1851 kışında (1850 Aralık ayında) Basra şehrinde örtülü kar yağışı gözlemlenmiştir.
O zamanlar Osmanlı vilayeti olan, Kuveyt ile sınır olan, yaz mevsiminde Dünya'nın en sıcak şehri olup sık sık 50-52 dereceleri gören, 54 derece resmi sıcaklık rekoru olan, Ocak ayında 19 derece en yüksek sıcaklık ortalaması olup zaman zaman kış ayında bile 25-30 derecelere çıkan Basra şehri günümüzden yaklaşık 176 yıl önce kar yağışı görmüş hatta bu kar yağışı 1-2 cm civarı örtü de oluşturmuş. Bu olağanüstü ve mucizevi hava olayı da bizzat padişah Sultan Abdülmecid ve hükümete bildirilen resmi belgelerle doğrulanmıştır.
basra'da kânun-ı evvel'in yirmi üçüncü günü, birkaç saat boyunca kar yağışı görülmüştür. bu olay, bölgede daha önce hiç yaşanmamış olduğundan halk, bu durumu şaşkınlıkla karşılamıştır. bu olağanüstü durumu ifade etmek amacıyla, basra eyaletinin valisi saadetli ma'şûk paşa tarafından hazırlanan bir tezkere sunulmuş ve kânun-ı evvel'in yirmi üçüncü gününe dair gerçekleşen bu olayın devlet ricaline bildirilmesi amaçlanmıştır.
tezkere, 11 rebiyyülâhir 1267 tarihinde (13 şubat 1851) tanzim edilmiştir ve yüksek hükümet yetkililerine sunulmuştur. bu belge, basra'da görülen kar yağışının şaşkınlık verici olduğunu vurgulayarak, bölge halkının bu olaya nasıl tepki gösterdiğini anlatmaktadır.
fi 12 rebiyyülahir sene 1267 (14 şubat 1851)
malumunuz olduğu üzere, başlangıç boylamı olan cezâyir-i hâlidat’dan (kanarya adalarından) itibaren 84 derece boylamında ve 30 derece kuzey enleminde bulunan basra, her yaz mevsiminde temmuz ve ağustos aylarında bazı günlerde 46 derece sıcaklığa kadar çıkmakta olup sahip olduğum termometrenin daha fazlasına çıkacağı anlaşılmakta olup bu bölümlere sahip olmadığından en yüksek derecesine ulaşmaktadır.
ortaya çıkan nem/rutubet yarım parmak, duvar kenarları ile kuytu yerlerde ise bir parmak kalınlığında birikmiştir. o ve ertesi gece sözü edilen termometre sıfırın altında dört buçuk dereceye kadar inmiş ve vücutlar yukarıda zikrolunan yaz aylarındaki uzun süreli sıcağa alışmış olduğundan ve uzunca bir süre sıtma ile mücadele edilmiş olduğundan vücud ve sinirlerde kuvvet bulunamamıştır. (halk soğuğa dayanamamıştır.) daha önce işitilmemiş, işitilmiş ise de görülmüş bir nesne olmadığından ahalice kara mal-i rum (rum diyarı karı) diye isimlendirilmiştir.
