Beiträge von Onur35

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)

    1851 kışında (1850 Aralık ayında) Basra şehrinde örtülü kar yağışı gözlemlenmiştir.

    O zamanlar Osmanlı vilayeti olan, Kuveyt ile sınır olan, yaz mevsiminde Dünya'nın en sıcak şehri olup sık sık 50-52 dereceleri gören, 54 derece resmi sıcaklık rekoru olan, Ocak ayında 19 derece en yüksek sıcaklık ortalaması olup zaman zaman kış ayında bile 25-30 derecelere çıkan Basra şehri günümüzden yaklaşık 176 yıl önce kar yağışı görmüş hatta bu kar yağışı 1-2 cm civarı örtü de oluşturmuş. Bu olağanüstü ve mucizevi hava olayı da bizzat padişah Sultan Abdülmecid ve hükümete bildirilen resmi belgelerle doğrulanmıştır.

    bfcad1371b14e65.webp

    basra'da kânun-ı evvel'in yirmi üçüncü günü, birkaç saat boyunca kar yağışı görülmüştür. bu olay, bölgede daha önce hiç yaşanmamış olduğundan halk, bu durumu şaşkınlıkla karşılamıştır. bu olağanüstü durumu ifade etmek amacıyla, basra eyaletinin valisi saadetli ma'şûk paşa tarafından hazırlanan bir tezkere sunulmuş ve kânun-ı evvel'in yirmi üçüncü gününe dair gerçekleşen bu olayın devlet ricaline bildirilmesi amaçlanmıştır.


    tezkere, 11 rebiyyülâhir 1267 tarihinde (13 şubat 1851) tanzim edilmiştir ve yüksek hükümet yetkililerine sunulmuştur. bu belge, basra'da görülen kar yağışının şaşkınlık verici olduğunu vurgulayarak, bölge halkının bu olaya nasıl tepki gösterdiğini anlatmaktadır.
    fi 12 rebiyyülahir sene 1267 (14 şubat 1851)

    malumunuz olduğu üzere, başlangıç boylamı olan cezâyir-i hâlidat’dan (kanarya adalarından) itibaren 84 derece boylamında ve 30 derece kuzey enleminde bulunan basra, her yaz mevsiminde temmuz ve ağustos aylarında bazı günlerde 46 derece sıcaklığa kadar çıkmakta olup sahip olduğum termometrenin daha fazlasına çıkacağı anlaşılmakta olup bu bölümlere sahip olmadığından en yüksek derecesine ulaşmaktadır.

    ortaya çıkan nem/rutubet yarım parmak, duvar kenarları ile kuytu yerlerde ise bir parmak kalınlığında birikmiştir. o ve ertesi gece sözü edilen termometre sıfırın altında dört buçuk dereceye kadar inmiş ve vücutlar yukarıda zikrolunan yaz aylarındaki uzun süreli sıcağa alışmış olduğundan ve uzunca bir süre sıtma ile mücadele edilmiş olduğundan vücud ve sinirlerde kuvvet bulunamamıştır. (halk soğuğa dayanamamıştır.) daha önce işitilmemiş, işitilmiş ise de görülmüş bir nesne olmadığından ahalice kara mal-i rum (rum diyarı karı) diye isimlendirilmiştir.

    Yağışsızlığın devam etmesi durumunda KıyıEgeli35 arkadaşımızın da bahsettiği gibi 28 Eylül'de İzmir merkeze kayda değer (0.5 mm ve üstü) yağış düşmeyeli tam 121 gün olacak ve geçen seneki yağışsızlık süreciyle eşit gün sayısına ulaşacağız. Tabi 15 Ağustos'ta düşen 0.1 mm'lik yağışı(!) saymazsak. Çünkü bu şekilde 28 Eylül'de 44 gün olmuş oluyor ama düşen yağış sadece 0.1 mm, yeri bile ıslatamamış türden.

    İzmir merkez istasyonunda en son kayda değer yağış 28 Mayıs günü 1.4 mm ile kaydedildi.

    Geçen seneki yağışsızlık serisinde son yağış 31 Mayıs'ta ilk yağış 29 Eylül'de düşmüştü. Yakın zamanda kayda geçen en uzuk yağışsızlık serisi ise 128 gün ile 2007 yılına ait.

    10 Ocak 2017'de İzmir'in en işlek arterlerinden biri olan İzmir-Aydın Otoyolu'nun Buca mevkisinde çekilen bir video görüntüsü.

    Bana kalırsa bu bölgede şu ana kadar çekilip youtube'ya konulmuş en güzel kar videosudur. Kocaman tanelerle yoğun/ağır şekilde devam eden kar yağışı, arkada kar ağırlığından devrilmek üzere olan ağaçlar, asfaltın üzerinde standart 75 cm boyu olan bariyerlerin göz kararı %30-40'ına kadar gelen kar kalınlığı, kapanmak üzere olan ve neredeyse tamamen ıslak kar/buzla kaplanmış bir otoyol ve ilerlemekte güçlük çeken sürücüler.

    Uygun sinoptik ve şartlar denk geldiğinde bizim bölgemizde de hayatı etkileyebilen türden ağır ve yoğun kar yağışının mümkün olup görülebildiğini en net şekilde kanıtlayan, çok kıymetli bir video.

    Medicane'lerin rotası son 24 saate kadar çok değişkenlik gösterebilen, hatta bizzat sistemin içindeyken bile sürprizlere açık bir oluşumdur. 2018 Eylül ayının sonundaki Zorbas kasırgasında 48 saat kala modeller Girit-İzmir rotasında mutabıkken, neredeyse olağanüstü hal bile ilan edilecekken bir anda Adriyatik-Mora-Atina güzergahına dönmüştü.

    Şimdilik ana güncellemeleri ve senaryoları (kaç tanesi veriyor, ortalama ne, hangi güçte veriyorlar) sakince takip edelim. 120-144 saat sonrası için arka arkaya farklı modellerin ana güncellemelerde görmemiz ve senaryoların artış eğiliminde olması bir oluşum ihtimalinin ciddiye alınmaya başlanabileceğini gösteriyor.

    Zaten ekim ayında kıyı ege bölgesinde düzenli tüm gün yağan sonbahar yağışı görmek zor genelde hızlı vur kaç Squall line sistemleri görüyor ilk aksiyon sonra düzenli sonbahar sistemleri 🌪⛈️🌩😎

    Bu mesaja ek bir bilgi paylaşayım. İzmir'in Cumhuriyet tarihindeki en büyük sel felaketi de Ekim ayında yaşanmıştır. 24 Ekim 1930.

    24 Ekim akşamı başlayan yağış 36 saat aralıksız devam etmiş, İzmir kent merkezine bu 36 saatte tahmini 300 ila 450 mm arası yağış düşmüş ve şehir tam bir afet bölgesine dönmüştür. Evler yıkılmış, insanlar enkaz altında kalmış, her şey denize sürüklenmiştir. 117 kişi ölmüştür.

    O zaman İzmir merkez istasyonu daha faaliyette olmasa da Seferihisar MGM istasyonunun resmi verisine göre 24 Ekim günü Seferihisar'a 156, 25 Ekim günü de 280.2 mm yağış düşmüştür.

    Yağışlı gün sayılarını ve ortalam yağışlı gün sayılarına bakarak bölgemizde düzenli bir yağış beklentisi için en azından Kasım ayını beklemek gerekiyor.

    Yarın kuru poyraz rüzgarı ve mini Afrika'nın etkisiyle muhtemelen son kez 36-38 dereceleri göreceğiz. Sonrası için 1 hafta daha gündüzleri 30-34 bandı ve geceleri hafif nemli hafif terleten havalar olabilir. 10-12'sinden sonrası için diyagramda ağır ağır da olsa düşüş trendi başlıyor. Yaz mevsiminin son direnişleri artık bunlar inat etse de eninde sonunda uğurlayacağız kendisini :)

    Hocam niye inandırıcı gelmedi anlamadım açıkçası. Yani sadece yardımcı olmak ve bilgilendirme amacıyla sorunuzu açığa kavuşturmak istemiştim.

    İlçe merkezinde gece ve gündüz sıcaklık farkı fazlayken fener istasyonunda az olması tam da dediğim nedenden dolayı oluyor işte. Denizin ortasındaki bir yerde gece gündüz sıcaklığı farkı genel ve ortalama olarak karanın üstündeki bir yere göre çok daha az olur. Bu en temel fizik ve coğrafya konularından biridir. Karasal, denizden uzak bölgelerin yazın daha kolay ısınıp kışın ayazlarda daha düşük sıcaklık ölçmesinin, iç ve karasal bölgelerde hem günlük hem mevsimsel sıcaklık farklarının kıyılardan fazla olmasının nedeni de budur. Denizin üstündeki havanın yazın gündüz daha serin, gece daha sıcak olmasının nedeni de budur. Çünkü deniz ve üzerindeki hava anakara ve üzerindeki havaya göre daha zor ısınır, daha zor soğur.

    3 gün önce olan gibi istisnalar tabiki de görülebilir. Sonuçta Çeşme de denizelliğin son derece yüksek olduğu bir ilçe merkezi. Deniz etkisini, meltemi ve rüzgarı yoğun aldığı bir günde fener istasyonundan çok az farkla daha düşük gündüz sıcaklığı da ölçebilir. Ama bu temel kuralları ve ortalamayı tek başına direkt olarak çürütmez ki. Mesela Çeşme'ye ya da İzmir merkeze 1 kere örtülü kar yağınca Çeşme'nin, İzmir'in Akdeniz iklimi etkisi altında olduğu gerçeği çürümüyor. Hatta kışın bir sistemde Çeşme merkezde kar yağarken tutarken o fenere yağmur bile yağabilir bu sıcaklık farkı ve kural nedeniyle (çünkü denizin üstündeki hava karadaki havadan daha zor soğur)

    2-3 km demem tamamen harita üzerinden göz kararı yaptığım yorumdu o an ölçmek içimden gelmedi. Ancak 1.3 km açıkta olması ile 2-3 km açıkta olması arasında da kayda değer bir fark olmayacaktır. Benzer durumları karadan sadece 50-100 metre açıkta ve yarımada üstünde yer alan Alsancak istasyonlarında bile gözlemleyebilirsiniz.

    Örneğin 26 Ağustos günü İzmir Bölge'de yüksek sıcaklık 36.5, düşük sıcaklık 23.6 derece olurken KONAK/ALSANCAK LİMAN FENERİ istasyonunda yüksek sıcaklık 30.6, düşük sıcaklık 25.6 oldu.

    Ayrıyeten bu durumlar deniz ile denizin üstündeki fener sıcaklığı aynı veya daha düşük olacak anlamına gelmez. Deniz sıcaklığı ve hava sıcaklığı ölçümü farklıdır. Fener istasyonunda da hava sıcaklığının ölçümü yerden 2 metre yükseklikte yapılır. Çeşme merkezin gece sıcaklığı 21 derece olurken denizden 1.3 km açıkta 2 metre seviyesinde 24.5 derece olması gayet olağan. Denizin üstündeki 2m sıcaklığı da o an deniz sıcaklığının yanı sıra sinoptik, rüzgar, basınç, nem gibi durumlara bağlıdır.

    Nepal'deki felaket tam bir talihsizlik. Trajik yanı bölgede yağışlar bile normalin altında seyrederken ve yağışlı bir sistem bile yokken gerçekleşmesi.

    Her şeyden önce zinciri başlatan ilk olayın bölgeye yakın bir dağlık noktada sabah saatlerinde (olaydan 7 saat önce) meydana gelen 4.4 büyüklüğünde bir deprem olduğu düşünülüyor. Reuters'ın haberine göre selin kesin nedeni hemen tespit edilemese de Alman Jeobilimler Araştırma Merkezi (GFZ) bu depremi onayladı.

    Deprem kayaları ve buzulları yerinden oynatıp sürükleyerek Bhote Koshi (Lhende Khola) Nehri'ni tıkamış. Nehrin önünü kapatan buz ve kaya parçaları nedeniyle doğal bir baraj oluşmuş. Bir yerden sonra oluşan doğal barajın suyunun yükünü ve basıncını kaldıramayan buz ve kaya parçaları kırılarak milyarlarca ton su birkaç dakika içinde vadiye akmış. (Kesin neden değil sadece teori)

    Dikkate alınmayan küçük bir depremin tetiklediklerinin sonucunda gerçekleşenler kıyamet filmini aratmıyor.

    Her şey sadece birkaç saat içinde gerçekleştiği için vadi üzerindeki yerleşim yerlerinde günlük hayat devam ederken, insanlar işlerinde ve evlerindeyken veya gezideyken felakete yakalanıyor. Uyarı yapılacak zaman bile olmamış.

    Görüntüler çok korkunç. Videolarda apartman boyunda dalgalar gözüküyor.

    Küresel sıcaklıkların artışı bu şekilde buzul çökmelerinin ve ani sellerin artışına sebep oluyor. Nepal'deki benzer bir olay yakın zamanda İsviçre'nin dağlık Blatten köyünde Birch buzulunun çökmesi sonucunda yaşanmıştı. Nepal'deki olayın aksine bu olayın günler öncesinden ufak heyelanlar ve çatlamalarla uyarı vermesi neticesinde vadideki köyler boşaltılmış ve 1 can kaybı yaşanmıştı. 750 yıllık tarihi Blatten köyü haritadan tamamen silinmişti;

    Bence o kadar da acziyetlik bir durum yok hatta depremlerin tam zamanını önceden bilmek imkansız gibi. Çünkü fayın yüzeyinin altında, kilometrelerce derinde, birbirine kilitlenmiş bölgeler var. Bunların her birinin sürtünmesi, sıcaklığı, basıncı, sıvıları ve kaya özellikleri farklı. Yani imkan olsa fayın dibine gidip baksak bile evet şu zaman deprem olacak diyemeyiz. Çünkü o kadar çok değişken olaya sahip ki her şey etkileyebiliyor.

    Bunun deneyini bile evde kendiniz yapabilirsiniz. İki pürüzlü nesneyi birbirine kenetleyip zıt yönlerde hareket ettirirken basınç uyguladığınız nesnenin kaçıncı saniyede ve hangi noktada hızla fırlayacağını tam olarak bilemiyorsunuz. Bir yerden sonra ittirdiğiniz nesne gerilme hareketine dayanamayarak fırlıyor. Bir bunun doğal olanının yerin 10 km altında kilometreler boyunca gerçekleştiğini düşünün. Deprem kırılma mekanizması da buna benzer bir şey olduğu için çok büyük ihtimalle depremlerin tam zamanını önceden bilmek hiçbir zaman mümkün olmayacak.

    Hava durumu tahminini bile %100 tutturmak çoğu zaman mümkün olmuyor bence. Kuvvetli yağmur yağacağını 1 gün önceden biliyoruz ama tam olarak nereye kaç mm yağış düşer nokta atışı bilemiyoruz. Sadece "50 ila 100 mm arası yağış bekliyoruz" şeklinde tahmin yapabiliyoruz ki bazen bir aksilik, son dakika değişikliği oluyor, sistem beklendiği gibi çıkmıyor o bile tutmuyor. Kar yağacağı zaman da hangi semtte kaç cm örtü oluşur nokta atışı tutturmak mümkün olmuyor. Sadece verilere göre tahmini rakım ve sayı aralığı verebiliyoruz. Bu da ona benzer bir şey. Depremin tahmini tekrarlanma periyodunu, kırılmaların nerede olacağını veriler ışığında görebiliriz ama tarih, saat olarak kırılmasını tutturmak mümkün değil.

    15 yıllık olağan, normal bir süreçle 3 saatlik süreçteki olağanüstü veya normalin üstünde denebilecek bir aktiviteyi bir tutmak üstüne bu aktiviteden endişelenenleri topa tutmak bilim dünyasında ne kadar doğru? 15 yıllık süreçte olduysa Marmara'da buna benzer başka bir aktivitenin örneğini ve sonucunu göstermesi daha doğru olmaz mı?

    Bazen ben gerçekten şaşırıyorum bu hocanın yorumlarına ya. Üşenmedim hesapladım 3 saatte 24 deprem sıklığını 15 yıla uyarladığımızda 1 milyon 50 bin deprem yapıyor. Ben bir vatandaş olarak göz önünde bulundururken o bir profesör olarak hiç mi göz önünde bulundurmuyor bu yorumu yaparken?