Beiträge von hakan3434

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)

    DİLİMİZE YERLEŞMİŞ 10 İSTANBUL DEYİMİ

    1. ÜSKÜDAR’DA SABAH OLDU

    Üsküdar’da deniz kıyısındaki Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camilerinin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve ondan ihsan alabilmek, belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş’taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. Bir şeyin zamanını geçirmek, geç kalmak anlamında bugün dahi kullanılmakta olan “Üsküdar’da sabah oldu” deyimi vaktiyle aynı hat üzerinde olmalarına rağmen Üsküdar’ın Beşiktaş’tan önce okunan sabah ezanlarından kaynaklanmıştır.

    2. MARMARA ÇIRASI GİBİ TUTUŞMAK

    Eskiden ocak, soba veya mangalda ateş yakabilmek için çıralar kullanılır, bu çıralar ise çarşılarda tutam halinde satılırdı. Aniden parlayanlar, öfkelenenler için kullanılan bu deyim, sakızlı çam ağaçlarıyla meşhur olan Marmara Adası’ndan toplanan, reçinesi bol olduğu için kolay yanan çıralardan doğmuştur.

    3. KABAK BAŞINDA PATLAMAK

    Su kabaklarının içleri oyularak şişe gibi kullanıldığı yıllarda, Galata meyhanelerinde içleri şarap dolu kabaklar sıra sıra vitrine dizilir; isteyen külhanbeyi hangi kabağın ipini keserse onu alır ve bitirmeden yerinden kalkmazmış. Meyhaneye yapılan baskınlarda zabıtalar ve bekçiler tarafından mekandaki küpler ve fıçılar devrilir, sıra sıra asılmış şarap kabakları da meyhaneci ve araya giren müşterilerin başında patlatılırmış.

    4. DİNGONUN AHIRI

    İstanbul’da ulaşım için atlı tramvayların kullanıldığı yıllarda, iki at ile çekilen tramvaylara, dik Şişhane yokuşunu çıkabilmesi için fazladan atlar koşturulurdu. Azapkapı’da tramvaya eklenen takviye atlar, Taksim’de Dingo isimli bir Rum vatandaş tarafından işletilen ahırda dinlendirilir, sonra tekrar Azapkapı’ya götürülürlerdi. Gün içinde sürekli atların girip çıktığı ahırın bu durumu dolayısıyla, girenin çıkanın belli olmadığı yahut her önüne gelenin girip çıkabildiği yerler için bu deyim kullanılmıştır.

    5. GOYGOYCULUK YAPMAK

    Vaktiyle Muharrem ayında ilahiler okuyarak kapı kapı dolaşıp dilenen tarikat mensubu dilencilere goygoycu adı verilirdi. Bu kişiler, Muharrem ayından iki gün önce Üsküdar’daki tekkelerine giderek şeyhlerinin yanında toplanır ve buradan dörder beşer kişilik gruplar halinde semtlere dağılırlardı. Muharrem’in birinci gününden onuncu gününe kadar sokaklarda ilahiler okuyarak dolaşan goygoycular, gülbank çekerler ve durdukları kapının önünde dua ederlerdi. Günümüde bu deyim gevezelik, boşboğazlık yapmak anlamında kullanılmaktadır.

    6. ÇAPULCU

    Vaktiyle tulumbacı takımlarına sızmış işsiz güçsüz adamlara çapulcu adı verilirdi. Bunlar zaman içinde birtakım sınavlardan ve denemelerden geçerek takıma alınmlarına rağmen, bazıları ahlak düşkünlüğü sebebiyle yine ilk fırsatta yangın yerinden hırsızlığa kalkışırlar, durum fark edilirse polise teslim edilirler ve o semte bir daha adım atamazlardı.1910’lu yıllarda İstanbul şehreminliği görevini sürdüren Cemil Topuzlu, hatıralarında itfaiye teşkilatındaki aksaklıkları dile getirirken “çapulculuktan” bahsetmektedir.

    7. BULGURLU’YA GELİN GİTMEK

    Bir işte gereğinden fazla telaş gösterenlere söylenen bu deyimin hikayesi şudur; Bulgurlu Köyü, suyu ve havası nedeniyle güzel bir köydür, eskiden beri de pehlivan çıkaran bu köyün delikanlıları güzelliği ile meşhur olmuştur. Bu delikanlılarla evlenmek için civardaki köylerin genç kızları can atarlardı. Dokuz gün festival havasında geçen Bulgurlu’nun düğünleri de pek meşhurdu. Eğer Bulgurlu’dan bir görücü gelip kızı beğenerek nişan taktı mı, kız nişan bozulur korkusuyla çeyizini noksanlarını tamamlaması, bir an evvel nikah kıyılıp Bulgurlu’ya gelin gitmek için annesini, babasını gece gündüz sıkıştırırmış.


    8. PÜSKÜLLÜ BELA

    II. Mahmud devrinde önce askerler, ardından memurlar için resmi başlık olarak kabul edilen fes, kısa sürede halk arasında da kullanılmaya başlanır. Fesin yaygınlaşmasıyla beraber değişik renk ve biçimlerde, püsküllü ve püskülsüz biçimde modeller ortaya çıkmıştır. Yağmur ve kardan kalıbı bozulan, rüzgarda püskülleri sürekli karışan fesin kullanımı zahmetli ve masraflı bir iştir. Püsküllü bela deyimi bu durumdan esinlenerek ortaya çıkmıştır.

    9. BALIK KAVAĞA ÇIKINCA

    Karşılıklı noktalarda bulunan Rumeli ve Anadolu Kavağı, çok rüzgarlı ve akıntının kuvvetli olduğu yerlerdir. Buralarda bu yüzden balık tutmak neredeyse imkansızdır. İstanbul’da balığın bol bulunduğu ve dolayısıyla fiyatının düştüğü zamanlarda şehirde tutulan balıkların, Kavaklar’a kadar götürülüp satıldığı görülür. Diğer zamanlarda düşük ücretle balık almak isteyen müşterilere balıkçılar tarafından verilen cevap ise “O sizin dediğiniz ücret balık kavağa çıkınca olur” şeklindedir.

    10. İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK

    Kılık kıyafetleriyle dikkat çeken İstanbul hanımefendileri ve beyefendileri için kullanılan bu tabir, aynı zamanda gösterişten uzak ve giydiğini kendisine yakıştıran anlamlarını da taşır. Deyimde geçen “dirhem” ve “çekirdek” tabirleri kuyumculukta hassas tartılar için kullanılan ağırlık ölçüleridir. O dönemde piyasada en değerli para olan Osmanlı altını, tartıda iki dirhem bir çekirdek gelmektedir. Kılık kıyafet konusunda titiz olan kimselerin piyasada en yüksek değere ve hassas ölçülere sahip altın sikkeyle beraber değerlendirilen bir deyim olmuştur.

    Ne iyi niyet , ne güzel bir samimiyet vardı be

    Vallahi çok değişikti herşey , bozuldu gitti herşey

    Aynen öyle dostum. Bide bozacılar vardı. Vefa bozacısından bozayı alır o karlı günlerde satardı. İhtiyaç olmasa bile yoğurtçudan bozacıdan alınırdı. Mağlesef şimdi hiçbir şeyin tadı yok. Yada bize öyle geliyor yaşlandığımız için :(

    Dayı manda yoğurdu satıyor. Açıkta satılan ürünleri yasakladılar millet hastalıktan kırılmaya başladı. Marketlerde ki fabrikasyon ürünlerden bin kat daha iyidir şu yoğurt.

    Evet aynen öyle. O zamanların en belirgin özeliiği. Hatta soğuk karlı gecelerde evde ihtiyaç olmasa bile o yoğurtçudan mutlaka yoğurt alınırdı. Adamcağız o soğukta yoğurdunu satsın diye :(

    İzmit fuarı diye bir kavram vardı eskiden dostum

    Eskiler bilir , sende biliyorsun

    Çok popülerdi , sanatçılar gelirdi konser verirdi

    Fuar mevsimi çok hareketli olurdu

    Aynen öyle dostum. Dayımlar Fuara katılırdı. 70 lerde 80 lerde. Bende fuara gittiğimde Silindir etrafında dönen motorcu vardı. Onu seyrederdim hep. Onları hatırlıyorum :(

    Aynı şekilde Eski Perşembe Pazarı da yıkılıyor çok büyük paralar harcıyorlar en sonunda ne olacak Allah ömür verirse yaşayıp göreceğiz.

    Orayıda hatırlıyorum Enes kardeşim. 1985 te Züccaciye dükkanı İnönüden Perşembe pazarına taşınmıştı. Bi cami vardı orada. Oraya yakın bir yerdi. Hatırladığım kadarıyla :(

    İnönü caddesi hareketin olduğu mekan :)

    Pazar pazarı alışkanlığı hala var İzmitlinin dostum

    Yarı İzmitli sayılırsın ^^

    Zaten 50 senelik hayatımın en güzel zamanı İzmit,Eminönü ve Kınalı adada geçti. O 1970 lerin 1980 lerin pazar gününkü Vapur seyehatlerinide asla unutamam. İzmite geleceğim zaman Doğru Karaköye oradan haydarpaşaya oradan trenle izmite. Tren yolculuğu muhteşemdi o zamanlar

    Derince merkezde alt geçit vardı eskiden , sonra yıktılar battı çıktı yaptılar kardeşim

    Balığa çıkılan yerler de çok değişti , tamamen farklı oldu

    İzmit sahil de öyle komple değişti

    Şehrin havası değişti kısacası dostum

    Bide fuar olayı vardı. hatırlarmısın bilmem. Yaz zamanı İzmit fuarı çok güzel olurdu :( Bi ara kısmet olursa özellikle gelip gezeceğim oraları kısmet olursa

    İzmit yeşili çok olan , küçük mütevazi bir lokasyondu dostum ama artık öyle değil :(

    Yakaşık 5 yaşında oraya gelmiştim dostum. uzun süre yaz tatillerim orada geçti. 1987 ye kadar. İzmitin içinde İnönü caddesinde Dayımların Girne Kristal diye Paşabahçe bayiliği vardı. Bardaklara desen yapardık :) Pazar günü pazarında dükkanın önüne sergi açıp bardak satardık