Beiträge von CrossBench
06:30-08:15 (GFS Sabah)
09:00-10:00 (ECMWF Sabah)
12:30-14:15 (GFS Öğlen)
18:30-20:15 (GFS Akşam)
21:00-22:00 (ECMWF Akşam)
00:30-02:15 (GFS Gece)
-
-
En Yüksek: 16,1
En düşük: 5.5 -
Bugün akşam 9'da Manavgat'tan yola çıkıp Manisa'ya gideceğim. Sabah 7-8 gibi orada olurum. Güzergahım Antalya-Denizli-Aydın-İzmir şeklinde olacak. Yağış çok mu olacak gece saatlerinde?
Birde Manisa için genel bir tahminde bulunabilir misiniz? Ege için yazacağım demiştiniz ama göremedim ben. @wildleo1907 -
twitter'ı takip eden var mı ? sağmak bir şeyler dönüyor
Ben...
Sağlam bir ufo trolü dönüyor o kadar. -
En yüksek: 12
En düşük: 3,1 -
ENERJİ TASARRUFU
Evde enerji tasarrufu enerjinin akıllıca kullanılışı anlamına gelir ve gereksiz enerji tüketimini önlemekle yapılır. Enerji ihtiyacı ve kullanımı açısından üzerinde en fazla durulması gereken grup ailedir. Çünkü toplumda aileler, diğer kaynaklarda olduğu gibi enerji kaynaklarının kullanımı ve tüketiminde de rol oynayan en önemli tüketici gruplarından biridir. Sağlıklı, rahat, temiz ve etkin bir ev ortamının yaratılabilmesi için yürütülen ısınma, aydınlatma, temizlik, kişisel bakım gibi çeşitli faaliyetler için aileler enerji kaynaklarını kullanmakta ve buna bağlı olarak her ay bütçelerinden binlerce lira harcamaktadır.
Evde toplam enerji kullanımının yaklaşık %40’ı sıcak su sağlama, yiyecek hazırlama ve pişirme, bulaşık yıkama, çamaşır yıkama, aydınlatma, kişisel bakım, eğlenme, dinlenme ve iletişim gibi faaliyetler, %60’ı da konutun sahip olduğu özellikler ile ilişkilidir.
Özellikle konutlarda tüketilen enerjinin toplam enerji tüketiminin yaklaşık 1/3 oranında olduğu dikkate alınırsa bu alanda yapılacak tasarrufun hem aile açısından hem de çevre açısından önemi ortaya çıkmaktadırEVLERİN ISITILMASINDA ENERJİ TASARRUFU
Isı elde etmek için elektrikli sobalar yerine gaz sobaları tercih edilmelidir.
Kötü takılmış kapı ve pencerelerdeki boşluklar ve hava girişleri kontrol edilerek gerekirse izolasyonları sağlanmalıdır.
Yerleri halı kaplamak zeminde ısı kaybını azaltacaktır.
Kalın astarlı perdeler kullanılarak pencerelerden ısı kaybı azaltılmalıdır.
Perdeler radyatör önlerini örtmeyecek şekilde kapatılmalıdır.
Odaları havalandırmak için pencereler uzun süre açılmamalıdır. 3-4 dakikalık süre yeterlidir.
Radyatörler yaldız boya ile boyanmalıdır.
Radyatörlerin üst tarafına mermer levha veya kafesler konmamalıdır.
Çamaşırlar radyatör üzerinde kurutulmamalıdır.
Kullanılmayan odalar ısıtılmamalı ve kapıları kapalı tutulmalıdır. Ancak bu odaların sıcaklığının 10 °C altına düşmemesine dikkat edilmelidir.
Kullanılan odaların sıcaklığı 18-21 derece arasında tutulmalıdır.
Bacalar kış aylarına girmeden önce kontrol ettirilerek temizletilmelidir.MUTFAKTA ENERJİ TASARRUFU
Yiyecek hazırlama ve pişirme faaliyetlerinde doğru tipte pişirme araçlarının kullanımı ile de enerjiden tasarruf sağlanır.
Her şeyden önce yemekler mümkün olan en az suyla pişirilmeli ve tencerenin kapağı sıkı bir şekilde kapalı tutulmalı, yemek kaynamaya başladıktan sonra ocak iyice kısılmalıdır. Çünkü kaynama başladıktan sonra verilen yüksek ısı daha çok suyun buharlaşmasından, dolayısıyla da enerjinin boşa harcanmasından başka hiç bir işe yaramaz. Ayrıca kapların sadece tabanına ısı verecek şekilde alev ayarlaması yapılmalıdır. Kabın kenarlarından alev taşmamalıdır.
Düdüklü tencere olarak adlandırılan basınçlı tencereler, özellikle uzun süre pişmesi gereken yiyeceklerin pişirilmesinde yakıt tasarrufu sağladığı için tercih edilmelidir.
Basınçlı tencerelerin kullanılmadığı pişirme işlemlerinde ise pişirmenin daha kolay ve kısa sürede olması için kenarları kıvrımsız, tabanı düz, yan yüzleri dik ve tabanla birleştiği yerde hafif yuvarlak olan kaplar kullanılmalıdır.
Ocakların verimli yanmalarını sağlamak için daima temiz tutulmalıdır.
Yiyecekler pişerken fırın kapağını sık sık açmak her seferinde soğuk havanın fırın içine girmesine, dolayısıyla da enerji kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle kapak gereğinden fazla açılmamalıdır.
Birçok yiyecek için pişirilirken fırının önceden ısıtılmasına gerek yoktur.KONUTLARIN AYDINLATILMASINDA ENERJİ TASARRUFU
Kullanılmayan alanlar aydınlatılmamalıdır.
Çok sayıda ufak ampul yerine büyük bir ampul kullanılmalıdır.
Çalışırken masa lambası kullanılmalıdır.
Ampullerin üzerine ışığı az geçiren abajurlar kullanılmamalıdır.
Genel ışıklandırma yerine kısmi ışıklandırma tercih edilmelidir.
Duvarlar açık renklere boyanarak daha çok ışık yansıması sağlanmalıdır.
Merdiven aydınlatılmasında küçük ampullerin kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Evimizde enerji kaybına engel olmak için halojen ve normal ampuller yerine floresan lambalar kullanılmalıdır. Böylece %40 oranında enerji tasarrufu sağlayabiliriz.SU TASARRUFU
Damlayan musluklar tamir ettirilmelidir.
Su akıtırken daha az akıtan duş başlıkları ve muslukları kullanılmalıdır.
Diş fırçalarken musluklar kapatılmalıdır.
Mümkün olduğunca küveti doldurmak yerine duş alarak yıkanılmalıdır.
Kısa sürede duş alınmalıdır.
Sifon asgari çekilmelidir. (Her sifon çekildiğinde, beş günlük içme suyu kaybedilmektedir)
Bulaşık ve çamaşır makinelerini tamamen doldurmadan çalıştırmamalıdır.
Randımanlı su kullanan aletler tercih edilmelidir. Özellikle çamaşır ve bulaşık makinelerin böyle olmasına dikkat edilmelidir.
Sıcak su musluğu açıldığında suyun ısınmasını beklerken akıtılan suyun ziyan olmaması için kova doldurulup bu su gereken farklı yerlerde kullanılmalıdır (Örneğin, çiçek sulama, tuvalete dökme, balkon yıkama).
Ne kadar az su kullanırsak o kadar az depolanmış su gerekir ve o kadar az atık su oluşur. Biz de boşa harcadığımız suyu kesmekle su faturalarından kolaylıkla %25 oranında tasarruf sağlamış oluruz. -
Türkiye’nin Kullandığı Enerji Çeşitleri
Taş kömürü
TÜBITAK’ın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’nin taşkömürü toplam rezervi 1127 milyon ton. 1998 yılında taş kömür üretimi 2.1 milyon ton olarak gerçekleşti. Ihtiyaç duyulan taşkömürü giderek artan miktarlarda ithal ediliyor. 1998 yılı ithalatı 10 milyon ton dolayında bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda yerli üretimde bir miktar artış öngörülmekle birlikte hızla büyüyen demir çelik sanayiine paralel olarak taşkömürü ithalatının giderek artması, 2020 yılında 148 milyon ton seviyesine çıkması öngörülüyor.
Petrol ve doğalgaz
Petrol, Türkiye’nin enerji ithalatında en önemli yeri tutan ve önümüzdeki yıllarda da bu önemini koruması beklenen enerji kaynağı olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de 43.7 milyon ton üretilebilir petrol mevcut olup, ilave rezerv olmaması halinde yaklaşık 13 yıl üretim yapabilecek kapasite mevcut.
Doğalgazda ise Türkiye’nin 1998 yılı üretimi 565 milyon metreküp olarak gerçekleşti. Yerli üretimin yetersiz olması nedeniyle 1987 yılından itibaren Rusya Federasyonundan doğalgaz ithal ediliyor. Ayrıca Marmara Ereğli’sinde yapılan LNG terminali Ağustos 1995 tarihinde işletmeye alındı. 1997 yılında Cezayir’den 3 milyar metreküp LNG ithalatı yapıldı.Hidrolik enerji
Bugün işletmede 10 bin 306 MW kurulu güç bulunuyor. 1998 yılı sonu itibariyle 125 milyar kwh/yıl olan hidrolik potansiyelin halihazırda mevcut santrallerle yüzde 30’u değerlendirilmiş olup, 1998 yılında hidrolik enerji üretimi 42.2 milyar kwh olarak gerçekleşti. Inşa halindeki tüm hidrolik santrallerinin devreye girmesi ile Türkiye’nin ekonomik potansiyelinin yaklaşık yüzde 38’i değerlendirilmiş olacak. 2020 yılı itibariyle, ekonomik hidroelektrik potansiyel kurulu güç olarak yüzde 84.6 ve ortalama üretim olarak yüzde 83.3’ü değerlendirilebilecek..jpg/640px-The_Dam_(2890371280).jpg)
Biyokütle
Biyokütle kaynakları olan odun, bitki artıkları, tezek Türkiye’de uzun yıllardan beri kırsal bölgelerdeki konutlarda ısıtma ve yemek pişirme amaçlı olarak tüketiliyor. Bu kaynaklar toplam olarak halen ülkenin birincil enerji tüketiminin yüzde 10’unu ve konutlardaki enerji tüketiminin yüzde 40’ını oluşturuyor. Biyokütle nin sanayileşmiş ülkelerdeki birincil enerji tüketimindeki payı yüzde 3’ün altında ise de, bazı ülkeler biyokütle enerji kaynağını önemli ölçüde kullanıyor. Örneğin Finlandiya yüzde 15, Isveç yüzde 9, Amerika yüzde 4 oranında biyokütleden üretilen enerjiden faydalanıyor.24mar2007.jpg/640px-Reflorestamento_eucalipto_Esp%C3%ADrito_Santo_(F%C3%A1bio_Pozzebom)24mar2007.jpg)
Elektrik enerjisi
Bugün 21 bin 889 mw (103 milyar kwh) olan kurulu gücün 2020 yılında 109 bin mw (547 milyar kwh ) seviyesine yükselmesi öngörülüyor.
Jeotermal enerji
Türkiye, jeotermal enerji yönünden şanslı ülkeler arasında. Sıcaklığı 100°C’ye varan 600’den fazla sıcak su kaynağının varlığı Türkiye için önemli bir jeotermal enerji potansiyeli. Türkiye’nin ilk jeotermal santralı 1984 yılında, TEK tarafından Denizli-Kızıldere’ de kuruldu. 20 mw gücündeki bu santral üretim kuyularındaki CaCO3 kabuklaşma problemine rağmen kurulduğu yıldan bu yana elektrik üretimine devam ediyor. Türkiye’de jeotermal enerjiye dayalı bina ve sera ısıtmacılığı da hızla gelişiyor. Balıkesir-Gönen, Kütahya-Simav, Kırşehir, Kızılcahamam, Izmir-Balçova vb. alanlarda 50 binden fazla konut günümüzde jeotermal enerji ile ısıtılıyor. Hava kirliliği yaratmayan bu kaynakla yapılan bina ısıtmacılığı diğer kaynaklara oranla çok daha ucuza mal oluyor. Ülke sathında 2 bin 843 mwt olan potansiyelin toplam 250 mwt dolayındaki bölümü kullanılmış olup, bunun önümüzdeki yıllarda giderek artması bekleniyor.
GüneşTürkiye’de güneş enerjisi potansiyeli açısından birçok ülkeye göre şanslı durumda. Ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2 bin 640 saat (günlük toplam 7.2 saat) olup, ortalama toplam ışınım şiddeti metrekareye yılda bin 311 kwh (günlük ortalama 3,6 kWh/m2) olduğu hesaplandı. En fazla güneş enerjisi alan bölge Güneydoğu Anadolu olup, bunu Akdeniz Bölgesi takip ediyor. Güneş enerjisi teknolojileri, termal güneş sistemleri ve fotovoltaik sistemler olarak ikiye ayrılıyor. Güneş enerjisi ısıtma, kurutma, tuzlu suyun damıtılması, yemek pişirme, yüzme havuzlarının ısıtılması, soğutma, proses ısısı sağlama gibi alanlarda kullanılıyor. Ancak güneş enerjisi uygulamalarının en yaygın ve ekonomik olanı sıcak su sistemleridir. RüzgarTürkiye’de rüzgar santrallerinin kurulması yolunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na Yap Işlet Devret modeli çerçevesinde 1400-1500 MW civarında toplam 48 adet başvuru oldu. EIEI tarafından yapılan rüzgar enerjisi çalışmalarında Çanakkale Boğazı civarı, Bozcaada, Gökçeada, Sinop, Bandırma, Ayvalık, Dikili, Çeşme, Bodrum, Antakya, Silifke ve Mardin yörelerinin rüzgar enerjisinden yararlanılabilecek alanlar olduğu tespit edildi.Hidrojen
Geleceğin enerjisi olarak adlandırılan hidrojen, suyun elektrolizi veya ısıl parçalanması ya da kömür veya petrol ürünlerinin parçalanması gibi çeşitli yöntemlerle üretilebiliyor. Günümüzde ABD, Almanya, Kanada ve Rusya gibi ülkelerin yansıra Uluslararası Enerji Ajansı gibi kuruluşlarda araştırma ve geliştirme çalışmalarına önemli kaynaklar ayırıyor. Japonya, 2020 yılına kadar hidrojen araştırmaları için 4 milyar dolar ayırdı. UNIDO işbirliği ile Türkiye’de Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) projesi ile hidrojen çağına adım atılması hedefleniyor.Nükleer enerji
Son yıllarda Türkiye’de enerji sektöründe en çok tartışılan konuların başında da nükleer enerji geliyor. Bu nedenle nükleer santral kurma çabaları 1969 yılından bu yana, 30 yıldır gündemde olmasına rağmen henüz bir gerçekleştirilemedi. Bugün dünyada 33 ülkede nükleer santral mevcut. 1997 yılı itibariyle 437 ünite işletmede olup, toplam kurulu güç 351 bin mw. Nükleer elektrik üretimi ise 2 milyar mwh seviyesinde bulunuyor. Bu miktar dünya elektrik üretimin yüzde 18’ini oluşturuyor. 1994 yılı dünya nükleer elektrik üretimi 470 milyon ton petrole karşılık geliyor ve Suudi Arabistan’ın 1993 yılı petrol üretiminden fazla. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca yapılan projeksiyonlara göre ilk nükleer santralın 2005 yılında, ikincisinin ise 2008 yılında işletmeye alınması öngörülüyor. 2020 yılına kadar Türkiye’nin nükleer kurulu gücünun 10 bin mw seviyesine ulaşması hedefleniyor. -
Ülkemizde sürekli olarak yaşayan insanların tamamı, Türkiye’nin nüfusunu oluşturur. Nüfus ise yapılan sayımlara göre belirlenir.
1. Genel Nüfus Sayımları ve Yararları
Nüfus, belirli bir alanda yaşayan insan topluluğudur. Bu insan sayısının belirlenmesi ve çeşitli özelliklerinin öğrenilmesi için yapılan çalışmaya nüfus sayımı denir. Ülkemizde ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır. Ikinci nüfus sayımı ise 1935 yılında yapılmıştır. Bundan sonra 1990 yılına kadar her 5 yılda bir yapılmıştır. Daha sonra ise 1997 ve 2000 yıllarında da nüfus sayımı yapılmıştır. Ülkemizde genel nüfus sayımlarını Devlet Istatistik Enstitüsü (DIE) yapmaktadır.
Ülkeler için nüfus ile ilgili bilgileri öğrenmek çok önemlidir. Çünkü ülkelerin kalkınması, yatırımları ve yönetimi nüfusla çok yakından ilgilidir. Ekonomik ve sosyal plânlamalar yapılırken nüfus her zaman dikkate alınmak zorundadır.
2. Yurdumuzda Nüfusun Genel Dağılışı
2000 yılında yapılan nüfus sayımında ülkemizin nüfusu 67 844 903’tür. Bu nüfus ülkemizin her yerine eşit şekilde dağılmamıştır. Bazı yerlerde çok yoğun bazı yerlerde ise çok azdır. Bu durum nüfus yoğunluğunu ifade eder. Nüfus yoğunluğu km2’ye düşen insan sayısı olarak belirtilir. En son sayımda ülkemizin ortalama nüfus yoğunluğu 83,3’tür. Fakat bu ortalama bir değerdir.
Ülkemizdeki nüfusun büyük kısmı verimli tarım alanları olan kıyı ovalarında toplanmıştır. Iç kesimlerde de düz alanların bulunduğu yerlerde nüfus kalabalıktır. Nüfusun yoğun olduğu yerlerde genellikle ulaşım, ticaret, sanayi ve tarım gelişmiştir. Nüfusun seyrek olduğu yerler ise engebeli ve dağlık alanlar ile ulaşım, ticaret, sanayi ve tarımın gelişmediği yerlerdir.
Sık nüfuslu yerler: Marmara denizi kıyıları, Ege Bölgesi’nin kıyı kesimi ve çöküntü ovaları, Akdeniz Bölgesi’nde Çukurova çevresi, Karadeniz Bölgesi’nde Doğu Karadeniz kıyıları ile Batı Karadeniz’in batısıdır. Ayrıca Ankara, Eskişehir, Gazi Antep ve Diyarbakır yoğun nüfuslu illerdir.
Seyrek nüfuslu yerler: Karadeniz Bölgesi’nin dağlık alanları ve Doğu ve Batı Karadeniz’in iç kesimleri, Doğu Anadolu Bölgesi’nin büyük kısmı, Iç Anadolu Bölgesi (Yukarı Sakarya Bölümü hariç), Toros dağları, Güney Ege kıyıları, Yıldız dağları, Biga yarımadası ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kesimleridir.
1997 sayımındaki nüfusumuzun bölgelere dağılımı
Ülkemizin nüfusunun bazı yerlerde sık, bazı yerlerde seyrek olması doğal ve beşeri etkenlere bağlıdır.
Doğal Etkenler
Iklim özellikleri: Doğal etkenlerin en önemlisidir. Iklimin uygun olduğu fazla soğuk ve kurak olmayan yerler yerleşime uygundur. Buna karşılık çok soğuk olan ve az yağış alan yerler, yerleşmeye ve yaşamaya uygun değildir. Buralarda nüfus çok seyrektir.
Yer şekilleri: Dağlık alanlar ve arazinin engebeli olduğu yerler yerleşmeye elverişli değildir. Düz alanlar ve ovalar ise yerleşmeye daha elverişlidir.
Toprak özellikleri: Verimli toprakların bulunduğu yerlerde geniş tarım alanları olduğu için buralarda nüfus yoğundur. Toprağın verimsiz olduğu yerlerde ise nüfus çok seyrektir.
Beşeri Etkenler
Sanayi: Ülkemizde sanayinin gelişmiş olduğu yerler en sık nüfuslu alanlardır. Buralar aynı zamanda en fazla göç alan yerlerdir.
Ulaşım: Ticaretin gelişmesini sağlayan en önemli faktör ulaşımdır. Ulaşımın geliştiği kentlerde sanayi de çok gelişmiştir. Bu yüzden ulaşımın geliştiği yerlerde nüfus yoğunluğu fazladır. Ayrıca verimli tarım alanlarının, yer altı kaynaklarının ve turizmin geliştiği yerlerde nüfus yoğunluğu çok fazla olmaktadır.
3. Kırsal Yerleşmelerden Kentlere Göçün Nedenleri ve Sonuçları
Insanların yaşadıkları yeri değiştirmelerine göç denir. Eğer değiştirilen yer ülke içinde olursa buna iç göç denir. Ülkemizdeki iç göçler, köy ve kasaba gibi küçük yerleşim merkezlerinden iş bulma imkânlarının daha kolay olduğu büyük kentlere doğru göç ederler.Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusumuzun üçte ikisi köylerde yaşamaktaydı. Göçler sayesinde günümüzde nüfusumuzun yarıdan fazlası kentlerde yaşamaktadır.
Ülkemizde göçlerin büyük kısmı yerleşmek için yapılır. Bu tür göçlere sürekli göçler denir. Bir de mevsimlik göçler vardır. Bu tip göçler genellikle yaz mevsiminde tarım ürünlerinin hasadında çalışmak için yapılmaktadır. Özellikle Çukurova’ya pamuk, Doğu Karadeniz kıyılarına da çay ve fındık tarımı için mevsimlik işçi göçleri meydana gelmektedir. Ayrıca yazın turizm faaliyetlerinden dolayı Akdeniz ve Ege bölgelerinin kıyılarındaki turistik mekanlara yapılan göçleri de bu tür göçler arasında gösterebiliriz.
Ülkemizde göçler özellikle Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden diğer bölgelere doğru olmaktadır.
En fazla göç veren iller; Artvin, Trabzon, Rize, Bayburt, Gümüşhane, Sinop, Kastamonu, Kars, Tunceli, Hakkari, Muş, Bingöl, Siirt, Sivas, Ağrı ve Kırklareli’dir. En fazla göç alan iller ise Istanbul, Izmir, Ankara, Adana, Mersin, Antalya, Izmit ve Bursa’dır.
Ülkemizdeki kırsal ve kentsel nüfusun değişimi
Kırsal bölgelerden kentlere doğru meydana gelen göçlerin nedenlerini söyle sıralayabiliriz;
a. Kırsal Kesimdeki Itici Etkenler
* Kırsal bölgelerde hızlı nüfus artışından dolayı tarım alanlarının küçük parçalara ayrılması
* Kırsal kesimlerdeki eğitim ve sağlık hizmetlerinin yeterince gelişmemiş olması
* Tarım alanlarında makine kullanımının artması ile birçok insanın işsiz kalması
* Genellikle kırsal kesimdeki ekonomik yetersizlikler insanların göç etmesine neden olur.
b. Kentlerdeki Çekici Etkenler
* Kentlerde gelişmiş olan sanayi ve ticaret sayesinde iş imkânlarının daha fazla olması
* Kentlerdeki eğitim ve sağlık hizmetlerinin oldukça gelişmiş olması
* Bu nedenlerden dolayı ülkemizde kırsal bölgelerden büyük kentlere hızlı bir göç meydana gelmektedir. Ülkemizdeki kentleşme hızı sanayileşme hızını geçmiştir.
Bu yüzden kentlerde birçok sorunlar ortaya çıkmıştır. Büyük kentlerde çok hızlı artan nüfustan dolayı meydana gelen sorunları şöyle sıralayabiliriz;
* Çevre ve hava kirliliğinin ortaya çıkması
* Gecekondulaşmanın artması
* Yol, su, elektrik ve kanalizasyon gibi alt yapı yetersizliklerinin ortaya çıkması
* Insanların oturabileceği konutların yetersiz kalması
* Göç edenlerin kentlerdeki sosyal çevreye uyum sağlayamamaları
4. Yurdumuzda Nüfus Artışının Nedenleri ve Sonuçları
Bir alanda, belirli bir süre içinde, insan sayısındaki artışa nüfus artışı denir. Nüfus artışı doğal olarak doğumların ölümlerden fazla olması ile meydana gelir. Göçler de nüfus artışına neden olan faktörlerdendir. Ülkemizde doğum oranı yüksek olduğu için nüfus artış hızımız % 2 civarındadır. Bu durum ülkemizdeki nüfusun oldukça genç olmasını sağlamıştır. Türkiye’deki nüfus artışının başlıca nedenleri şunlardır:
a. Sağlık Hizmetlerinin Gelişmesi
Ülkemizde özellikle 1950 yılından sonra sağlık hizmetlerinde bir iyileşme olmuştur. Bu sayede salgın hastalıklardan ölenlerde ve doğum sırasında çocuk ya da anne ölümlerinde bir azalma meydana gelmiştir. Bu da nüfus artışına olumlu katkı sağlamıştır.
b. Beslenme Şartlarının Iyileşmesi
Ülkemizde son yıllarda hayvansal ve bitkisel bazı besinlerin üretimi artmıştır.
Aynı zamanda ülkemizin gelişmesi ile birlikte insanların gelirleri arttığı için bu besinlere ulaşmaları kolaylaşmıştır. Bu durumda nüfus artışına olumlu etki yapmıştır.
Ülkemizin yıllara göre nüfus artışı grafiği
c. Dış Göçler
Ülkemiz nüfusunun artmasında dışarıdan yapılan göçlerinde etkisi vardır.
Cumhuriyet kurulduktan sonra ülkemize Yunanistan, Bulgaristan, Irak ve Kafkaslar’dan 2 milyona yakın insan göç etmiştir.
Ülkemizde hızlı nüfus artışının neden olduğu sorunlarda vardır.
* Işsizlik oranının artması
* Kalkınma hızının düşmesi
* Gelir dağılımında dengesizliklerin ortaya çıkması
* Eğitim ve sağlık hizmetlerinin zorlaşması
* Çevre ve trafik sorunlarının artması
* Geçim sıkıntılarının artması
* Konut (ev) yetersizliğinin ortaya çıkması gibi birçok olayın nedeni hızlı nüfus artışıdır.Ülkemizde nüfus artışının azaltılması için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bunlardan en önemlisi aile planlaması çalışmalarıdır. Zaten son yıllarda ülkemizde nüfus artışında belirgin bir düşüş meydana gelmiştir. Normal şartlarda insanlar bakabilecekleri kadar çocuğa sahip olmalıdırlar.
-
Türkiye’de Başlıca Toprak Tipleri
forum.havaforum.com/attachment/10391/
1. Zonal Topraklar
Kahverengi Orman Toprakları: Orman örtüsü altında oluşan bu topraklar organik madde bakımından zengin olduklarından renkleri koyudur. Yıkanmanın fazla olduğu yerlerde asitli ve kireçsiz orman toprakları oluşmaktadır. Ülkemizde bu tip topraklar, Kuzey Anadolu Dağlarının denize bakan yamaçlarında yaygındır. ıyi yıkanmış bu topraklar çay ve kivi yetiştirmek için oldukça elverişlidir.Kırmızı Akdeniz Toprakları (Terra-Rossa)
Organik madde bakımından fazla zengin olmayan bu topraklarda genellikle turunçgil, bağcılık ve zeytin tarımı yapılmaktadır. Bu topraklar ülkemizde Marmara Bölgesinin güney kesimi ile Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaygın olarak görülmektedir.forum.havaforum.com/attachment/10388/
Kahverengi Bozkır Toprakları
Bozkır sahalarında, yıllık yağış miktarının 400 mm’nin altında olduğu yerlerde oluşan bu topraklar, organik madde bakımından fazla zengin değildir. Ülkemizin iç kesimlerinde yaygın olan bu topraklarda genellikle tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır.forum.havaforum.com/attachment/10389/
Kestane Renkli Bozkır Toprakları
Bozkır alanlarında yıllık yağış miktarının 400-600 mm olduğu yerlerde oluşan bu topraklar, organik madde bakımından zengindir. Ülkemizin iç kesimlerinde görülen bu toprakların bulunduğu alanlarda genellikle tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır.Çernezyom (Kara Topraklar)
Karasal iklimde çayır bitki örtüsü altında oluşan bu topraklara Erzurum-Kars çevresinde ve Doğu Karadeniz Dağlarında rastlanır. Üzerinde gür otlakların bulunduğu bu alanlarda genellikle büyükbaş hayvancılık yapılmaktadır.2. İntrazonal Topraklar
Vertisoller
Vertisollerin yüksek tarımsal potansiyel özelliği vardır. Bu topraklarda her ne kadar düşük yağış nedeni ile nem eksikliği görülse de sulama ile vertisoller çok verimli tarım topraklarına dönüşebilir. Örneğin Trakya’da karakepir toprağı olarak tanımlanan vertisoller üzerinde buğday ve ayçiçeği tarımı yapılır. Bu topraklara Anadolu’da ise taş doğuran toprak denir. Kil oranı fazla olan bu toprakların işlenmesi zordur.forum.havaforum.com/attachment/10390/
Tuzlu Topraklar
Kapalı havza veya eski göl tabanlarında oluşan topraklardır. Bu topraklarda tuz oranı fazla olduğundan tarım yapılamaz. Bu tip topraklara Tuz Gölü çevresinde ve Konya Ovası’nda rastlanmaktadır.3. Azonal Topraklar
Alüvyal TopraklarAkarsuların taşıyıp biriktirdiği malzemelerden oluşan alüvyal topraklar; vadi tabanlarındaki düzlüklerde, birikinti ovalarında, delta ovalarında ve eski göl tabanlarında yaygındır.Ülkemizde alüvyal toprakların görüldüğü başlıca alanlar:
Karadeniz kıyılarında; Bafra, Çarşamba ve Adapazarı ovaları Ege kıyılarında; Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes ovaları
Akdeniz kıyılarında; Çukurova, Amik Ovası, Silifke ve Antalya ovaları
iç kesimlerde; Erzurum, Erzincan, Muş, Erbaa, Niksar ve Konya ovaları alüvyal toprakların geniş yer kapladığı alanlardır.
Bu topraklar, taşınan materyalin özelliklerine bağlı olarak killi, kalkerli veya kumlu olabilir. Alüvyal toprakların horizonları gelişmemiştir. Toprak yüzeyi, akarsuların taşıyıp getirdiği malzeme ile sürekli yenilenmektedir.
İşlenmesi kolay olan alüvyal topraklar, mineral ve organik madde bakımından zengin olduklarından verimleri oldukça yüksektir. Bu nedenle alüvyal toprakların bulunduğu yerler ülkemizin önemli tarım alanlarıdır.Kolüvyal Topraklar
Kolüvyal toprakların bulunduğu alanlar ağaç tarımının yapıldığı alanlar ile ormanlık sahalar olarak karşımıza çıkar. Su tutma kapasitesi düşük olan bu topraklarda genellikle bağcılık ve bahçe tarımı yapılmaktadır.Regosoller
Regosoller kumlu topraklar olduğundan yağış suları kısa zamanda toprağa sızar. Bundan dolayı ayrışma fazla olmadığından topraklar son derece geç gelişir. Ağrı ve Van’da bu topraklara rastlanmaktadır. -
Pınargözü Mağarası, Isparta'nın Yenişarbademli ilçesi sınırlarındaki Türkiye'nin en uzun mağarasıdır.
İlçeye 8 km uzaklıktaki Çaydere ormanlık bölgesinde tektonik kırıklar üzerinde oluşmuş, aktif bir mağaradır. Mağara içinden 778 l/sn debisinde güçlü bir kaynak çıkar. Mağara içinde büyük gölcükler, damlataş havuzları, damlataş birikmeleri, büyük çağlayanlar ve sifonlar bulunur.
forum.havaforum.com/attachment/10386/
12 km ile Türkiye'nin en uzun mağarasıdır. 4-5 C ile suyu en soğuk mağaradır. Giriş ile ulaşılan son nokta arasındaki 720 m yükselti farkı, Türkiye'nin en yüksek farkıdır. Mağara içinde soğuk ve sert bir esmektedir. 2011 yılında mağarada inceleme yapan Fransız ekip uzunluğun 16 km olduğunu iddia etse de, ispatlanamamıştır. 2015 Yılında Türk ve Romen mağaracılar haritalama çalışmalarını birlikte yürütmüştür. Mağara Kızıldağ Milli Parkı sınırlarındadır.
-
-
@CrossBench umarım yoğunluğunu azaltırsın sıkça görürüz seni buralarda eskisi gibi:) kendine iyi bak, buarada resimler muazzam
İnşallah abi.

-
@CrossBench Emre nerelerdesin yahu baya sessizsin çok nadir görüyoruz seni forumda? sağlık sıhhat herşey yolundamıdır?
Allaha şükür şuanlık birşey yok abi. Antalya - Manisa - İzmir arası mekik dokuyorum.
Çok vaktim kalmıyor ne yazıkki ama foruma her hafta mutlaka giriyorum ne var ne yok diye.
Ama aktif olamıyorum ne yazıkki. 
-
Uzun bir aradan sonra 4. konu ile devam ediyorum. Diğer 3 konuyu görmeyenler mutlaka bakmalı.
Görmen Lazım
Görmen Lazım 2
Görmen Lazım 3
360 derece gökkuşağı
Rakotz Köprüsü ve kar, Almanya
Moraine Gölü, Kanada
Kardan Battaniye, İzlanda
Bora Bora Adasında yıldızlar
Alpler, kar ve İsviçre
Annecy , Fransa
Edinburgh, İskoçya
San Boldo Geçitleri, İtalya
Sheraton Huzhou Hot Spring Resort - Huzhou, Çin
İsviçre
Dolomites, İtalya
Kuzey Dakota'da kalp şeklinde nehir, Amerika
İstanbul...
-
Salda Gölü, Burdur'un Yeşilova ilçesinde, ilçe merkezine 4 km. uzaklıkta, ormanla kaplı tepeler, kayalık araziler ve küçük alüvyal ovalarla çevrili hafif tuzlu karstik [1] bir göldür. Göller bölgesi içindedir. Yüzölçümü yaklaşık 44 kilometrekaredir. 184 metreye varan derinliği ile Türkiye'nin 3. en derin gölüdür. Gölde oluşan hidromanyezit minerali 'biyolojik mineralizasyon'un en güzel ve güncel örneklerinden biridir.
Kış aylarında önemli sayılarda barındırdığı pasbaş, patka ve dik kuyruk ördek Salda Gölü'nün uluslararası öneme sahip sulak alanlar içerisinde yer almasını sağlamaktadır. Çevresi karaçam ormanlarıyla çevrili olup plajları vardır. Göle 1989 yılında Doğal Sit Alanı statüsü verilmiştir.

Suyunun temizliği ve turkuaz rengiyle oluşan güzel manzaranın yanı sıra, güneybatı ve güneydoğu kıyılarında yer alan küçük kumsallar alanın rekreaktif amaçlı kullanımına olanak sağlamaktadır. Salda Gölü Burdur ilinin yaklaşık 60 km. batısında yer alır. Türkiye'nin en derin, en temiz, en berrak özelliklere sahip gölü olarak tanınıyor. Deniz seviyesinden yüksekliği 1140 m.'dir. Göl suyunun terkibinde magnezyum, soda ve kil bulunması bazı cilt hastalıklarının tedavisinde yararlı sonuçlara sebep oluyor. Uzmanların yaptığı araştırmalara göre göl suyu sivilcelere iyi geliyor. Gölün arka kısmında kalan orman örtüsü keklik, tavşan, tilki, yaban domuzu, göl ise yaban ördeklerine ev sahipliği yapıyor. Göl içindeki suların çekilmesiyle görülmeye başlayan yedi beyaz ada bulunmaktadır. Gölün doğusunda Yeşilova ilçesi, güneybatısında Salda, kuzeybatısında Doğanbaba ve kuzeydoğusunda Kayadibi köyleri yer almaktadır. Son 20 yıldır, göl seviyesinde 3-4 metreyi bulan bir çekilme olmuştur. Hâlen çekilme devam etmektedir.
-
Toprağın akarsular, sel suları ve rüzgarlar gibi dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılıp taşınması ve sürüklenmesi olayına erozyon denir.
Yeryüzünde bitki örtüsü ve su akışı ile toprak örtüsü arasında doğal bir denge vardır. Bu doğal denge içerisinde, yer yüzünün dış kuvvetler tarafından aşındırılmasına doğal erozyon denir. Doğal erozyon insanlar ve çevre için zararlı değildir. Çünkü doğal erozyonla çok yavaş olarak üstten aşınan toprağın yerine alttan yeni toprak oluşmaktadır. Onun için toprak örtüsü yenilenerek yerinde kalmaktadır. Ancak bitki örtüsünün tahribi gibi insanların olumsuz girişimleri sonucu doğal denge bozulur. Böylece erozyon hızlanır. Bu olay sonunda toprak örtüsü hızla incelir, zamanla yok olur. Kayalar yüzeye çıkar. Ülkemiz dünyada erozyonun en çok görüldüğü ülkelerden biridir. Topraklarımızın en az yarısı çeşitli derecelerde erozyona uğramıştır. Türkiye’de görülen erozyon Kuzey Amerika’dan 6, Avrupa’dan 17 kat daha fazladır.Türkiye’de Erozyonu Oluşturan Başlıca Etkenler
a) Arazinin Çok Engebeli ve Eğimli Olması
Eğimin fazla olması sağanak yağışların bu tür arazileri kolayca süpürmesine neden olur.b) Bitki Örtüsünün Tahrip Edilmesi
Ormanların bilinçsizce kesilmesi ve orman yangınları özellikle eğimli arazilerin çıplak kalmasına neden olur. Ayrıca mera ve otlakların aşırı otlatılması, otlakların dengesini bozar.
c) İklimin Etkisi
Ülkemizde özellikle iç bölgelerde meydana gelen sağanak yağmurlar ve bunların sonucunda oluşan seller, bitki örtüsünün zayıf olduğu alanlarda toprakların süpürülmesine neden olmaktadır. Dere yataklarının ıslah edilmemesi ve sel taşkınları toprak erozyonunu artırıcı etkenlerdendir.
d) Toprağın ve Ana Kayanın Etkisi
Anakayanın fiziksel ve kimyasal özellikleri aşınma üzerinde etkilidir. Bitki örtüsünden yoksun kumlu, killi araziler yüzey suları tarafından kolayca aşındırılarak şekillendirilir.
e) Arazinin Yanlış Kullanımı
Ormanların tahrip edilerek tarım alanlarına dönüştürülmesi, bozkır, çayır, ormanlık alanlardaki otlakların hayvanlara otlatılması, anız örtüsünün yakılması ve arazinin eğim yönünde işlenmesi gibi faktörler arazinin doğal dengesini bozmaktadır. Bu tür olaylar erozyonu artırmaktadır.Rüzgarlar yağışın fazla olduğu Doğu Karadeniz’in kıyı kesimleri hariç bir çok bölgede erozyona neden olur. Bu yerlerin başında Konya-Karapınar çevresi gibi hem bitki örtüsünün zayıf, hem de kuraklığın belirgin olduğu yöreler gelir.
Türkiye’de Erozyonun Ortaya Çıkardığı Başlıca Sorunlar
• Toprağın üstteki verimli kısmının sel sularıyla süpürülüp gitmesiyle tarımsal verim azalmaktadır.
• Erozyon sonucu, toprakların bir kısmı denizlere, göllere ve barajlara taşınmaktadır. Bunun sonucunda da barajlar kısa sürede toprakla dolmaktadır.
• Erozyonla toprakların taşındığı yerlerde verimsiz olan taşlık ve kayalık araziler ortaya çıkmaktadır.
• Erozyonun günümüzdeki hızıyla devam etmesi halinde yakın gelecekte ülkemiz çölleşme sorunuyla karşı karşıya kalacaktır.Toprak Erozyonundan Korunma Yolları
• Bitki örtüsü korunmalı, çıplak araziler ağaçlandırılmalıdır.
• Tarla açma gibi nedenlerle ormanlar tahrip edilmemelidir.
• Nadas alanları azaltılmalı, nöbetleşe ekim yaygınlaştırmalıdır.
• Meraların ve otlakların aşırı otlatılması önlenmelidir.
• Barajların ve göllerin su toplama alanları ağaçlandırılmalıdır.
• Mera hayvancılığı yerine ahır hayvancılığı geliştirilmelidir.
• Araziler eğim doğrultusunda değil, eğime dik olarak sürülmelidir.
• Rüzgarların etkili olduğu alanlara rüzgarın hızını kesecek engeller yapılmalıdır.
• Eğimli araziler aşırı işlenmemelidir.
• Eğimli araziler taraçalandırılmalıdır.
• Ürünler hasat edildikten sonra anız örtüsü yakılmamalıdır.
• Akarsu yatakları ıslah edilmelidir.
• Erozyonla mücadele ile ilgili olarak halk eğitilmelidir.
-
-
-
Sivas maçı
İnci sözlükte paylaşılmış.Orta saha orta enlemler olmuş sağ taraf kış sol taraf yaz 

Sadece İnci değil. Avrupalı trol sayfalarıda paylaştı.
-
Manisa merkez için geçen günlerdeki verilerde fazla yağış gözükmüyordu fakat soğuk yeterli gibi duruyordu. Şimdi nasıl peki durum?
