Karasızlıkların inadına kar gliyor bu sefer ![]()
Beiträge von sparus
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)
-
-
Herkesin Kandili müberak olsun. Allah herkezi kötülüklerden korusun
-
-
-
Çok yakında herkezin yüzü gülecek
-
İlk maşallah benden
hadi hayırlısı -
inşallah böyle gider:)
-
-
güncelleme gelecek mi karasızlık var hava da gene

-
saat 04:30 sulu kar devam ediyor
-
tahminim yağmadan geçmeyecek çarşamba hava bir günlük toplaralancak sonra tekrar soğuk hava geliyor
-
Bence çok süpriz olacak
-
İlerki günlerde havayı koklayıp ne olacağını bilen insanlardan bilgi alacağım. Reislerin yanında olacağım o zaman öğrendiklerimi yazarım
Saygılar
-
Paylaşıma devam ,saygılar
-
Meteorolojik Kökenli Afetler: Atmosfer olayları sonucunda meydana gelen afetlerdir. Bunlar atmosfer olaylarının (sıcaklık, yağış, basınç ve rüzgar) insan için yararlı olduğu sınırı aşmasıyla meydana gelir. Meteorolojik kökenli afetlerin en çok görülenler;
Sel
Don
El-Niño
Fırtına (siklon)
Aşırı kar
Tipi
Yıldırım düşmesi
Dolu
Sis
Kuraklık
Orman yangını
Çığ
Meteorolojik afetlerin oluşumunu hazırlayan temel etkenler atmosfer kökenli
olmasına rağmen, bazılarında afetin oluştuğu yerin özellikleri de etkili
olmaktadır. Sel, çığ ve sis buna örnek olarak verilebilir.
Afetlerin doğurduğu sonuçlara
baktığımızda; en başta can ve mal kaybına neden olurlar. Can kayıpları insan ve
hayvanların ölmesi; mal kayıpları ise eşya bina ve tarım alanlarının zarar
görmesidir. Kayıpların bir kısmı doğrudan hemen afetle birlikte ortaya çıkarken
bir kısmı ise belirli bir süre sonra ortaya çıkmaktadır. Örneğin sel sırasında
can ve mal kaybı meydana gelmektedir. Ancak sel baskınından sonra sellerin
getirdikleri moloz, kum ve balçıklar tarım alanlarını verimsizleştirerek dolaylı
zararlarda meydana getirmektedirler.SEL
Sel,
ister büyük nehirlerin kıyısına yerleşmiş, ister dağ yamaçlarında
yaşıyor olsun, isterse çöllerde bulunsun her yerdeki insanların
rastlayabileceği türde bir doğa olayıdır.
Yerleşilen yerlerdeki çeşitlilik, görülme sıklığını değiştirmesine
rağmen özellikle sel olayını dikkate almadan kurulan altyapılar bu doğa
olayının bir faciaya dönüşmesine neden olabilmektedir. Türkiye'de sadece
1995 yılında üç bölgede görülen sel olayı 160 kişinin ölümüne neden
olurken her yıl can kaybına neden olmayan seller sonucu milyarlarca
liralık ekonomik kayıplar yaşanmaktadır. Bu amaçla gelişmiş ülkeler sel
riskini en aza indirmek için erken uyarı sistemleri geliştirerek
özellikle can kaybını en aza indirmeyi başarmışlardır.
Selin en sık rastlanan sebebi kuvvetli ve uzun süreli yağıştır. Seller
kar erimesi sonucu oluşan kuvvetli akışlar veya drenaj kanallarının
tıkanması sonucunda da meydana gelebilir. Günümüzde rastlanılan en
yaygın sebep ise; kuvvetli yağmur fırtınalarında drenaj sistemlerindeki
yetersizlik sonucu ana nehir kanallarının tamamen dolu olması ile
meydana gelen taşmalar sonucu oluşan sellerdir. Dağlık bölgelerde ise
seller kar erimesi veya yağışla birleşen kar suyundan meydana gelir. Çok
nadir olarak da barajların çökmesi ve taşmasından kaynaklanan sellere
rastlanılmaktadır.
Akarsuların su taşıma miktarı değişkenlik gösterir. Bazen uzun süre
yağış olmayan veya az yağış alan bir alanda akışlar yavaşlar bazen de
aynı alanda yağışlı bir periyotta güçlü akışlar olabilir. Sellerin
miktarındaki değişkenlik yağışın yoğunluğuna, yağış miktarına, kar erime
oranına ve/veya diğer faktörlere bağlıdır. İki akarsu havzası
arasındaki yağış toplamı veya toplama alanındaki depolama miktarı sel
potansiyelinde önemli rol oynar.Zitat
SEL ÇEŞİTLERİSeller oluş hızlarına göre sınıflandırılır;
Kuvvetli yağışlardan sonraki birkaç saat içinde veya bir yerdeki suyun
aniden serbest kalması ile oluşan seller ani seller olarak
isimlendirilir. Bu tip seller örneğin dağlık bölgelerdeki küçük
nehirlerin ani ve kuvvetli bir yağışa maruz kalmalarıyla oluşur ve çok
hızlı bir şekilde en üst değerine ulaşır. Sel ise genellikle daha yavaş
gelişir ve haftalar boyu etkili olur. Örneğin büyük nehirler boyunca
görülen seller bu tip sellerdir.Zitat
SELİN NEDENLERİ
Sele en çok nehir yataklarından taşmalar sonucu rastlanır. Ani ve
kuvvetli yağışlar ve kar erimesi sonucu taşmalar oluşmaktadır. Nehir
yataklarına gelen suyun sele dönüşmesine yatakların amacı dışında
kullanılması da çok etkili olmaktadır. Günümüzde çarpık kentleşme sonucu
dere yataklarının gecekondulaşma bölgesi haline gelmesi,
ağaçlandırılması, doldurulması veya nehir yataklarının değiştirilmesi
sonucu her yıl ülkemizde büyük mal ve hatta can kayıplarına
rastlanmaktadır.
Dağlık alanlarda yağış ve tepelerdeki karın erimesi sonucu dere
yatakları taşıyamayacağı miktarda su ile dolar ve ani seller oluşur.
Özellikle dağ eteklerindeki yerleşim yerleri için heyelan tehlikesi de
yaratan bu seller oldukça tehlikeli olmaktadır.
Şiddetli rüzgarla birlikte tropikal fırtınalar ve harikeynler
(hurricane) özellikle Atlantik okyanusu kıyılarında kuvvetli kıyı
selleri oluşturur. Sürekli ve şiddetli rüzgar büyük bir dalgaya sebep
olarak suyu karanın içlerine kadar sürükler. Göl bölgelerinde de benzer
atmosferik şartlar veya depremler göl seviyesinde değişimlere ve sellere
sebep olur. Diğer yandan okyanustaki depremler ve volkanik patlamalar
sonucu oluşan tsunami adı verilen dev okyanus dalgaları karaların iç
kesimlerine kadar girerek etkili olur.DON
Şiddetli ve sürekli don olayı
tarımsal faaliyetlerdeki en büyük risk olduğu gibi, karların erimesini
engelleyerek ve yeryüzünün geçirgenliğini imkansız hale getirerek hidrolojik
açıdan da önemli rol oynamaktadır. Don, kısaca sıcaklığın 0°C'ın altına
düşmesiyle veya 0°C'a yakın derecelerinde meydana gelen bir olaydır.
OLUŞUMU
Yer yüzeyinin radyasyon ve
kondüksiyon ile aşırı soğumasına neden olan olaylar donun oluşması için
elverişli temel koşulları sağlarlar. Özellikle belirli bir yerin soğuk ve kuru
bir polar hava kütlesi tarafından doldurulması, havanın açık ve sakin olması,
atmosferin su buharı oranının düşük olması, karasal bir sıcaklık rejimi don için
elverişli koşulları oluştururlar. Bu koşullar altında kondüksiyon ve radyasyonla
yeryüzü sıcaklığının özellikle geceleyin aşırı düşmesi, sıcaklığın 0°C'ın altına
inmesiyle donun oluşmasına yol açar.
Topoğrafik yapı da don oluşumunda
önemli bir rol oynar. Yükseklerde soğuyan ve ağırlaşan hava, yer yer çukur
alanlarda toplanarak bu kısımların don tarafından etkilenmesine neden olur.
Şunu da belirtmeliyiz ki, geniş alanlarda sıcaklık 0°C'ın üzerinde olduğu halde
topoğrafik yapının elverişli olması nedeniyle don olayı meydana gelebilir.
Gerek toprağın yapısının ve bitki
örtüsünün türünün ve gerekse de kar örtüsünün, don oluşumu ve don olayıyla
meydana gelen buzun özellikleri üzerinde çeşitli etkileri söz konusudur.
Yer yüzeyinin donma hızı içerdiği
suyun miktarına da bağlıdır. Çok nemli topraklar kuru topraklara göre daha yavaş
donarlar. Ormanlık alanlar ise açık alanlara göre daha yavaş ve aynı zamanda
daha yüzeysel olarak donarlar.
Yeterli düzeydeki kar örtüsü, adeta
yer yüzeyini dona karşı koruyan bir battaniye rolü oynar. Deneyler, yeterli
kalınlıktaki kar örtüsünün donmuş toprağı çözdüğünü de göstermiştir. Bu çözülme
derin kısımlarda başlayıp yüzeye doğru ilerler. Ancak, kar erimeye başlarsa
sızan suyun etkisi ile çözülme üst kısımlardan da başlayabilir.
KORUNMA
Dona karşı korunmada ilk aşama,
dondan en az zarar görebilecek yerlerin tespit edilmesidir. Havanın daha
hareketli olması nedeniyle yamaçlar don tehlikesiyle daha az karşılaşırlar. Göl
ve deniz kıyılarındaki rüzgarın etkisindeki yerler, burunlar ve yarımadalar da
dondan nispeten daha az zarar gören yerlerdir.EL-NIÑO
El-Niño terimi, yüzyıllardan beri yerli halk tarafından, ekvatoral batı Pasifik
Okyanusu’ndan doğuya akan sıcak yüzey sularının kıyısal Humbolt Akıntısı’nın
besince zengin soğuk sularının yerine geçmesi sonucunda, her 2-5 yılda bir Güney
Amerika’nın batı kıyılarında okyanus akıntılarının yönünde ve yüzey sularının
sıcaklığında gözlenen ani değişikliği açıklamak için kullanılmaktadır. 1990’lı
yıllarda oluşanlar bir yana, El-Niño’nun etkileri genel olarak 1-2 yıl
sürmektedir. Bu dönemlerde, tropikal doğu Pasifik Okyanusu’nda ve Peru kıyısı
boyunca, alize rüzgarları zayıflar ve deniz yüzeyi sıcaklığı yaklaşık 4-5 C°
kadar yükselir. Bu sıcak sular besin açısından fakir ve yerli türler için
olağandışı olduğu için, El-Niño olayları Güney Amerika’nın Pasifik kıyısındaki
balıkçılık etkinliklerinde, özellikle hamsi üretiminde ve öteki deniz
canlılarının nüfusunda çok büyük azalmalara neden olmaktadır.
Şekil
1: Tropikal orta ve doğu Pasifik ikliminde, a) normal (La Niña) ve b) El Niño
koşulları arasında gözlenen farklar (Türkeş, 1997b: Dickinson ve arkadaşları
1996’ya göre yeniden çizilmiştir). Walker dolaşımı, El Niño devrelerinde normal
akışının tersine çalışır: Tropikal batı Pasifik’ten batılı rüzgarlar ve deniz
akıntıları ile taşınan sıcak yüzey suyu, doğu Pasifik bölgesinde deniz yüzeyi
sıcaklığını arttırır; termoklin tabakasının eğimi azalır ve besince zengin dip
suları yüzeye çıkamaz; orta ve doğu Pasifik’te etkili yağışlara neden olan
yükselici hava hareketleri artar.
Şekil
2: Güneyli Salınım İndisi’nin (SOI, normalleştirilmiş Tahiti - Darwin basınç
farkının), uzun süreli yıllık (Ekim-Eylül arası) değişimi (Türkeş, 1998c: Jones
ve arkadaşları, 1998’in aylık SOI dizileri kullanılarak düzenlenmiş ve
çizilmiştir.)
Güneyli Salınım (SO) ise, tropikal Pasifik Okyanusu üzerinde gözlenen geniş
alanlı bir atmosferik basınç oynamasıdır. Bu olay, Endonezya alçak basınç ve
güneydoğu Pasifik yüksek basınç alanları arasında hava kütlesi değişimi ile
karakterize edilir. Güneyli salınımın oluşma zamanı değişken olmakla birlikte,
ortalaması yaklaşık 2.5 yıldır. Basınçtaki değişiklik, rüzgar şiddeti, okyanus
akıntıları, deniz yüzeyi sıcaklıkları ve yağış olaylarındaki dalgalanmalar ile
yakından ilişkilidir. SO, atmosfer dolaşımı paternleri ile yüzey ve derin
okyanus koşulları arasındaki bağlantıların en iyi belgelenenlerinden biridir.
Bugünkü bilgilerimizle, deniz yüzeyi sıcaklığı anomalisi oluşumlarının, atmosfer
dolaşımı tiplerinin kesintiye uğraması ile uyumlu olduğunu ve yüksek atmosfer
Rossby dalgası konumlarının bu anomalilere karşı çok duyarlı gözüktüğünü
söyleyebiliriz.
Güneyli Salınım ve sıcak El Niño suları, ENSO (El Niño-Güneyli Salınım) olarak
nitelendirilen aynı iklim olayının bir parçasıdır. ENSO olayları, normal ya da
soğuk (La-Niña) koşullarda yüksek basıncın güneydoğu Pasifik üzerinde ve alçak
basıncın Endonezya üzerinde yerleşmesi (Şekil. 1a) ve El-Niño koşullarında
Endonezya alçak basıncına bağlı yükselici hareketlerin orta Pasifik’e kayması
(Şekil. 1b) ile tanınmaktadır. Normal ve El-Niño koşullarındaki basınç dağılışı,
bölgesel ortalama sıcaklık ve yağış koşullarındaki değişiklikleri yönlendirerek,
rüzgar ve okyanus dalgalanmalarının değişimi ile sonuçlanmaktadır. Hava
olaylarının kaydedilmeye başlandığı 1877 yılından beri, El Niño (sıcak olaylar)
her 2-5 yılda oluşmuştur. Ancak son 20-30 yılda El-Niño, La-Niña’ya (normal ya
da soğuk olaylara) göre daha sık oluşmuştur (Şekil. 2). Bu dönemde, ekvatoral
orta Pasifik’teki deniz suyu sıcaklıkları, önceki on yıllara göre önemli ölçüde
yüksek olma eğilimi göstermiştir. Endonezya ve kuzeydoğu Avustralya gibi, kurak
koşulların genellikle El Niño devreleri ile aynı zamanda oluştuğu kara
alanlarındaki yağışlar, normalin altında gerçekleşmiştir. Son yıllardaki ENSO
davranışları ve özellikle 1990’da başlayan ve 1998’de sona eren en uzun süreli
El-Niño olayları, geçen 125 yıl ile karşılaştırıldığında olağandışı olarak
değerlendirilmektedir.
Tropikal orta ve doğu Pasifik Okyanusu’ndaki yaygın El-Niño ısınmasının
etkileri, küreseldir. Ekvador, Peru, Küba ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin
güneyindeki şiddetli yağışlar ve taşkın olayları, çoğunlukla kuvvetli El-Niño
yıllarında oluşur. Avustralya, Endonezya, Filipinler ve Güney Afrika’daki
kuraklıklar ve çalılık-orman yangınları da, El-Niño’nun izlerini taşır.
1982-1983 El-Niño olayı, tarihsel kayıtlara göre ekonomik etkisi en büyük olan
ENSO olayıdır. Bu dönemde, dünya üzerindeki kasırgalardan, şiddetli yağışlardan
ve taşkınlardan, şiddetli ve yaygın kuraklıklardan, yangınlardan ve tarımsal
ürün kayıplarından kaynaklanan parasal kayıp, yaklaşık 8 milyar ABD $ olarak
öngörülmüştür. Ayrıca bu dönemde oluşan doğal afetler ve onlara bağlı
hastalıklar ve salgınlar sonucunda, yaklaşık 2000 insan ölmüştür. 1990’lı
yıllarda (1990-1998) oluşan sıcak olayların ve özellikle 1997-1998 şiddetli
El-Niño’sunun da, en az 1982-1983 olayı kadar can ve mal kayıplarına ve ekolojik
yıkımlara neden olduğu öngörülmektedir.
El-Niño - Güneyli Salınım, etkileri açısından küresel bir olay olarak kabul
edilmekle birlikte, onun Avrupa’daki hava olayları ve iklim üzerindeki etkisi,
güney yarımkürenin tropikal iklim kuşağındaki kadar etkili ve belirgin değildirSİKLON
(FIRTINA)Atmosferde bir alçak basınç alanı çevresinde hızla dönen rüzgârların oluşturduğu şiddetli fırtınaya siklon (kiklon) denir.
Tropik siklonlar ve ekstra tropik siklonlar olmak üzere iki tür siklon
vardır. Bu siklonlar bir alçak basınç merkezi etrafında saate ters yönde
hareket eden rüzgarlara sahiptir. Birbirlerinden bazı farkları vardır.Zitat
TROPİK SİKLONLAR
Tropik okyanuslar üzerinde oluşur. Fırtına merkezi çevre havasından
daha sıcaktır. Cepheleri yoktur. En kuvvetli rüzgarlar yeryüzü
yakınındadır. Tropik siklonlar daha çok yaz mevsimlerinde etkilidir.Zitat
EKSTRA TROPİK SİKLONLAR
Tropikler dışında oluşurlar. Fırtınanın merkezi çevre havasından daha
soğuktur. Cepheleri vardır. En kuvvetli rüzgarları daha üst
atmosferdedir. Ekstra tropik siklonlar özellikle kış mevsimi boyunca
etkilidir.
Kısaca birbirlerinden oluşum yerleri, güçleri ve etki süreleri
farklıdır. Burada rüzgarlar alçak merkez etrafında saat yönünün tersinde
eserler. Böylece sıcak hava yükselir. Yükselen hava ortamın nem oranı
durumuna göre her 100 m yükseklikte 0.6-1.0 derece arasında soğur.
Havanın soğumasıyla içindeki buhar yoğunlaşmaya başlar ve böylece bulut
oluşumlarına yol açarken açığa çıkan gizli ısı bulutun gelişmesini
sağlar. -
Zitat
1. Sıcak Cephe
2. Soğuk Cephe
Soğuk Cephe Manzaraları
Atmosferin sıcaklık ve nem bakımından aynı özellik gösteren büyük parçalarına hava kitlesi denir.
Hava kitlesinin oluşum alanı, deniz yüzeyine rastlıyorsa, bu hava kitlesine denizel hava kitlesi denir. Kara üzerinde oluşan hava kitlelerine de karasal hava kitlesi denir.
Hava kitleleri oluştukları yere göre de isim alırlar. Başlıcaları tropikal ve kutup hava kitleleridir. Hava kitlelerinin yer değiştirmesi hava durumu bakımından önemlidir.
Örneğin, Tropikal bölgede oluşmuş bir hava kitlesi Türkiye'yi kapladığı zaman sıcaklık yükselir. Kuzey kutup bölgesinden gelen bir hava kitlesinin yayılmasında ise Türkiye'de sıcaklık azalır.
Farklı özellikteki hava kitlelerini birbirinden ayıran sınıra ise cephe denir. Cephelerde çeşitli atmosfer olayları meydana gelir. Cephe boyunca karşılaşan iki hava kitlesinden, sıcak olan soğuk olanın üzerinde yükselir. Yükselme soğumaya, bulutların oluşmasına, sislere ve yağışlara neden olur.
Birbirine göre sıcak ve soğuk hava kitleleri karşılaştığı zaman daha sıcak olan hava soğuk olanın üzerinde yükselir. Yükselen hava, üzerinde basınç azaldığı için genişler ve soğur. Bu genleşme ve soğuma sırasında da stabilite azalır. Dolayısıyla bir süre sonra konveksiyon başlar, bulutlar yağmura neden olacak kalınlıklara kadar gelişebilir.
Cephenin oluştuğu sınır bölgede havanın yükselmesi nedeniyle basınç düşer. Basınç düşünce hava alçak basınç bölgesine akmaya çalışır, ancak coriolis kuvveti sonucu alçak basınç merkezi etrafındaki saat yönünün aksine olan dönüş başlar. Bunun sonucunda alçak basınç merkezinin (antisiklon) bir tarafında (kuzey yarımkürede batı tarafında) soğuk hava sıcak havanın altına girer (soğuk cephe - hareket yönüne bakan mavi üçgenlerle gösterilir). Merkezin diğer tarafında (kuzey yarımkürede doğu tarafında) da sıcak hava soğuk havanın üstüne tırmanır (sıcak cephe - hareket yönüne bakan kırmızı yarım daireler ile gösterilir).
Kutuplardan ani kopmalarla gelen soğuk hava ile aynı yönde olduğu için soğuk cephenin ilerleme hızı sıcak cepheden yüksektir. Bu nedenle cephe sisteminin gelişimi sırasında soğuk cephe sıcak cepheye yaklaşır ve bazen yakalar.
Orta enlemlerdeki cephelere, kutuplardan gelen soğuk hava kökenli oldukları için polar cephe denir.
Cephe sistemleri fırtına ve aşırı yapışın nedeni oldukları için meteorolojik tahminlerde en önemli yeri tutarlar. Uydu fotoğraflarında λ (lambda)'yı andıran karakteristik şekli bulutlarda çok net gözükür.
-
TÜRKİYE'DE
RÜZGÂR

Alansal dağılımda en
fazla ortalama hızın Çanakkale'de olduğunu görüyoruz. Bozkurt, Gelibolu,
Ankara, Kırşehir, İskenderun'da 38 m/s'lik maksimum hızlara rastlanmıştır. Bu
hız saatte 136 km'ye karşılık gelmektedir.
-
Zitat
TÜRKİYE'DE
BASINÇ
Türkiye de basıncın
yükseltiye dayalı olarak 776 - 1026 mb arasında değiştiğini söyleyebiliriz.
Meteorolojik çalışmalarda yükselti faktörünü elemine etmek için istasyon basıncı
hesaplamayla deniz seviyesine indirilmektedir. -
TÜRKİYE'DE
YAĞIŞ
Mevsimlik yağışların alansal dağılımına baktığımızda Akdeniz Bölgesinin
yağışlarının çoğunu Kış aylarında aldığını görüyoruz. Akdeniz'de bu yağışı
bırakan sistemler dağların etkisiyle iç bölgelerde daha az yağış bırakmaktadır.
Karadeniz Bölgesinin ise her mevsim yağışlı olduğunu görmekteyiz.Yaz aylarında
ise kuzey bölgelerimiz daha fazla yağış almaktadır. M.Polar hava kütleleri
Karadeniz üzerinde nem kazanıp Rize ve Hopa çevresinde yükselişe geçerek
orografik yağışlar bırakır. Bu dönemde güney bölgelerimizde yağışların oldukça
azaldığını söyleyebiliriz. Kuzeyli ve güneyli akımlarda iç bölgeler az yağış
alır. İç bölgeler ancak batılı akımlarda yağış alır.
Türkiye yağış açısından çok çeşitlilik göstermektedir. Genelde sahil
kesimlerimiz 1000 mm'nin üzerinde yağış alırken Rize 2300 mm; Orta Anadolu ise
sadece 300 mm civarında yağış almaktadır. Bu da sıcaklığın ve buharlaşmanın
arttığı yaz aylarında kuraklığa sebep olmaktadır.
Yıllık yağış zaman
serisi grafiği de bize yağıştaki salınımları göstermektedir. Türkiye yıllık
ortalama yağışı 630 kg civarındadır. Bu grafikten 72 - 73, 89 - 90, 99 - 2000
yıllarında normalin altında yağışlar alarak kuraklık yaşadığımızı görmekteyiz.
Şiddetli Yağışlar:Bir
yağısın şiddetli sayılabilmesi için;
formülüne göre bulunan değere eşit veya yüksek olması gerekir. Türkiye'de
Standart zamanlarda bugüne kadar gerçekleşen maksimum yağışlar incelendiğinde
kısa sürelerde en şiddetli yağışların Hopa'da , saatlik ve günlük yağışlarda ise
Antalya ve Marmaris'te olduğunu görmekteyiz.
Şiddetli yağışlar sonucu
oluşan seller yüzey akışına geçen yağışın tahliye edilememesi, alt yapının
yeterli olmaması sonucu ortaya çıkan afetlerdir. Ayrıca ağaçların mehfez ve
köprüleri tıkaması sonucu su tahliye olamamakta ve yerleşim alanlarını su
basmaktadır. -
TÜRKİYE'DE
EKSTREM HAVA OLAYLARIİklimin bir yerde
meydana gelen meteorolojik olayların toplamıdır. Klimatolojik ekstremler de
iklimin tarifi içindedir.
Yukarıdaki grafik fevk
telleriyle 1940 yılından günümüze kadar bildirilen olayları göstermektedir.
Türkiye'de en fazla dolu, fırtına ve sel hadiselerinin zarar yaptığını
görmekteyiz.
Bu hadiselerin yıllık
toplamlarına baktığımızda 1960'lı, 1980'li ve 2000'li yıllarda ekstrem olay
sayılarının fazla olduğunu görmekteyiz.
