Beiträge von ilker.gunebakan

Meteorolojik Model Güncelleme Saatleri
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)

    Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Deprem uzmanları "fay" haritalarından, birbirlerinin haritalarında görülen ve/veya görülmeyen faylardan

    bahsediyorlar. Neredeyse bir kaç tanesi hariç ağız birliği sağlanamamış durumda.

    Aynı zamanda, eni ortaya çıkan faylar, aktif görünüp yıllardır deprem üretmeyen sistemler ve olması gerekenin dışında

    hareketler sergileyen faylar var.

    Belli başlı faylar dışında ( KAF, DAF gibi) bir çok fay sistemi hakkında yetersiz bilgiye sahibiz.

    Örneğin, Ege bölgesi fay sistemleri, Marmara denizinin altı, Van Gölünün altı vs. gibi.

    Neden sizce?

    Aylar önce yerkabuğu üzerindeki kırılmalar ve fayların oluşumu ile ilgili genel bir yazı yazıp bir örnekleme yapmıştım.

    Bir masanın üzerinde beli kalınlıkta kurumuş bir kil plaka var. Bu plakanın altına yine kil bir plaka veya

    katı bir cisim soktuğumuzu farzedin. Üstte olan plakada bir süre-mesafe-girme açısı gibi parametrelere bağlı olarak giriş işlemi devam ettikçe çatlaklar

    oluşacaktır. Girme süreci devam ettikçe, üstteki kil tabakasının malzeme yapısına, kuruma durumuna ve daha bir çok parametreye

    istinaden farklı yerlerde de çatlaklar oluşmaya başlayacaktır. Malzeme yoğunluğunun mesela az olduğu bölümlerde daha çok

    ana çatlaklar oluşacak ama ilerleme devam ettikçe bazı çatlakların ilerlemesinin durduğu da gözlenecektir.

    Şimdi işin içine Yerküreye mahsus iki değişken daha ekleyelim. Birincisi, çekirdekte olan ve karaların üzerinde hareket

    ettiği magma ve bir çok etkene bağlı olarak hareket eden parçalar. Bunlar ana kara parçaları olduğu gibi, su kütlelerini de

    taşıyan parçalardır.

    Dünya'nın HİÇ BİR YERİNDE, SABİT HAREKETLERE SAHİP KIRIK SİSTEMLERİ YOKTUR.

    Yukarıdaki bahsettiğim parametrelere uygun şekilde dünya sistemi "kaotik" bir dinamik sergiler.

    Ana kırıkların ( Anadolu karası için KAF veya DAF) nispeten tahmin edilebilir hareketleri olsa dahi, bu kırıklarda zamansal

    anlamda tahmin edilemez şekilde davranmaktadır. ( hatta sadece zaman değil, büyüklük, yer, derinlik de dahil =

    Bu bakımdan, standart öğretiler ve mantıkla depremler hakkında yorum yapmak bana göre yanlıştır.

    Aslında depremlerin mekaniği çok farklı olmasına rağmen, ilk baştaki hatalı kabullerimiz bizi bilinmezle uğraşmaya

    zorlamaktadır.

    Kısaca, eldeki bilgilerle yapılan tahminlerin tutması, bilimsel bir gerçek değil bir teadüftür.


    Fakat;

    Deprem gerçeği yadsınamaz bir gerçektir. Afrika karasının hareketi devam ettikçe Türkiye de depremler olmaya devam edecektir.

    Zaman, mekan, büyüklük ise tamamen göreceli olarak konuşulacaktır.

    Ben mesela en büyük 7,xx olur gibi söylemlere inanmıyorum. Belki kırılma 6 yada 8 büyüklüğü ile gerçekleşecektir.

    Fayların ana plakaların hareketi ile enerji biriktirme hesapları da göreceli hesaplardır. Çünkü sadece fay boyu ve kayma mesafesi değil bir de

    bilinmeyen parametreler var. Derinlik, kayaçlar, magma hareketleri gibi.

    Bunun için tüm açklamalar kafa karıştırıcı olabilir.

    Sadece şunu bilmekte fayda var. Depremler olacak. Türkiye bir deprem ülkesi.

    Alt ve üst yapı, konutlar, kamu yapıları depreme uygun olmalı. Planlarımız olmalı, eğitim vermeliyiz.

    Geri kalan tüm tartışmalar boştır.


    Selamlarımla

    Diğer "deprem hocalarını" bilemem ama, yaptığı araştırmaların bir kısmını bire bir bildiğim için Naci Görür Hoca, Afet ve yönetimi konularında yine çalışmalarını yakınen takip ettiğim için Mikdat Kadıoğlu Hoca benim için çok önemli ve dikkate alınası kişilerdir.

    Naci Görür Hoca "risk büyük" diyorsa, emin olun risk büyüktür.

    Süreci çok dikkatli takip etmekte fayda var.

    iyi akşamlar

    Teşekkürler ilker.gunebakan hocam değerli yorumlarınız için

    Tabiki 1.5 da artçıdır ama ana depreme yakın büyüklükte artçı olur bazen hatta genellikle , 4.7 ye an yakın 3.4 olmuş , ben 4 / 4.2 / 4.3 skalasında artçı niye yok diyorum ve bunun olmamasını önemli bir durum olarak görüyorum kendi adıma

    Yani kural değil olması. ardı ardına ana depremin büyüklüğünde depremlerde olabilir.

    Ama kırılmanın tipi, derinlik, kayaçların yapısı ve bir çok parametresi var sistemin.

    Uzun süre çok küçük depremcikler olup, ileri ki zamanlarda da bahsettiğiniz büyüklükte artçılar meydana

    gelebilir.

    Ya da 4,7 dahil, tüm deprem sislsilesi, büyük bir depremin öncüleri bile olabilir. Ama bilemeyiz tabi, "sadece olasılıklar teoremi der ki" adlı söylemin malzemesi olabilirler :)

    selamlarımla

    4.7 ‘nin 4-4.5 civarı artçıları olmaz mı ?

    Yada bunun olma ihtimali hakkında fikri olan var mı?

    Öncüyse zaten sorumu geri çekiyorun

    Hocam;

    Bir deprem meydana geldikten sonra, o büyüklükten Richter skalasına göre bir küçük deprem (leri) artçı depremler olarak kabul edebiliriz.

    Aynı bölgede ( yaklaşık) 4,6 büyüklüğündeki bir depremde artçıdır, 0,9 büyüklüğünde de.

    Bu deprem hareketlerinde o bakımdan sorun yok.

    Öncü deprem veya depremler midir? sorularına ise, şu anda kimse doğru cevap veremez. Daha doğrusu cevap veremez.

    Orası tam bir muamma.

    Biraz işlerim var, bitirdiğimde deprem - fay sistemleri konusunda inanmadığım bazı şeyleri yazmayı düşünüyorum.

    Sadece şunu söylemek isterim, işin afet ve analiz kısmında Mikdat Kadıoğlu Hoca'nın söyledikleri çok daha akla yatkın

    gelmekte.


    Kolay gelsin.

    Çünkü deniz buzulu daha çok eridiği için suyun içindeki kapladığı hacimden dolayı pek fazla etkisi olmuyor asıl su seviyesindeki artma karalardaki buzulların erimesi hızlandıktan sonra olacak . Buzulların %90 ı antartikada yani karada Nasa ya göre son 23 yılda 8 cm yükselmiş ve gözümüze çarpan saadece denizdeki kayıp antartikadaki kilometrelerce kalinligindaki buzulların eridiğini düşün

    Cevabınız için teşekkür ederim. Fakat hala sorularım var konu ile ilgili :)

    Şöyle ki;

    Eriyen buz kütleleri sadece denizlerde olanlar değil. Aynı zamanda kara parçaları üzerinde de eriyor paralel olarak.

    Hatta çekilen resimler dikkati çekmesi açısından genelde buzları eriyip, çorak toprakların ortaya çıktığı resimler oluyor.

    Düşünce tarzınıza tamamen katılıyorum zaten kafamdaki sorularda o zaman ortaya çıkıyor :)

    iyi forumlar

    Ben kafama takılan bir soru sormak istiyorum. Biraz da yukarıdaki yok olan buzul resiminin yarattığı bir çağrışım.

    Sorum şu;

    Küresel ısınma hızla devam ediyor. Yerküre sera etkisinde. Buzullar hızla eriyor ve kutuplarda buz seviyesi en

    düşük miktarlarında.

    Peki, dünya denizlerindeki su seviyeleri neden hala dramatik düzeyde artmaya başlamadı?

    Hatta seviyenin artması ile ilgili emareler (!) hala konuşulmuyor?

    Bana ilginç gelen durumdur.

    Bahsi geçen tartışmalara, depremsellik olarak değil ama "bilimsel yaklaşım" eleştirisi olarak kendimce fikirlerimi belirtmek isterim.

    Özellikle deprem konusunda, tarih vermenin hiç bir bilimsel yönü olmadığını kesin kural olarak kabul ederek, sadece tarih değil, büyüklük, konum, tarihsel

    döngü gibi parametrelerinde sapma oranları dahilinde bilinemeyeceğini düşünüyorum.

    Bu savımıda, yerkürenin manyetik kutuplarının zaman içinde değişimi, bu değişimin içeriği metal olan magma harekelerini etkilemesi ki, buna aktif

    kabul edilen fayların aktivitelerini kaybetmesi, yeni fay sistemlerinin ortaya çıkması ve yanardağ faaliyetlerinde olan artış / azalma faktörlerinin gözlemlenmesi ile örnekleme yapılabilir.

    Sonuçta, Dr.Ramazam Demirtaş'ı sadece zaman anlamında değil, diğer unsurların da bilinemezliği açısından destekliyorum.

    Fakat burada dikkat çekmek istediğim bir konu var. Sadece bu forumda yazılanları bile takip ettiğinizde, deprem konusunda bilimsel altyapıya sahip olmayan

    "meraklıların" en ufak bir söylemi bile ciddiye alarak, korkular geliştirdiğini görebilirsiniz.

    Onun için, bu tür tartışmaların ( tamamen uzman olan ve isimlerinin başında akademik titel'i olanları kastediyorum)

    kamuoyu önünde tartışılmasını, tarihler verilmesini ve bilimle bağdaşmayan ithamlarda bulunulmasını da doğru bulmuyorum.

    Bu bakımdan, kendimce aldığım bir karar gereği, sadece bilimsel gerçekler içeren açıklamalar veya makaleler harici, "deprem hocalarının" tartışma

    içeren yazılarını paylaşmayacağım ve okumayacağım.

    Eğer bu tür yaklaşımlara tepki vermeyi bilemezsek, "pop bilime" teslim olup, havanda su dövmeye devam edeceğiz.

    Selamlarımla

    Ben birsüredir dünyanın manyetik kutuplarıın değişme süreci, dolayısı ile, rüzgarlar, magma hareketleri ki dolayısı ile,

    deprem ve volkanik hareketlerin dinamiklerinin değişmesine kafayı takmıştım.

    Bu konuda da, özellikle rüzgarların ( ki sadece kasırgalar, siklonlar, tayfunlar olarak düşünmeyin, buna yerel rüzgarlar da dahil)

    dinamiklerinin artış yönünde değişmesi, göreceli bile olsa, sistemde entropinin artması ve sıcaklık parametrelerindeki artış,

    sıcaklığın artması, buna etkileyen küresel ısınma faktörüde devreye girince,özellikle "kar" yağışları açısından hayal kırıklığı

    yaşayacağız hissi uyandırdı bende. :P:P:P

    bakalım ne olacak ^^^^^^

    Kordon'dan kafanı doğuya çevirince sesler gelecek kulağına, " Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir" çalınacak mesela, Bataryalara "ateş" emri veren komutlar duyacaksın.

    "Allah Allah" nidaları ile şahadete koşan askerleri yüreğinde hissedeceksin.

    Heyecanla Fahrettin Paşanın süvarilerinin nal sesleri yankılanacak kulaklarında.

    Özgürlüğü, bağımsızlığı, millet olmayı ve birliği duyacaksın kalbinde.

    Mustafa Kemal'ı göreceksin atının üzerinde, zaferleri seyrederken.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin güneşi doğacak gözerinde.

    Ağlayacaksın.ama o göz yaşları mutluluğun yaşları olacak.

    Gurur duyacaksın Türk olduğunla.


    30 Ağustos Zafer bayramımız kutlu olsun.