Benim endişem kuraklık sıkıntısı. Eğer bu süreç uzun süre böyle giderse ve en kötü senaryo kışı da kapsarsa su sorunu baş gösterir. Hem barajlar anlamında hem de tarımsal sulama anlamında. Şu anda dahi suları çekilmeye başlayan göller ve kurumaya başlamış tarımsal sulama göletleri var. Yani sorun ciddi. Soğuğunu sıcağını geçtim ciddi yağışlı süreçlere ihtiyacımız var durumu dengelemesi için. Tabi karlı bir kışa ihtiyacımız var çünkü karın besleyiciliği ile yağmurun ki bir değil.
Biz Bursa ovasında tarımsal üretim yapıyoruz (meyvecilik). Zaten doğru dürüst kapsamlı bir sulama altyapısı yok ovada. Gölbaşı göleti var ve buradan kanaletler aracılığıyla arazilere uzanıyor ancak yeterli gelmiyor. Birçok üretici sondajlarla sulama ihtiyacını karşılıyor. Mesela bizim bir sondajımız var yaklaşık 130 metreden su çekiyor. Günün birinde bu derinlikler de yetmeyecek. Eskiden mezar kazdıklarında suyu tahliye eder öyle cenaze defnedilirmiş şimdi düşünün yüz metreden su geliyor. Fabrikalar, sanayi tesisleri yeraltı sularına en büyük darbeyi vuranlar. Tarımsal sulama da eklenince tabi bir de küresel iklim değişikliği de vurunca durum sıkıntılı bir hal alıyor. Üreticinin halini zaten anlatmaya lüzum yok mevcut ekonomik koşullarda. Kamu tarafından doğru düzgün destekleme yok. Girdiler çok yüksek. Adeta kan ağlayan çiftçi üretici kesim var. Bu gidişle belki de bir on yıl sonra (belki 10 yıl bile değil iyimser olarak söyledim) Bursa ovasında artık tarım kalmayacak. Ve birçok ova benzer şekilde. Bizzat işin içinde olan biri olarak söylüyorum acı ama gerçek.
Yağışın yağmurdan kara dönüşünü takip etmeyi özledim. Tam kara döndüğü an böyle lapa lapa olmuyor mu muhteşem bir şey. Çocuklar gibi mutlu eden insanın içine huzur veren bir şey. Özledik...
Bu tarihlerde kalorifer yaktığımızı biliyorum. Bu sene bu gidişle ekimde hiç yanmayacak kasımı da allah bilir. Faturalar açısından hoş ama gelgelelim ki mevsim gerçekleri noktasında pek hoş sayılmaz.
Maalesef hocam. Yani her sabah kalktığımda güneşle uyanıyorum. Kendimi ekimde değilde ağustosta gibi hissediyorum. Hadi soğuğu geçtim yağış namına bir şey yok. Ve ufukta da doğru düzgün bir şey yok. Anormal bir mevsim yaşıyoruz.
Zaten şu ana kadar adamakıllı yazdan çıkamadık ki. Eylül de dahil toplasan 1-2 sistem oldu o kadar. Onlar da ne kadar etkili oldu orası da tartışılır. Yani yaz aslında hiç gitmedi desem yeridir şu ana kadar sorun burada.
Sevgili kardeşim elbette bu tarihlerde kış yapmasını zaten beklemiyoruz ancak sonbaharın da bir özelliği vardır ve o da yaşanmalıdır. Ayrıca pastırma yazı yalnızca kasım ayının ilk haftasını veya en fazla ilk iki haftasını kapsayan süreçtir. Ekim ayında pastırma yazı diye bir şey yok.
Bu nasıl bir sonbahar nasıl bir ekim ayı anlamak zor. Ne yağış var ne soğuk var yani tarihi bilmesek sonbahar demeye şahit ister. Son yıllarda böyle değildi en azından yağışlar vardı bu sene o da yok. Sanki ters giden bir şeyler var gibi. Umarım sonu hayır olur.
Prof. Ahmet Ercan dün akşam ki deprem sonrası yaptığı değerlendirmede yine Marmara için 2045 tarihini vermiş. Hocaya saygı duyuyorum söylediklerine saygı duyuyorum ki duymamam zaten yakışıksız olur çünkü ben konunun uzmanı değilim. Ancak az çok bildiklerimle şunu sorgulama gereği duyuyorum. 2045’e kadar deprem olmayacağını nasıl bilebiliyorsunuz? Yaptığınız çalışmalar, araştırmalar neticesinde böyle bir kanaate ulaşmış olabilirsiniz eyvallah doğrudur ama nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Söyleyin biz de bilelim. Kaldı ki Marmara bu kadar gerginken, arka arkaya depremler olurken 2045’e kadar (26 yıl) boyunca büyük depremin gelmeyeceğini nasıl garanti edebiliyorsunuz? Belki dediğiniz olabilir hatta belki 2045 değil 2070’de de olabilir kimse bilemez ama bu kadar net ve uzak bir tarihi nasıl verebiliyorsunuz? Bu tarihi söylerken acaba içinizden hiç geçmiyor mu ya arkadaş taa 26 yıl sonrasından bahsediyorum ya öncesinde olursa diye (kaldı ki olma ihtimali çok yüksek) içinize bir kurt düşmüyor mu? Hani olursa mahçup olurum diye hiç düşünmeden 26 yılın garantisini nasıl verebiliyorsunuz? Israrla tarih vermekte ki amaç nedir? Bu depremin bir kumandası var da 2045 geldiğinde düğmeye siz mi basıp da depremi yaratacaksınız diye sormak isterdim ve bu sorularımın tümünü Sevgili Hocaya sormak isterdim şahsen. Bunlar benim şahsi düşüncelerim ve eleştirilerimdir. Tekrar Ahmet Hocaya ve diğer tüm hocalara saygılar sunuyorum.
Marmara Denizi’nin içerisi gerçekten çok karmaşık bir yapı ve bilinmezlerle dolu. Söz konusu yer hareketleri olunca yorum yapmak ve bazı şeyleri öngörebilmek çok zor hatta mümkün değil. Ama bir gerçek var ki Marmara’daki faylar genel olarak gergin hem de ciddi düzeyde gergin. Bu depremler bu gerginliğin bir ifadesidir aslında. Dolayısıyla Marmara Bölgesinde yaşayan insanlar olarak dikkatli olmamızda ve bilinçli hareket etmemizde fayda var her zaman. Ayrıca beklenen depremin basında ve bazı hocaların ağzında sürekli ‘Beklenen İstanbul Depremi’ olarak ifade edilmesi kanaatimce çok yüzeysel ve yanlış bir ifade kullanımı. Bu olası deprem beklenen İstanbul depremi değil ‘BEKLENEN MARMARA DENİZİ DEPREMİ’dir. Doğru ifade kullanımı çok önemli. Deprem İstanbul’da olmayacak Marmara Denizi içerisinde olacak belki lokasyon olarak İstanbul en fazla etkilenecek yer olabilir kabulümdür ancak bu depremden Kocaeli’de, Yalova’da, Bursa’da, Tekirdağ’da, Balıkesir’de bölgenin geneli kuvvetli olarak etkilenecek ve yıkım yaşayacaktır. Bir şeyin ifade ediliş şekli kurulan cümleler fazlasıyla önemlidir. Ama maalesef gerek basın gerek bazı konunun uzmanları Türkçeyi doğru kullanma ve izahat yeteneğine sahip değiller.
Risk ülkemizde de yüksek. 2011 Van Depremi’nden bu yana ülkemiz karasallığında büyük bir deprem yaşanmadı. 8 yıl süre geçmiş bulunuyor. Dolayısıyla ülkemiz büyük deprem yaşanma periyodunu aşmış durumda.Türkiye’de genel anlamda risk yüksek. Bu doğu da olabilir batı da olabilir güney de olabilir. Marmara da olabilir. Bir yerden hatta belki birkaç yerden patlayacak bu depremler ama ne zaman ve neresi işte orası muamma. Zaman gösterecek.
17 Ağustos 1999 depreminin şiddeti merkez üssüne olan uzaklığa ve zemine göre farklı yansımıştır ama merkez üssünü ve çok yakın çevresini soruyorsan ben yanlış bilmiyorsam 10 şiddetini gördü.
Prof. Dr. Naci Görür’ün bugün bir televizyon programında yaptığı açıklamalar dikkat çekiciydi. 5.8’in büyük depremi öne çektiğini ve ana fay da tahrik edici olduğunu ifade etti. Beklenen orta segment kırılırsa yaklaşık 70-75 km’lik bir hatta tekamül ettiğini ve minimum 7.2’ye denk geleceğini söyledi. Ama Adalar hattıyla beraber kırılırsa veya Marmara boyunca boydan boya kırılırsa maksimum 7.6 üreteceğini ifade etti. 1999 depreminin 250 yıllık enerjiyi 50 saniyede Marmara’ya aktardığını söyledi. Zaten o günden sonra Marmara’da büyük deprem beklentisi oluştuğunu ifade etti.