@4 Şubat
Bazen arkadaşlarla oturup konuşurken, " çok karamsarsın, her şey olacağına varır, çok takma kafana" diye takılıyorlar.
Ama Bertrand Russel'in bir sözü var. " güzel, hoş ama yalan bir bilgi verdiğinde 10 kişi sana övgüler yağdırır ve alkışlar, verdiğin bilgi doğru ama can acıtıyorsa, 8 kişi sana küfür eder, ama 2 kişi düşünmeye başlar"
Tabi cümle bire bir aynı değil, ama artık insanları düşünmeye sevk etmek, düşünmelerini sağlamak için , acıtıcı da olsa, gerçekleri, canları sıkılsa dahi, ardı ardına doğruları söylemeye devam etmemiz gerekli.
KAF tarihsel döngüsünde, sırayı batı bölgelerine getirdi. Bu magazinsel tanımıyla " beklenen İstanbul depremi" anlamına geliyor. Ya hemen, ya da öncesi veya sonrasında Bursa yıkıcı bir depremle sarsılacak. Ardından ( tarih tartışmaları olsa bile ) Mürefte depremi gelecek.
Ege için zaten daha yakınlarda tartıştık. Doğu Anadolu da pas geçilmemeli bu arada, Erzincan bölgesi büyük risk oluşturan bir bölge.
Peki napıyoruz?
Açıkcası, çok fazla bir şey yapmıyoruz. 1999 depreminden sonra yapı yönetmeliği değişikliği söz konusu oldu ve ardı ardına revizyonlar yapıldı.
Ama genelde Türk Ulusu olarak bir hatamız var.
Planlıyoruz, çok güzel şekilde yönetmelik, kanun çıkarıyoruz. Sonra uygulama, denetim ve ceza mekanizmalarını işletmyoruz/işletemiyoruz.
Yapı denetim firmalarını bile denetleyemeyen bir yönetim sistemine sahibiz. Ama kurallar var mı?
var elbette, ama sorun uygulama ve denetim.
Rant uğruna, akla hayale gelmedik bölgeler imara açılıyor. yatay mimariye uygun bölgeler, ilk önce yatay mimari ile başlayıp, bir anda çok katlı yapıların olduğu alanlara dönüşüyor.
Altyapı, üst yapı çok da kaale alınmadan yerleşimler yapıyoruz. Ama bir yerel yönetimin "afet yönetim planları" yok.
alınan önlem ne biliyor musunuz? eset torbalarında yeterli stoğumuzun olması.
Ben kendi adıma her fırsat ve platform da yazmaya devam edeceğim. Güzel alıntınız için de kendi adıma size teşekkür borç biliyorum.
Selamlar, iyi forumlar