siklonlar daha çok yaz mevsimlerinde etkilidir
    .


    Alıntı


    EKSTRA TROPİK SİKLONLAR



    Tropikler dışında oluşurlar. Fırtınanın merkezi çevre havasından daha
    soğuktur. Cepheleri vardır. En kuvvetli rüzgarları daha üst
    atmosferdedir. Ekstra tropik siklonlar özellikle kış mevsimi boyunca
    etkilidir.



    Kısaca birbirlerinden oluşum yerleri, güçleri ve etki süreleri
    farklıdır. Burada rüzgarlar alçak merkez etrafında saat yönünün tersinde
    eserler. Böylece sıcak hava yükselir. Yükselen hava ortamın nem oranı
    durumuna göre her 100 m yükseklikte 0.6-1.0 derece arasında soğur.
    Havanın soğumasıyla içindeki buhar yoğunlaşmaya başlar ve böylece bulut
    oluşumlarına yol açarken açığa çıkan gizli ısı bulutun gelişmesini
    sağlar.