Beiträge von ilker.gunebakan

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)

    İlker hocam 99 depreminde 7.4 ana şoktan sonra yanlış hatırlamıyorsam 1 saat sonra 6.5 şiddetinde artçı şok yaşadık bu son 5.8 lik depreminde sonra 4,5-5 civarı bir artçı şok olmaması mümkün mü burası kafamı karıştırıyor.

    divane ve Narsil Hocalarım yazmışlar aslında ama, en büyük artçı 13 Eylül 5,8 olmuştu.

    Daha sonra 12 Kasım Düzce meydana geldi 7,2


    En son Silivri depremine gelirsek, Cold.EFso Hocam yazıyor artçı büyüklükleri ile ilgili ama, ne demek istediği ile ilgili jeton bende daha biraz önce düştü :)

    Evet bahsettiğiniz gibi olması gereken artçı olmadı. Teoride olmaması doğal. Ama Silivri depreminin lokasyonu kaynaklı 5'ler gibi artçı olmaması risk.

    Hemen başka bir durum söyleyeyim, dünkü depremin aynı büyüklüğünde bir deprem olursa bu daha da büyük bir risk olur.

    O zaman dün olan Silivri depremi bağımsız bir deprem fikri yıkılır.

    Hocam İTÜ'nün bu projesinde sistemler nereye kurulu oluyor? Mesela sistemlerin kurulu olduğu yerde büyük bir kamyon geçti veya orada inşaat bir şey oldu sistem bunu sarsma olarak yani gerginlik olarak sisteme yansıtır mı? Çok güvenilir bir proje değil gibi geliyor bana.Üzerinde durulsa,geliştirilse belki işe yarar ama şuan çok bir faydası olacağına inanmıyorum.

    düşünce olarak güzel aslında. Kayaçlar basınç altında gerilimeye başlıyor ve bu yine teorik olarak deprem habercisi olabilir.

    Ama dediğiniz gibi, cihazlar öncelikle gönüllülük esasına göre, kurusal firmalar, kamu kurumları bünyesinde kurulup, yerleştirildi.

    İşte dediğiniz gibi çok küçük ölçü birimleri ve hassasiyetler ile çalışıldığı için kamyon parketse istasyon yanına, veriler şaşabilir.

    ilk dönemlerde bu anomaliler ayrılıyordu ama sonradan sapmaya başladı. Sorun orda zaten.

    Evet önümüzeki günler takibe devam edilmeli diyor. İtünün deneysel bir projesi diye biliyorum bu kayaç gerginliği izlemeyi. Ama yeterli destek gelmedi herhalde ki çoğu datalar daha eski günlere ait.

    İTÜ'nü "kayaç gerginlik" projesini ilk başlarda bende takip ediyordum. Ama bir süre sonra proje yönetimi ile ilgili neler olduysa, veri güncelleme, analiz ciddi

    sıkıntı olmaya başladı.

    Anomaliler ilk başta incelenip ayrıştırılıyordu ama sonradan öyle kaldı.

    Bende takibi bıraktım. Geçen baktığımda sorunlar yine devam ediyordu.

    Verilere çok dikkatli yaklaşmak lazım.

    Hocam bu yazdıklarınıza göre avcılar-küçükçekmece e5 bağlantısı komple sular altında kalabilir. Denizköşkler tarafı denize gömülebilir. Avcıların çoğu yeri (özellikle dolum tesisleri tarafları) sahile yakın olan kesimlerin her sene gözle görülür biçimde kayıyor. Şiddetli bir depremde buralara elveda diyeceğiz doğrumudur hocam?

    Genelleme yapmıyorum ( sağlam zemin parçacıkları olabilir) ama durum ne yazık ki böyle.

    İlker hocam Avcılar-K.çekmece tarafında zeminin denize doğru kayma ihtimali var mı? Yanı buralarda bina dayanıklı olsa bile bildiğimiz zemine doğru batacak mı?

    Hocam zaten Avcılar'ın ciddi zemin problemleri var.

    Trakya tipi zemin ( Trakya formasyonu) dediğimiz, detaya girmeden kil, kum, balçık, yumuşak kayaçlar ve su'dan oluşan bir yapıya sahip

    burası. ilaveten,

    Halkalı, Çekmece, Avcılar diye başlayıp, Tekirdağ dahil uzanan sahil kesimi tabi ortalama konuşuyorum rant sağlayacak şekilde

    doldurulup üzerine yapılar dikilmiş. Tabi dolgu sonrası zemin sağlamlaştırma adına kazık filan çakıldığını da düşünmüyorum.

    Şimdi bir depremde, deniz bu dolgu alanları geri alacak. Ya depremle ya deprem sonrası oluşacak küçük ölçekli bile olsa tsunamiler

    ile olacak bu.

    Tabi genel olarak konuşuyorum, bazı sahile yakın ve sağlam zemin parçacıkları olabilir ama genel durum bu.

    Yani şöyle düşünün o sahil de gördüğünüz yapıların neredeyse tamamı dolgu zemin üzerinde.

    Neticede sahil kısımları dolgu, iç kesimleri zemin kaynaklı risk içeren bir bölge.

    selamlar

    Dönüşüm derken biz Ülke olarak çok geride kaldık bu konuda.

    Sadece İstanbul olarak düşünmeyin, İzmir mesela, Çanakkale, Erzurum, Erzincan, Malatya, Adana, TekirDdağ ve daha bir çok il

    bu listeye eklenmeli.

    Olayı sadece konut olarak da düşünmeyin, neredeyse tüm kamu yapıları elden geçirilmeli.

    Kamu derken, okullar, hastaneler başta olmak üzere, belki de ülke genelinde yüzbinlerce bina var.

    Alt yap ciddi sorunlu, gaz, su, elektrik kritik yollar da bu işin içine girince işin boyutları her bakımdan büyüyor.

    Çok samimi söyleyeyim mesela İstanbul'un en garanti yapıları boğaz köprüleridir. Onun harici her şey için şüpheliyim.

    Böyle bir çalışma çok büyük kredi kullanımı gerektirir. Türkiye'nin mevcut ekonomik durumunu göz önüne alırsak umutsuzluğum hızla büyümekte.

    Bizler, kişisel önlemlerimizi alıp, gözlerimizi iyice açmalıyız. Başka da yapacak şeyimiz yok gibi gözüküyor.

    canakkale civarınında hareketlenmesi kötü oldu

    O bölgenin jeolojik yapısı ilginç.. Volkanik hareketlerin oluşturduğu yerel fay sistemleri mevcut.

    Çok da keskin hatları ile tarihsel bir döngü de olmayabiliyor. Ama sistemin üreteceği depremler en fazla 6,0 büyüklüğünde oluyor.

    Yine 6,0 gibi bir deprem yaratabilir bölge.

    Esas sorun bölgede ki yapı durumu. Evler, ağıllar çok ilkel usullerle yapılmış. Deprem büyüklüğü olarak olmasa bile

    yapı kalites olarak sorunlu bir yer.

    Anlamadığımdan soruyorum deprem yasanirken ivme basinc artik neyse belli bir yondemi ilerliyor yada 360 derece her tarafa etki edecek sekildemi dağılım oluşuyor?

    Şöyle söyleyeyim, deprem oluştuktan sonra etkileme yönü çembersel olarak ilerler. Ama bu zemin, kırılan fayın yapısı ile de ilgili ama

    genel olarak çembersel yayılır.

    Hocam Silivri açıklarındaki sondaj çalışmaları için siz ne diyorsunuz? Depremi erkene çekmiş olabilir mi?

    Şöyle bir örnek vereyim.

    Hiroşima'ya atılan atom bombası 15 kio tonluk bir enerji açığa çıkarmış. Buna karşılık Silivri deprminin çıkardığı enerji 6 milyar giga ton.

    Yani Hiroşima'ya atılan bombanın milyonlarcasının aynı anda patlamasna eş değer bir enerji bu.

    Böyle bir enerjinin açığa çıkmasına sebep olan enerjinin de ciddi boyutlarda olduğunu düşünüyorum.

    Sondaj ile ilgili kısma gelirsek;

    Jeotermal enerji santralleri için yapılan sondaj çalışmalarının kötü zemin ( kumlu, kil veya balçık) alçak derinlik ve kullanılan su basma gibi tekniklere bağlı olarak mikro depremler ürettiği gibi bir teori var. Ama bu mikro depremleri oluşturan fay hatları, aslında yerel volkanik hareketler sonucu oluşan, kısa, sınırlı ve nispeten yüzeysel depremler. Ve bunlar çok hassas ölçümlerle görülebiliyor

    Silivri depremi ise, volkanik, yerel kısa olmayan KAF daha doğrusu Marmara fay sisteminin bir parçası üzerinde oluşuyor. Deprem derinliği yaklaşık 7 km olarak ölçülmüş.

    Şahsi fikrim bir tetikleme etkisi yaratmayacağı şeklinde. Ama sondaj yeraltı gaz kaynaklarında bir patlama, gaz kanaklarına bağlı ciddi basınç değişimleri

    oluştursaydı, üzerinde durulabilecek bir sebep olabilirdi. Ama su altında bile olsa patlamalar, basınç oynamalarına sebep olabilecek gaz çıkışı

    ve su yüzeyinde yine bu efekti yaratacak su anaforları rapor edilmediği için ihtimal dışı diye düşünüyorum ki, bahsettğim bu efektler hiç bir sondaj sırasında oluşmamış.

    Uzun lafın kısası ben ihtimal vermiyorum

    Selamlarımla

    Kandilli Rasathanesi Müdürü: -Tartişmaların kamuoyu önünde yapılmasini yanlış buluyorum Depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz ama git gide sona yaklaştığimizi söyleyebilirim

    Benc yaklaşım olarak doğru. Çünkü bir çok teori konuşuluyor. Herkes aslında işine yarayanı kabul edip, o görüşün fanatiği oluyor.

    Bence tartışmalar bilim insanlarınca yapılmalı.

    Ama burada bir nüans var. Sadece tartışmalardan bahsdiyorum. Yoksa beklentii, önlemler varsa bir uyarı mutlaka bilgilendirme yapılmalı.

    Arkadaşlar birseyi merak ediyorum, bilgisi olan varsa lütfen bilgilendirebilir mi ? Yaşanan deprem felaketi ile kış mevsiminin şiddeti arasında bir bağıntı var mıdır ?

    Hem teorik hem de pratik de bir ilişki söz konusu değil. Depremi meydana getiren kırılmalar yer kabuğunun kilometrelerce derininde oluyor.

    Mesela en son deprem yerin 7 km. altında oldu.

    O derinliklerde zaten yerküre çekirdeğinin kendi dinamikleri söz konusu.

    Ayı durum "yok işte gezegenler aynı hizaya geldi, yok dolunay var" gibi söylemler içinde geçerli.

    Zemin meselesi cidden en önemli faktör.TV'de uzman zemini sağlam gecekondu az hasar yada hiç hasar almaz iken her türlü önlemi iyi ancak zemini kötü olan bir binanın daha kolay yıkılabileceğini söyledi Habertürk'de

    Okulda bir Hocamız üstüne basa basa söylerdi.

    Birincisi, zemin kötüyse yaptığın bina dünyanın en sağlam binası olsa kaç yazar?

    ikincisi, su asla kendisine yapılan yamuğu affetmez. Doldurursan mutlaka ama mutlaka oraları geri alır.

    Şimdi sadece İstanbul değil, Türkiye genelini düşünün. Hangi zeminlere çatır çatır yapı ruhsatları verildi?

    Üstelik imara açılan ilk hali de yetersiz kalıp, çok katlı yapılar dikildi o zeminlere.

    İstanbul örneğinde nereler denize toprak doldurulup yapılar dikildi? Hangi dere yatakları suyun yönü değiştirilip imara açıldı?

    İşte o ihanetleri var ya, doğa asla ama asla affetmeyecek.

    @4 Şubat

    Şakası bir yana, Rellington'un açıklamasını tartıştık biraz önce, ya da diğer yabancı kurumlardan gelen bazı açıklama ve raporlar

    var.

    Benim tahminim bu tür çalışmalar, üniversitelerin veya kurumların bazı fonları ile yapılmış çalışmalar.

    Bir çok sebebi olabilir ama, projenin başındaki kişi bir sebeple ayrıldıysa, ya proje yarım kalıyor ya da geliştirme

    aşamasında ilk kurulum haliyle bekliyor.

    Özellikle deprem bilimi devamlı değişen parametrelere sahip bir bilim.

    Sadece gps kurulum ve değerlendirmeleri bir süre sonra başka düzenlemeler istiyor.

    Yapılmayınca toplanan veri ya yetersiz ya da yanıltıcı olabiliyor. O sebeple kendi adıma çok değer vermiyorum.

    Hatta ilgili bilim insanları bile bu konularda bilgisiz olabiliyorlar.


    çok takmayın kafanıza deme sebebim bu sorunlar.

    Aykut Hoca ile başladığımız çalışmaları, kendisinin vefatından sonra büyüterek sürdürdük. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Marmara uzantısına kurduğumuz istasyon sayısını 10 kat arttırmış durumdayız. 100’e yakın GPS ile hassas veri toplama işlemi ve fay hareketlerini gözlemliyoruz. Marmara için sismoljide çok iyi bir yerdeyiz. Deprem olan veya kırılan fayların yerlerini noktasal olarak belirleyebiliyoruz. Şuan elimizdeki yeni sismoloji verileri ışığında Kuzey Anadolu Fayı’nın davranışı hakkında çok net fikirlere sahibiz. Ancak halen depremin oluş zamanıyla ilgili kesin bir bilgiye sahip değiliz. Mevcut verilere göre kırılma büyük olasılıkla Adalar’ın güneyindeki Çınarcık çukuru dediğimiz fay hattında gerçekleşecek. Buradaki fay Kumburgaz-Büyükçekmece önlerine kadar uzanıyor. Bir diğer riskli hat ise orta çukur dediğimiz Kumburgaz açıklarından Tekirdağ’a uzanan kısım. Orta çukur dediğimiz bölgedeki fayda serbest kayma (CREEO) dediğimiz olay yaşanmakta. Bu nedenle olası deprem 7’nin altında olacaktır. Çınarcık çukurundaki kırılmanın 6.8’den büyük olmayacağı konusunda tahminlerimiz var. Çınarcık-Tekirdağ arasında tek parçalı kırılma beklemiyoruz.

    PergamoN  Ilker Gunebakan bu CREEO konusunda bilgi alabilirmiyim?

    Dr. Rellinger'in açıklamaları çok ilginç olmasa da iddialı sayılabilir. Açıkcası benim açımdan önemi Rahmetli Aykut Barka ile başlayan bir ortak çalışmanın

    katılımcısı olmasının ötesine geçmiyor.

    Hatta biraz daha iddialı konuşayım, yaşadığımız gerçeklerle de uyuşmuyor.

    Tabi sebebi nedir veya toplanan verilerin analizinin hangi aşamasındadır ya da veri toplama ne aşamadadır bilgim yok ama

    çok itibar edilecek açıklamalar değil.

    Bu işin bir yönü.

    Diğer taraftan tarihsel geçmiş ile ilgili önermeleri var. Teori düzeyinde katıldığım bazı unsurları var.

    Geçmiş ile günümüzü bire bir kıyas yapılamayacağı mesela.

    Ama benim düşüncem, geçmişte daha büyük depremlerin olduğu ve günümüzde bunların göreceli olarak küçüldüğü.

    Yine 1999 depremi de bir dönüm noktası olabilir ama Marmara denizi deprem dinamiklerinin değiştiğini düşünüyorum.

    Blki fay hatları üzerinde çalıştıklarımız değil yeni oluşumlar söz konusu. ki burada dikkat çekilmesi gereken konu, konunun uzmanlarının

    halen farklı fay haritalarından bahsetmeleri.

    Bu sebeplerle, bu veri toplama projesi baştan gözden geçirilmeli v e yeniden planlanmalı. Farklı pozisyonlardan veriler toplayıop, hatalı analizler

    yapıyor olma ihtimalleri mevcut bu durumda.

    Çıok gerçekci bulmadığım açıklamalardır.