Beiträge von O Sistem Buraya Gelecek!

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)

    Sındırgı Mw 6.1 büyüklüğünün depremin ilk günlerinde devam eden sismik aktivitenin tektonik kökenli olduğunu düşünen Kocaeli Üniversitesi'nden Jeofizikçi Prof. Dr. Bülent Oruç hoca da geçtiğimiz haftalarda 7 Eylül 2025 tarihindeki Mw 4.9 artçı depreminden sonra bir jeofizik çalışması ile algoritma çalıştırdı (1. Görsel). Balıkesir ve yakın çevresinde elipsoidal gerilme alanı (kesikli beyaz çizgi) görüntüsü ortaya çıktı. Bu elipsoidal gerilme alanlarının magma odaları dinamikleriyle açıklanıp açıklanamayacağı burada yapılan çalışmalar ile belli olacak ayrıca yine ana şok Mw 6.1 depreminin sonrasındaki artçılara ana şokun etkisiyle derin magma dinamiklerinin eşlik edip/etmediğini ancak bunun burada yapılacak çalışmalar ile belli olacak. Bu arada yanlış anlaşılmasın Bülent hoca bu ana şok olan Mw 6.1 depreminin tektonik kökenli olduğunu söylüyor ancak devamındaki artçılara, sismik aktiviteye ana şok etkisiyle derin magma dinamiklerinin eşlik edip/etmediğinin araştırılması gerektiğini söylüyor.

    Bizim jeoloji camiasında Sındırgı depremiyle devam eden sismik aktivitenin tektonik kökenli değil depremleri hepsinin olmasada magmatik kökenli sokulum nedeniyle olduğu hakkında bir görüş oluşmaya başladı.

    Şu andaki bu görüş için başta Doğan Perinçek hoca (1. Görsel) ve Özgür Karaoğlu hoca (2. ve 3. Görsel) olmak üzere bu görüşüne katılan hocalar var, Jeolojik ve Jeofizik kaliteli araştırmalar ve çalışmalar ile doğru bilgiye ulaşacağız.


    Prof. Dr. Doğan Perinçek magma dinamiklerinin etkisinin olup olmadığının anlaşılması için bölgede kesinlikle manyetotellürik (MT) çalışması yapılmasını istiyor ancak henüz bu çalışmayı yapabilmek için bir destek bulabilmiş değil...

    Burada yapılacak çalışmalar ile uluslararası makalelere de konu olacak sorulara cevap verebileceğiz.


    Bu resim için alternatif metin açıklaması yok

    IRI nornallerden yağışlı bir kış öngörmuş.

    69ffa471e1ff2be3e2288b.png


    sibHigh_AltLow.png


    Senelerdir IRI tahminlerine bakarım ancak daha önce Eylül ayı tahmininde Kış mevsimi için ülke genelinde normallerin üstü yağış anlamına gelen yeşil renge boyadığını hiçbir zaman görmemiştim.

    IRI modeli ise bu Eylül ayı güncellemesinde 2025-2026 Kış sezonu için normallerin üstünde bir yağış tahmini sunuyor. :hfyeni (29):

    Ayrıca güncel tahminlere göre Aralık-Ocak aylarında Sibirya Yükseği kendini göstermeye başlamış.

    Sibirya'nın da içinde olduğu soğuk ve yağışlı bir kış mevsimi için güçlü sinyaller devam ediyor. Takibe devam. 8) /scatisma2::341

    Yavaştan sezona yaklaşırken modellerin Eylül ayı güncellemelerine bakalım:

    JMA modeli 2025-2026 Kış tahmini eylül ayı güncellemesi ;):hfyeni (29):

    Sıcaklık tahmininde ülkemizin batı bölgelerimize mavi değil mor vermiş yani ortalama %70 bir ihtimalle normallerin altında sıcaklıklar ile soğuk bir kış tahmini vermiş.

    Soğuk kış tahminine rağmen ülke genelinde düşük bir ihtimal vererek normaller ve normaller altı yağış tahmini vermiş ancak yine de diğer parametreler ile karşılaştırdığımızda Doğulu QBO vb. ile birlikte Orta Akdeniz'e inen bu soğuklar ile "Orta Akdeniz'den gelen yağışlı sistemleri" bu kış mevsiminde daha fazla duyacağız gibi duruyor.

    Takibe devam.


    Tertile probability map

    Tertile probability map

    Bizim jeoloji camiasında Sındırgı depremiyle devam eden sismik aktivitenin tektonik kökenli değil depremleri hepsinin olmasada magmatik kökenli sokulum nedeniyle olduğu hakkında bir görüş oluşmaya başladı.

    Şu andaki bu görüş için başta Doğan Perinçek hoca (1. Görsel) ve Özgür Karaoğlu hoca (2. ve 3. Görsel) olmak üzere bu görüşüne katılan hocalar var, Jeolojik ve Jeofizik kaliteli araştırmalar ve çalışmalar ile doğru bilgiye ulaşacağız.

    Peki hocalar neden bu sismik aktivitenin magma kökenli olduğunu düşünüyor?

    Çünkü genellikle magmatik kökenli depremler dairesel bir alan içerisinde sismik aktivite artışı ile söz konusu olur. Bu Sındırgı devam eden sismik aktivitenin buna benzer olduğunu yani yarı elipsoidal yapıda olduğunu, sismik aktivitenin sığ derinliklerde genelde 1-10 km derinlikte meydana geldiğini, bazı odak mekanizma çözümlerinin fay segmentlerini doğrudan takip etmediğini, genelde normal fay deformasyonlarının magma akışkanları ile yüksek derecede mobilize olduğu ve ayrıca fay kesişim bölgelerinin magmanın düşey ve yanal hareketliliğini tetiklediği bilindiği için bu görüş yönündeler. Ayrıca bu bölgede günümüzde volkanik faaliyet üretebilecek jeolojik yapı yok ancak yaklaşık 20 milyon sene önce bu bölgede volkanik etkinlik vardı.

    Şu anda bizim jeoloji camiasında devam eden bu sismik aktivite için farklı görüşler var:

    1. Görüş : Depremlerin tümünün olmasada Magmatik Kökenli Sokulumdan kaynaklandığı

    2. Görüş : Sındırgı-Simav Fayının güneyinde bir sıyrılma fayı olduğuna ve bu depremlerin bir kısmı bu sıyrılma fayı üzerinde gerçekleştiği

    3. Görüş : Sındırgı-Simav Fayının güneyinde benzer bir nitelikte fay olduğu

    4. Görüş : MTA'nın 14 Ağustos'ta yayınladığı deprem raporunda yazdığı gibi bölgede devam eden bu sismik aktivitenin MTA haritalarında gözüken Simav Fay Zonu'nun Sındırgı Segmentinin yerel fay geometrisi ile oldukça uyumlu olduğu, yani kısaca bu depremler haritada gözüken segment üzerinde tektonik kökenli depremler

    4. görüşün en doğru görüş olduğu yönündeyim, MTA'nın daha depremin ilk günlerinde yayınladıkları rapordaki gibi, tektonik kökenli deprem olduklarını söyledikleri gibi Mw 6.1 depreminden önce meydana gelen öncü depremler ve sonrasında sayısı 6.500'i geçsede giderek azalış gösteren artçı sayısıyla (4. ve 5. Görsel) tektonik kökenli bir deprem olduğu yönünde, ki zaten genel olarak bir dairesel alan içerisinden ziyade Mw 6.1 depreminden sonra kırılmanın doğuya doğru devam etmesi. Aslında artçı sayısının biraz daha fazla olduğu tektonik kökenli depremler.

    Geçtiğimiz aylarda Santorini'de yaşadığımız magmatik kökenli depremlerde de mesela bizim yaşadığımız Mw 6.1 büyüklüğü gibi bir Ana Şok yaşamadık ve sismograflara yansıyan bir harmonik titreme olayı ile karşılaşmıyoruz, ki magma kaynaklı depremlerde Ana Şok ile karşılaşmıyoruz, orada sadece haftalarca süren bir deprem fırtınası görmüştük, yani magmatik kökenli olması zor gibi duruyor. Ama magmatik sokulumdan şüphelenen hocalar için ve devam eden sismik aktivitenin daha iyi anlaşılabilmesi için bölgede depremlerin daha fazla odak mekanizma çözümlemeleri yapılması ve özellikle elektromanyetik jeofizik yöntem olan manyetotellürik (MT) çalışmaları yapılıp sismik tomografi çalışmaları yapılması gerekiyor.


    25 Temmuz 2025 Cuma günü Türkiye'nin En yüksek Sıcaklık Rekoru 50.5°C ile Şırnak, Silopi'de kırıldı.

    2023 yaz mevsiminden bu yana Hatay, Hassa'da ve Eskişehir, Sarıcakaya'da ve Şırnak, Silopi'de 50.0°C+ sıcaklıklar görüldü.

    Ancak Hatay, Hassa'daki 50.0°C+ ve Eskişehir, Sarıcakaya'daki 50.0°C+ resmi olarak sayılmadı ve 2023 yılında rekor Eskişehir, Sarıcakaya'da 49.5°C olarak açıklanmıştı.

    2023 senesinde en yüksek sıcaklık rekorundan önce en yüksek rekor yine Şırnak, Cizre'de 2021 yılında 49.1°C ile kırılmıştı.

    2021 rekorundan önceki rekor ise yine Şırnak, Cizre'de 27 Ağustos 1961 tarihinde 49.0°C ile kırılmıştı.

    1961'den 2021 yılına kadar yani 60 senedir bu ülkede resmi olarak 49.0°C+ sıcaklıklar gelmiyordu. 49.0°C+ sıcaklıklar Türkiye için olağanüstü değerlerdi.

    Ancak son 4 senedir her sene 49.0°C+ değerlerini görmeye başladık.

    Hatta 25 Temmuz 2025 Cuma günü sadece 50.5°C ile rekor kırmakla kalmadık aynı zamanda 5 istasyonda daha Mardin’in Kızıltepe ilçesi 49.6°C, Şırnak’ın Cizre ilçesi 49.4°C, Mardin’in Nusaybin ilçesi 49.3°C, Siirt’in Kurtalan ilçesi 49.1°C, Şanlıurfa Ceylanpınar TİGEM istasyonunda sıcaklık 49°C olarak ölçüldü.

    Türkiye için artık 49.0°C ve hatta 50.0°C sıcaklıklar normal bir değer olmaya başladı.

    Küresel Isınma'nın beraberinde getirdiği İklim Değişikliğinin etkilerini bizzat yaşıyoruz... Gelecek senelerde sıcak hava dalgaları daha da şiddetli olmaya başlayacak ve yeni rekorlar görmeye devam edeceğiz...


    TÜM ZAMANLARIN EN YÜKSEK SICAKLIK REKORU KIRILDI

    Bu soru

    Sorunun doğru cevabı C şıkkıdır.

    Depremden sonra hissedilen ilk dalga P-dalgasıdır (diğer ismi Birincil dalgadır). P dalgasının yıkıcılık etkisi azdır.

    P dalgasından sonra ulaşan dalga ise S-dalgasıdır (diğer ismi İkincil dalgadır) ve S-dalgasının yıkıcılık etkisi P-dalgasına göre daha fazladır.

    Yüzey dalgaları ise en son ulaşan dalgalar ve en büyük genliğe sahip olan dalgalardır.

    ChatGPT ve Grok yapay zekaları aslında aynı şeyleri söylemiş, hatta dikkat ederseniz A ve C şıkkında yazanlar aynı, sadece P-dalgasının ve S-dalgasının yerleri değişik. Yapay zekaların kafası karıştığı için P-dalgasının ve S-dalgasının yerlerini doğru göremedikleri için A şıkkı demişler ancak C şıkkı doğru olacak.

    Bu sorunun cevabı için açıklayıcı bir grafik ekliyorum, umarım daha anlaşılır olacaktır :


    Avrupa'da Nisan ayını normallerin 1.2°C altında ile En Soğuk Geçiren şehir İstanbul oldu. Nisan ayındaki Avrupa'daki en sıcak şehir ise normallerin 3°C+ üstü ile Norveç'in başkenti Oslo oldu.

    Mart ayında ise İstanbul'da bile gece en düşük sıcaklıkların 20°C'nin altına düşmediği aşırı sıcak hava dalgası yaşamıştık.

    Ülke genelinde Mart ayında aşırı sıcak hava dalgası yaşanıp pek çok şehir sıcaklık rekoru kırarken, Nisan ayında ise ülke genelinde pek çok yerde en düşük sıcaklık rekoru kırdıracak aşırı soğuk hava geldi. İklim değişikliği demek mevsim normallerine göre aşırılıkların artması demek.


    Resim

    Resim

    28 Mart 2025 tarihinde yaşanan Myanmar Mw 7.7'lik depremindeki bu video kaydında, deprem sırasında sağ yanal doğrultu atımlı fay olan Sagaing Fayı'nda meydana gelen yer değiştirme, yüzey kırığı çok net şekilde görülüyor. Bu olayı tarihte ilk defa bu kadar net bir şekilde kamera kaydıyla görebiliyoruz. Jeoloji tarihine geçecek bir video kaydı. (Videoda özellikle 10. saniye - 20. saniye arasına dikkat.)


    İklim değişikliği sadece daha sıcak veya daha kurak olacak demek değildir. (Ancak Türkiye'nin gelecekte daha sıcak ve daha kurak bir iklime sahip olacağı kaçınılmaz bir gerçektir.) Geçtiğimiz hem Mart ayında ve hem de Nisan ayında yaşadığımız gibi mevsim normallerine göre aşırı sıcak ve aşırı soğuk hava dalgaları yani normallere göre aşırı olma durumu daha da artış gösterecek.

    Geçtiğimiz 2025 Mart ayı, Türkiye geneli Mart ayı normallerin 3.0°C üstünde ile en sıcak 4. Mart ayı oldu. (1. Görsel)

    Mart ayında 14 tane şehirde sıcaklık rekorları kırılmasına (ve 3 şehirde sıcaklık rekorlarının egale edilmesine) neden olan aşırı sıcak hava dalgası ile karşılaştık sonrasında gelen soğuk hava dalgasıyla kar yağışlarıyla karşılaştık ve bu soğuk hava dalgası bile Mart ayı sıcaklık ortalamalarını düşüremedi.

    Türkiye geneli Nisan ayını ise normallerin 0.2°C altında kapadı. Soğuk bir Nisan ayı geçirdik.

    Nisan ayında mevsim normallerine göre aşırı soğuk hava dalgası ile karşılaştık ve pek çok şehirde en düşük sıcaklık rekorları kırılmasına neden oldu ve bu yüzden Türkiye tarihinin en büyük zirai don felaketini yaşadık. Geçmiş olsun.

    Nisan ayında bu coğrafyada kar yağışları görülmesi normaldir ancak bu sene Nisan ayında normal olmayan durum ise Anadolu'daki dağlarımızda kar örtüsünün tarihin en düşük seviyelerinde olmasıdır. (2. ve 3. Görsel)

    Nisan ayını ise Avrupa genelinde En Soğuk geçiren şehir ise İstanbul oldu. En sıcak geçiren şehir ise Norveç'in başkenti Oslo oldu. (4. ve 5. Görsel)


    Resim

    Grafik @sinansoglu tarafından üretilmiştir

    Resim
    Resim
    Resim

    Cenk hocadan yeni bir video da adam çökmüş be


    Aslında Türkiye'de hiç bir şeyin değişmediğini görüyoruz. Türkiye'nin "Jeolojinin Babası" İhsan Ketin, 1948'de Kuzey Anadolu Fay Sistemini keşfettiği zamanda "KAF'ı buldum ancak derdimi anlatabilecek bir yetkili bulamadım." diyordu. Sanayi bölgesinin Marmara Denizi etrafına yapılmaması gerektiğini söyledi ancak ne yazık ki her zaman olduğu gibi dinlenmedi ve sanayi bölgesi Marmara Denizi'nin etrafına yapıldı. Günümüzde de MTA haritasının eksik olduğunu ve bu yüzden yerel yönetimlerin, her türlü kurum ve kuruluşların ve hükümetin bu nedenle eksik deprem senaryolarına göre hazırlandığını ve bunun yanlış önlemler getirdiğini/getireceğini bunun sonucunda beklenenden daha fazla yıkım ve ölü olacağını ve bu nedenle güncel veriler ile haritaların güncellenmesi gerektiğini onlarca senedir söylüyor Cenk Yaltırak ve ekibi. Kurdukları ve bir "Apollo" projesi olan MATAM'ın harekete geçmesiyle jeoloji camiasında faylar/segmentler konusunda içerisi "karanlık" olan Marmara Denizi'ni tam anlamıyla çözmeye başlayacağız. 1999'dan sonra Hükümetinde her türlü konuda destek vermesi özellikle finansman desteği, sismik araştırma gemileri ile birlikte gelişen teknolojileri çok daha hızlı bir şekilde kullanarak bu işleri erkenden halledebilirdik yine de Cenk hoca ve ekibi sayesinde Karanlığı 'Bilimle' Aydınlatacağımız günler artık yakın. Ancak bizler önlem almadığımız sürece yine aynı acıları yaşamaya devam edeceğiz.

    İTÜ'den Cenk hocanında aralarında bulunduğu MATAM grubunun Orta Marmara Sırtı Depremi Mw 6.2 için ön rapor yayımlandı. İlerleyen günlerde nihai raporda yayımlanacak. Ön rapordaki önemli maddeleri paylaşıyorum: (Ön raporun tam linki: https://haberler.itu.edu.tr/docs/default-s…vrsn=28f5388d_2)

    Deprem Lokasyonu ve Aktif Fay Dağılımı: 2025 Depremin gerçekleştiği alan, Silivri Fay sistemi ile Kuzey Anadolu Fayı’nın İstanbul güneyi ile Orta Marmara Çukuru arasında yer alan, en son depremi 1766 Mayıs ayında gerçekleşen Doğu Sırt Kuzey Segmenti (Kumburgaz Fayı) ile Silivri Sırt Güney Sınır Fayı arasında bir alanda gerçekleşmiştir. 26 Eylül 2019 depremleri sonrasında Kumburgaz Fayı orta batısında saptanan gerilim değişimi ile deprem lokasyonu uyum göstermektedir. 2019 Mw 5.8 Silivri depremi üç ay içinde artçıların sönümü sonrası Kumburgaz Fayı üzerinde, 2025’te gerçekleşen Mw 6.2 büyüklüğündeki deprem merkezinin çok yakınında, mavi ile belirlenen alanda 1766 depreminden beri biriken streste %12’lik bir azalma meydana gelmiştir. Söz konusu alanda 5.5 yıl sonra 23 Nisan 2025 depremi gerçekleşmiştir. Yapılan analize göre ana şokun, yaklaşık 20 x 12 km’lik alanda 30 cm’lik bir hareket sonucu oluştuğu anlaşılmıştır. (1. Görsel)

    Kumburgaz Fayı Gerilim Değerlendirmesi: 2019 ve 2025 Silivri depremlerinin ana fay üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde Mayıs-1766 depreminden bu yana Kumburgaz Fayı (80 km) üzerinde hesaplanan “biriken atım yoksunluğuna” bağlı olarak en büyük Mw 7.4 lük deprem üretme potansiyelini ortaya koymaktadır. Bu durumda fayın orta batısına ait 20 km’lik kısımda biriken 3.7 m’lik atımdan sadece 0.3 m’si eksilmiştir. Bu değer söz konusu kırılma alanındaki toplam birikimin üzerinde %8’lik bir azalmaya denk gelse dahi deprem büyüklüğünü Mw 0.02 hanesinde değiştirecektir. Bu çerçevede Kumburgaz Fayı üzerindeki gerilmenin değişimi, oluşabilecek bir depremin büyüklüğünü değiştirmeyecektir. Burada sadece zamansal olarak ve çevre faylarının üzerindeki stresi değiştirecek bir durum söz konusudur. Silivri depremlerinin Kumburgaz Fayı üzerindeki etkisi, 5.5 yıl sonra depreme dönüşmüştür. Mayıs-1766 dan beri ana fayın üzerinde stresin yoğunlaştığı yerler, fay boyunca bir kesitte verilmiştir. Ana şok ve artçıların dağılımı ana fay düzleminde dar bir alanı temsil etmektedir. Kumburgaz Fayı üzerinde gerilmenin daha çok Orta Marmara Çukuruna doğru olduğu hesaplanmaktadır. (2. Görsel)


    Kısacası halk dilinde toparlamak gerekirse bu raporda, bu Mw 6.2'lik depremden sonra gerçekleşen 0.3 metrelik hareket yani 30 cm'lik hareket toplam birikmiş enerjiyi neredeyse hiç değiştirmeyecek. Yani Mayıs 1766 depreminin olduğu bu segmentte bu depremden önce en büyük Mw 7.4'lük bir deprem bekleniyordu. 23 Nisan 2025 tarihinde olan Mw 6.2'lik depremden sonrada sadece toplam birikmiş enerjinin sadece %8'lik bir azalmaya neden oldu yani beklenen büyük depremin büyüklüğünde sadece Mw 0.02 hanesinde değişime neden olacaktır. Bu yüzden geçen hafta yaşadığımız Mw 6.2 depreminden öncede bu segmentte en büyük 7.4 büyüklüğünde deprem bekleniyordu, şimdi de yine en büyük Mw 7.4 deprem üretme potansiyeli devam etmektedir.



    Nedense büyük depremlerde daha çok akşam ve gece oluyor bu tesadüf mü yoksa bir etkisi var mı?


    Depremlerin "gece daha sık olduğu" ya da "yaz mevsimlerinde depremlerin sayısında artış olduğu" ya da "bugün hava aşırı sıcak, boğucu bir hava var, deprem havası gibi veya bugün hava aşırı soğuk söylemler" ya da "güneş ve ay tutulmalarının etkisi" ya da "köpekler çok havlıyor" gibi söylemler arasında bugüne kadar depremler arasında herhangi bir bağlantı bulunamamıştır.

    Bu konuların bir daha açılmamasını umarak tane tane açıklıyorum:

    Türkiye'de yaşanan en büyük 120 deprem hangi saatlerde olmuş bunlara tek tek bakalım:

    00.01-06.00 arasında 29 tane kayıt var.

    06.01-12.00 arasında 24 tane kayıt var.

    12.01-18.00 arasında 34 tane kayıt var.

    18.01-00.00 arasında 33 tane kayıt var.

    Yani, gündüz-gece arasında öyle fark yok, genel olarak gün içerisinde orantısal bir dağılım mevcuttur. Depremlerin gündüz ya da gece olma ihtimali eşittir.


    Türkiye'de yaşanan en büyük 120 depremin hangi mevsimlerde olduğuna tek tek bakalım:

    Kış mevsimi - 22 deprem

    İlkbahar mevsimi - 37 deprem

    Yaz mevsimi - 28 deprem

    Sonbahar mevsimi - 33 deprem

    Yani, mevsimler arasında öyle fark yok, genel olarak orantısal bir dağılım mevcuttur.


    Kısacası, depremlerin olduğu saat, olduğu mevsim, olduğu gündeki havanın sıcak-soğuk-boğuk olması, güneş-ay tutulmalarının etkisi, hayvanlarda garip davranışlar olmasının depremler ile kesin bir bağlantı yoktur.

    (Hayvanlarda birkaç saniye öncesine ve sadece birkaç dakika öncesine kadar bazı değişikliklere duyarlı olabilirler ancak bununda kesin bir kanıtı bulunamamıştır.)


    6 şubat 2023 1. maraş depremini başlatan Narlı segmenti yaklaşık 20 km lik bir kısa faydı ve tetiklenme arka arkaya geldi. Marmara denizi içerisinde hangi segmentlerin olduğu bile şuanda kesin değil. Biz MTA yı baz alalım burada 1766a ve b depremlerine sebep olan 2 ana segment,adalar segmenti ve tekirdağ-ganos kısımları var 6.2 lik deprem 1766a üzerinde olduğunu varsayarsak burada tetiklenmenin başlamaması henüz ana depremi oluşturacak tetiklemeye gelmediğinin göstergesi olabilir, Eğer tetikleyebilseydi şuanda 1766a ve b faylarının kırılmış olduğunu görebilirdik. Tarihsel depremleride faylar üzerine iyi oturtmak lazım 1766 da 2 farklı deprem olurken bu mantığa göre 1509 da birbirlerini tetikleyerek mi kırıldılar? Bunlar MTA ve Celal Şengör gibi hocaların fay haritasını baz alırsak soracaklarımız. Eğer Cenk hocayı baz alırsak iş dahada karışıyor. Çünkü bu sefer 4 ana segment ve bunların nasıl kırıldıklarının cevabını bilmiyoruz, 1766 da 2 ayrı deprem 1754 te ayrı bir deprem ise 1509 un bunlarla farkı ne? 250 yılda bir kırılıyorlarsa 1509 da hepsimi kırıldı tetiklenmeyle?


    Bunu dün yine buraya yazmıştım, Marmara Bölgesi'ndeki son 1500 yılda 38 yıkıcı büyük deprem ve 252 tane de orta büyüklükte deprem kayıtları var. Bunları herkesin bildiği MTA haritasında tam olarak koyamıyoruz mesela 1894 depremini o harita üzerinde tam olarak koyamıyoruz. 1509 depremi ise yine o haritaya göre Adalar'dan Ganos'a kadar olan tüm segmentlerin kırılması gerektiği görüşü var. Ancak hem yaklaşık 500 senede bir tekrarlayan bir segment hem de yaklaşık 250 senede bir tekrarlayan segmentlerin olduğunu fark eden ilk kişiler Cenk Yaltırak ve ekibi. Yani 1509 depremini tüm segmentlerin aynı anda kırılması değil, daha önce haritalarda gözükmeyen farklı bir segmentte olduğunu söyleyen ilk ekip. MTA haritasına göre 1509 depremi tüm segmentlerin aynı kırılması diye kabul edelim, ondan sonra 250 sene sonra ise 1766'da ayrı ayrı olarak kırıldığını varsayalım. Ancak o zaman yine 1556-1569 yıllarındaki (ya da ondan önce 1332 - 1343 yıllarındaki) İstanbul'a tekrardan belki o senelerdeki depremler 1509 gibi çok yıkıcı olmasa da yine de ciddi hasarlar veren depremleri atlamış oluyoruz. Yani 250 senede bir tekrarlanan diyoruz ama ayrı bir segmentte 500 yılda bir tekrarlandığı için buradaki depremler bu yüzden farkedilemiyor diyebiliriz. Ancak dediğim gibi o zaman birbiriyle tarihsel depremlerle ile uyuşmadığını görüyoruz. Bu konular tartışmaya fazlasıyla açıktır çünkü 1999 depreminden sonra da yerbilimleri açısından gelişen teknoloji ve bilgiye de gereken değer verilmedi ve önemli bir ilerleme kaydedilemedi.

    2023 yılında bu tabloyu hazırlamıştım. Yakın bir zamanda 2025 olarak güncelleyeceğim.


    170506-f62b9f239-png


    Öncelikle uzmanlık alanı gerçekten Deprem ve Sismoloji üstüne olan jeologların/jeofizikçilerin takip edilmesi gerektiğini söylemek isterim. Sismologlar yerine Maden Yatakçıları konuşursa veya Deniz Tabanı Jeologları yerine Sedimantologlar konuşursa kuru gürültüden başka bir şey olmaz. Sadece yerel dergilerde çıkmış haberleri ve "Hakemsiz dergilerde" yayımlanmış makaleleri olan "deprem uzmanlarını" takip etmenizi pek önermem. Google Akademik'de kimin hangi konuda kaç tane çalışması var bakabilirsiniz. (https://scholar.google.com/schhp?hl=tr)

    Ölçülen ivme değerlerine baktığımız zaman en yüksek ivme değeri deprem üssüne yaklaşık 48 km uzaklıkta bulunan Küçükçekmece İstasyonunda 0.21 g'ye ulaştı. Maalesef Türkiye şartlarında 0.1 g'den sonra yapılarda hasarlar olmaya başladığını göz önüne alırsak eğer Avrupa yakasında zemini kötü yerlerde yaşıyorsanız özellikle Marmaraereğlisi - Küçükçekmece arasında yaşıyorsanız evlerinizde duvarlarda çatlaklar özellikle sıva çatlakları ile karşılaşmanız bu ivme değerlerine göre normal bir durumdur. Yine de nispeten güçlü bu yer ivme değerlerinde önemli bir hasar veya yıkım olmamasının en büyük nedenlerinden biri de depremin süresinin yaklaşık 13 saniye olmasıdır (ayrıca düşük spektral ivmeleri de söyleyebiliriz).

    Cenk hocanın haritasına göre diğer tarihsel depremleri yerleştirebiliyoruz. Ancak diğer kullanılan herkesin bildiği haritada mesela 1894 depremi nerede bilmiyoruz. Ya da 1509 depremi o haritaya göre Adalar'dan Ganos'a kadar olan tüm segmentlerin aynı anda kırılması ile oluştuğu görüşü var. Ancak o zaman Cenk hoca ve ekibinin haritasına göre 500 senede bir tekrarlanan ayrı segment ve 250 senede tekrarlanan ayrı bir segment ile uyuşmuyor. Bu konular tartışmaya fazlasıyla açıktır çünkü yine her şeyde olduğu gibi 1999 depreminden sonra da yerbilimleri açısından gelişen teknoloji ve bilgiye de gereken değer verilmedi ve önemli bir ilerleme kaydedilemedi.

    Dünkü deprem ile ucuz atlattığımızı söylemek zor değil ve umuyorum ki bu depremi uyarıcı bir deprem olarak göz önüne alarak Marmara'nın gelecekteki sismik tehlikesine karşı hiç zaman kaybetmeden harekete geçeriz.

    Öncelikle uzmanlık alanı gerçekten Deprem ve Sismoloji üstüne olan jeologların/jeofizikçilerin takip edilmesi gerektiğini söylemek isterim. Sismologlar yerine Maden Yatakçıları konuşursa veya Deniz Tabanı Jeologları yerine Sedimantologlar konuşursa kuru gürültüden başka bir şey olmaz. Sadece yerel dergilerde çıkmış haberleri ve "Hakemsiz dergilerde" yayımlanmış makaleleri olan "deprem uzmanlarını" takip etmenizi pek önermem. Google Akademik'de kimin hangi konuda kaç tane çalışması var bakabilirsiniz. (https://scholar.google.com/schhp?hl=tr)

    Dünkü 6.2 büyüklüğündeki depremden yaklaşık 36 dk önce olan Mw 4.0 depreminin öncü olup olmadığı ana şok yani Mw 6.2 gelene kadar anlayamazdık.

    5.5 yıl aradan sonra, 2019 Mw 5.8 Silivri depreminden sonra dünkü depremle daha hissedilir ve daha uzun bir şekilde sallandık. Kullanılan haritaya göre konuşacak olursak Kumburgaz segmentinin batı ucunda meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki deprem sonrasında yine bu foruma atılan Onur Tan hocanın Coulomb Gerilim Değişim Analizi haritalarında gördüğünüz üzere fayın her iki ucuna da ve doğusunda kırılması beklenen segmente bir gerilim transferi olduğu görülmektedir.

    Ayrıca bu depremden sonra Marmaraereğlisi'ndeki Deprem ve Tsunami gözlem istasyonunda birkaç cm mertebesinde bir dalgalanma da kaydedildi.

    Ölçülen ivme değerlerine baktığımız zaman en yüksek ivme değeri deprem üssüne yaklaşık 48 km uzaklıkta bulunan Küçükçekmece İstasyonunda 0.21 g'ye ulaştı. Maalesef Türkiye şartlarında 0.1 g'den sonra yapılarda hasarlar olmaya başladığını göz önüne alırsak eğer Avrupa yakasında zemini kötü yerlerde yaşıyorsanız özellikle Marmaraereğlisi - Küçükçekmece arasında yaşıyorsanız evlerinizde duvarlarda çatlaklar özellikle sıva çatlakları ile karşılaşmanız bu ivme değerlerine göre normal bir durumdur. Yine de nispeten güçlü bu yer ivme değerlerinde önemli bir hasar veya yıkım olmamasının en büyük nedenlerinden biri de depremin süresinin yaklaşık 13 saniye olmasıdır (ayrıca düşük spektral ivmeleri de söyleyebiliriz).

    Cenk hocanın haritasına göre diğer tarihsel depremleri yerleştirebiliyoruz. Ancak diğer kullanılan herkesin bildiği haritada mesela 1894 depremi nerede bilmiyoruz. Ya da 1509 depremi o haritaya göre Adalar'dan Ganos'a kadar olan tüm segmentlerin aynı anda kırılması ile oluştuğu görüşü var. Ancak o zaman Cenk hoca ve ekibinin haritasına göre 500 senede bir tekrarlanan ayrı segment ve 250 senede tekrarlanan ayrı bir segment ile uyuşmuyor. Bu konular tartışmaya fazlasıyla açıktır çünkü yine her şeyde olduğu gibi 1999 depreminden sonra da yerbilimleri açısından gelişen teknoloji ve bilgiye de gereken değer verilmedi ve önemli bir ilerleme kaydedilemedi.

    Bülent Oruç hocanın bu depremden sonra hızlı bir şekilde hazırladıkları kabuk deformasyonu haritasında da gördüğünüz üzere bu depremden sonra Orta Marmara'dan - Ganos'a kadar olan makaslama deformasyonunun, depremin diğer tarafında kalan Avcılar - Adalar segmentine göre deformasyondan daha fazla olmuş.

    Dünkü deprem ile ucuz atlattığımızı söylemek zor değil ve umuyorum ki bu depremi uyarıcı bir deprem olarak göz önüne alarak Marmara'nın gelecekteki sismik tehlikesine karşı hiç zaman kaybetmeden harekete geçeriz.


    Ölçülen ivme değerleri:

    Resim

    Bu resim için alternatif metin açıklaması yok


    Marmaraereğlisi istasyonunda kaydedilen denizdeki dalgalanma:

    Resim


    Onur Tan hocanın artçı sarsıntılarla ile birlikte Coulomb Gerilim Değişimi Analizi

    Resim


    Bülent Oruç hocanın kabuk deformasyon haritası

    Bu resim için alternatif metin açıklaması yok

    O Sistem Buraya Gelecek! bu konuya tekrar değindiğin için teşekkürler hocam, eline emeğine sağlık. Ben de geçen hafta barajlar konusunda değinmiştim, her zaman göz önünde bulundurmalı ve sürekli hatırlatmalıyız. TEMA 1992 yılında kurulduğunda ne alaka diyenler şu an alakanın ne olduğunu görüyorlardır umarım. TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN!!!
    Bizim bireysel yapabileceğimiz her zaman tasarrufu ele almak
    Bu bağlamada bu videoyu herkesin ailece seyretmesini şiddetle tavsiye ederim


    Paylaşım için ben teşekkür ediyorum hocam. Gündemde hiç olmasada Türkiye'de hem süresi hem de etki alanı giderek artmaya başlayan Kuraklık ile birlikte Su Kıtlığı artık gelecek senelerin değil, bugünün en önemli problemlerinden biri haline gelmiştir. Gelecek senelerde Su Fakiri ülke kategorisine gireceğiz. Atmış olduğunuz National Geographic Türkiye'nin 25 Litre adlı videosunu izlemelerini bende herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

    Ayrıca bugün 22 Nisan Dünya Günü, umarım daha yaşanabilir bir gezegen ve gelecek inşa edebiliriz...


    Oguzhan_013 ESTOFEX resmi bir kurum değil, tamamen gönüllü meteorologlardan tarafından oluşturulan bir kuruluş. Bu yüzden Avrupa'nın çevresinde meydana gelen önemli hava olaylarında da tahmin bazen gelmiyor.

    Ancak zaten bağlı oldukları Avrupa Şiddetli Fırtınalar Laboratuvarı'nda (ESSL) ise her gün tahminler güncelleniyor. Buradan takip yapılabilir: https://www.stormforecast.eu

    Bu haritalarda ise sadece 2 cm'den büyük dolu tahmini ve 5 cm'den büyük dolu tahminleri ile şimşek/yıldırım aktivitesi var.

    19 Nisan 06.00 - 20 Nisan 06.00 arası tahmini :


    9fd60.jpg